büyük şehirler genellikle baraj ya da gölden alır suyu arıtma tesisine. su kaynağı
*, arıtma tesisinden daha alçak bir
kotta olacağından dolayı, su,
pompalarla tesise basılır.
baraj:
http://img123.imageshack.us/...
[ara not 1: suyun özelliğine bağlı olarak
arıtma tesisi kurulur. bütün tesisler birbirinden farklı olmalıdır. hem
boyutsal hem de
işlevsel olarak. çünkü suyun kalitesini değiştiren birçok değişken vardır.
ph,
alkalinite,
bulanıklık, organik madde,
demir,
mangan,
renk,
koku bunlardan bazılarıdır. bu değişkenlerden herhangi birindeki değişme, tasarlanacak arıtma sisteminde değişikliğe gitmeyi gerektirebilir. o yüzden aşağıda anlatılacak sistem, büyük bir şehirdeki pek de temiz olmayan bir su kaynağının arıtılması işlemidir.]
ilk işlemimiz suyun havalandırılması işlemidir. burada amaç, sudaki uçucu organik kimyasallardan kurtulmak, kolay oksitlenebilen atomları oksitlemek
* ve suya kazanabileceği kadar
oksijen kazandırabilmektir. burada ne kadar oksijen verilebilirse bir sonraki işlem olan ozonlama işleminde o kadar az ozon
* harcanır. belki de arıtma tesisi gezen biri için en zevkli yer burasıdır. çok güzel bir görüntüsü vardır çünkü. şurdan bakın bir tanesine:
havalandırma tankı:
http://img241.imageshack.us/...
ozonlama işlemi isteğe bağlıdır. eğer su kaynağımızda organik bileşikler varsa, bunlar ileriki aşama olan
klorlama işleminde kanserojen olan
thm*’lerin oluşmasına sebebiyet verecek olmasından dolayı uygulanır. suda
organik bileşiklerin olması da suyun pis olduğu anlamına gelir.(neler olduğunu söylettirmeyin bana şimdi) ozonlama işlemi çok zor ve pahalı olan bir işlem olmasından dolayı, genelde arıtma tesisinin içinde üretilir. çok kolay bir işlem ozon üretmek; havadaki oksijenler parçala, diğer oksijenlerle birleştir, al sana ozon. tabii göründüğü kadar kolay değil bu işlem, hele ki ozonun
kararsız bir
molekül olduğunu düşünürsek. türlü cambazlıklar yapılır, ozonu suya yedirebilmek için.
ozon üreteci: [evet ben de bişey anlamıyorum, bakıyorum ama]
http://img235.imageshack.us/...
suyumuzu ozonladık. artık
mikron ya da
milimetre boyutundaki parçacıklarımızı
pıhtılaştırma işlemine geçebiliriz. pıhtılaştırma da ‘adı üstünde’ kendiliğinden çökemeyen parçacıkları bir araya getirip büyütmek ve çökebilecek hale getirmek. bu işlem için pıhtılaştırıcılar kullanılır.
*pıhtılaştırıcı madde suda
iyonlarına ayrılır ve
zıt iyonu bulup bir
flok* oluşturur. [ne miktarda kimyasal vereceğimiz tabii su kalitesine göre değişir. ama ilginçtir, kirlilik göreceli olarak azsa, daha fazla kimyasal vermek gerekiyor.] bu işlemin gerçekleşmesi için hızlı karıştırma uygulamak gerekir suya. bu hızlı karışım illa
mekanik olacak diye de bir kuralımız da yok tabii. çok daha temiz, ucuz olan
serbest düşme ile de karışım sağlanabilir fotoğraftaki gibi:
http://img508.imageshack.us/... [yumaklaştırıcı verilen borumsu da görünüyor.]
koagülasyon* işlemi ile mikron ya da daha büyük boyuttaki parçacıkları adama benzetip boyutlarını iki katına çıkardık.(atıyorum tabii, yaklaşık olarak) ama yetmez. hala sonraki aşama olan
çöktürme işlemi için yeterli boyutta değil. o yüzden yumaklaştırıcı ekledikten hemen sonra
flokülasyon işleminin gerçekleşmesi için yumaklaştırıcı
* ekliyoruz.
polimerler uzun zincirleri yardımıyla, birbirine sıkı sıkıya tutunmuş olan iyonları bir araya getirip flokların büyümesine yardımcı olur. çok sayıda floğu
*bir araya getiren polimerler de kendi aralarında
bağlar kurarak ya da yapışarak artık çok güzel ve kolay çökebilen bir büyük floğu oluştururlar. bu işlem esnasında mekanik yavaş karıştırıcılar suyu karıştırarak flokları incitmeden bir araya getirme çabası içindedir.
[ara not 2:
* aklımızdan geçmiştir çoğu zaman, bu tür işlemleri insanlar nasıl bulmuşlar diye.
* buradaki kahramanlarımız afrikalı kadınlar. bir de makaleye konu olan bu kadınlar,
koagülasyon ve
flokülasyon olarak tabir ettiğimiz işlemleri yıllardır zaten yapıyormuş, şöyle ki: dereden aldıkları suyu bir kaba koyup bir kök ekliyorlarmış, bu işlem hızlı karıştırma ve hareketli bir şarkıyla yapılıyormuş. daha sonra karıştırma hızı yavaşlayıp, şarkı da
aheste aheste devam ediyormuş. bilim insanlarının çalışmaları göstermiş ki, ekledikleri maddeler polimer hammaddesi. onlar belki söyledikleri şarkının etkisine inanıyorlardır ama bilim işte!]
bu işlemden hemen sonra
çöktürme işlemine geçebiliriz. basit bir işlem.[-
hastayım şu harunun her şeyi bilen tavrına. - sağol canım.] suya zaman ve yol verilir akış halindeyken fazlalıklarından kurtulur o da. aha da şu savaklardan toplanır su:
http://img74.imageshack.us/... [suyun pis olduğuna bakmayın, atıksu savağı bu, en iyi savak görüntüsü buydu]
e şimdi su pirüpak mı oldu? tabii ki hayır.
arıtma tesisinin yanlış tasarlanmasından, fazla gelen
debiden ya da su kalitesinin değişmesinden ötürü yaşanan flok kaçışları filtreleme
* işlemi ile
bertaraf edilir.
hemen
filtreleme işlemine geçelim. filtreleme işlemi genellikle
kumla yapılır. bu işlemde çökeltmeden alınan suyun kum üzerinden geçirilmesi sağlanır. bu işlem yeraltı sularının oluşması prensibi ile aynıdır. bildiğimiz gibi
yeraltı sularının oluşması da yüzeyden emilen suyun kendine bir yol oluşturup su kaynağı yaratma işleminin sonucudur. biraz daha detay için (bkz:
filtre/!milwaukee)
[ara not 3: filtreleme demişken aklıma geldi: eskiden(ömerli barajının ilk kurulduğu zamanlar) su o kadar temizmiş ki, arıtma tesisi bile kurmamışlar, sadece ufak bir filtrasyon tankının yapılmasını yeterli bulmuşlar. şimdi orada tesis sayısı dört. her geçen yıl talep arttığı için yeni tesisler yapılmış. yeni tesislerin yapılması bir yana; neden artık sadece filtreleme yeterli değil? (bkz:
ömerli barajı/!milwaukee)]
filtrelenmiş suyu yine de içemeyiz. çünkü filtre kumundan geçebilecek küçüklükte
mikroorganizmalar bulunur. bunu çözmek için de herkesin bildiği
klorlama işlemi uygulanır. klor, ozon gibi kararsız olmaması, ozondan daha ucuz olması, ve suda yeterli miktarda
bakiye barındırabilmesi nedeniyle tercih sebebidir.
artık misss gibi olan suyumuz içime hazır. şehre basabiliriz.
afiyet olsun.