|
|
- (bkz. urban legends)
- (bkz: şehir efsanesini bir arkadaşım girişiyle anlatmak)
- (bkz: oraya giden geri dönmedi)
- www.efsaneler.com sitesinde ilginç örneklerine rastlayabiliriz.
- akbili biten çocuk otobüse binmek zorundadır ama cebinde de parası yoktur. akbilini basarmış gibi yapar ve sonra ağzıyla;
- biiip.
uyanan şoför çocuğa ters ters bakar. çocuk utana utana;
- abi akbilin metali paslanmış ondan ses böyle.
- murat 131 ve doğan marka iki otomobil saat 17.00 suları buca menderes caddesi'nde çarpışırlar. panikleyen murat 131 sürücüsü anahtarı arabada bırakıp olay yerinden kaçar ve kayıplara karışır. sonradan anlaşılır ki sürücü sigortasız, ruhsatsız olan arabasına sahip çıkmayarak neden olduğu kazanın getirdiği maddi ve manevi yükümlülüklerden kurtulur. çaresiz doğan sürücüsü de trafik polisini bekler ve bir iki muhabbetden sonra trafik polisinin "abi bu işi boşverelim, çok fazla hasar yok zaten." demesi üzerine olay örtbas edilir ve menderes caddesi'nde hayat eski seyrine kavuşur.
eklenti-----
hacı murat'a ne mi oldu? çekici gelmiş çekmiş, ben görmedim ama ertesi gün kazanın olduğu yerin yanındaki cdci söyledi.
eklenti-----
- (bkz: @506138)
(mavio, 14.10.2005 12:34)
- (bkz: mythbusters)
- (bkz: istanbul efsaneleri)
- durağa yanaşmaya çalışan otobüs, durakta bekleyen simitçi yüzünden yanaşamamaktadır. korna morna derken en sonunda otobüs, duyarsız simitçiye hafiften değdirir. simit tezgahı düşer, simitler yere saçılır ve şöförün sinirle otobüsten inme eylemine giriştiğini gören simitçi tezgahı bırakıp kaçar. durakta bekleyen vatandaşın biri de, günahtır diye düşünerek yere dökülen simitleri toplamaya başlar. otobüsten inen şöför, simitçi zannedip o güzel insanın tepesine bir tane şaplak yapıştırır. gariban "abi ben yolcuyum simitçi kaçtı" şeklinde kibar bir açıklama yaparak yeni bir şaplaktan kurtulur. ve bir tek şaplakla kurtaran vatandaş, kaderin acı bir oyunu sonucu, zalim şöförün tıklım tıkış otobüsüne son yolcu olarak binmeyi başarır ve otobüs hareket eder.
olay burdan sonra efsane halini almaktadır.
otobüs hareket ettikten kısa bir süre sonra şöför aniden sağa çeker ve durur.
ş : demin tokat attığım arkadaş nerede?
v : burdayım abi, kapının ordayım.
ş : ya sana çok ayıp ettim, gel sen de bana bir tokat at da ödeşelim.
v: abi rica ederim, bilerek yapmadın, boşver.
ş : yok valla olmaz. vicdanım rahat etmez.
v: abi yapma kurban olayım. ben unuttum gerek yok.
ş : (sinirlenir) ben unutamam kardeşim. gelip vurmazsan şurdan şuraya gitmem.
arkadan yolcuların söylenmeleri duyulur : ya vur kardeşim sen de. eve gidecez seni bekliyoruz.
kamuoyunun baskısına dayanamayan vatandaş kalabalığı yararak, mahçup bir şekilde şöförün yanına gider. hafif bir tokat atar ve yine mahçup bir şekilde kalabalığı yararak kapının dibindeki yerine döner. otobüs hareket eder. daha ikiyüz metre gitmeden şöför sinirli bir tavırla otobüsü yine sağa çeker.
ş : sen benimle dalga mı geçiyorsun lan!
v : abi noldu şimdi ya?
ş : ben sana öyle mi vurdum!
v : abi vurdum ya işte allahaşkına uzatma ya.
ş : yok kardeşim aynı şiddette vuracaksın. valla bir yere gitmiyorum yoksa.
arkadan yolcuların söylenmeleri duyulur : aynı şiddette vur da evimize gidelim kardeşim.
vatandaş yine mahçup, yine toplum baskısı altında gider şöföre esaslı bir yapıştırır. şöför "oh be rahatladım" der. otobüs yoluna devam eder.
işte böyle sevgili arkadaşlar. hepimiz biraz o şöför değil miyiz?(maloğlan, 15.01.2006 02:56 ~ 17.01.2006 11:40)
- bunlarla ilgili en ehemmiyetli detay şudur ki insanlar mümkün olduğunca bunların ya kendi okullarında yaşandığını, ya kendi başlarından, ya bir akrabalarının ya da arkadaşlarının başından geçtiğini söylerler. misal, öğretmene götünü gösteren öğrencinin boğaziçi, istanbul, marmara, hacettepe versiyonları bulunur. cebine sokulan kesik penisi havada sallayıp "ben bunun dirisinden korkmuyorum, ölüsünden mi korkacağım" diye bağıran tıp fakültesi öğrencisi kız, türkiye'nin dört bir yanındaki tıp fakültelerinde en az bir adet numunelik olarak bulunur, hatta demirbaş listesine geçirilir.
örnek: şöyle bir efsane var:
-bir karı koca acil servise getiriliyor. kadının kafasında yanık ve darp izleri var. adamın ise penisinde derin izler. ilk müdahale yapıldıktan sonra olayın özü anlaşılıyor: adam mutfakta tavada bir şeyler kızartırken (muhtemelen sosis) karısı geliyor ve adama oral muamele yapmaya başlıyor (sosisten serbest çağrışım olduğunu iddia edenler var). adam o keyifle hareketlerini kontrol edemiyor ve eli tavanın sapına değiyor. tavadaki kızgın yağ kadının başına dökülüyor. kadın o acı ile adamın penisini ısırıyor, adam da o acı ile tavayı kapıyor ve ısırmayı bıraksın diye tavayla karısının kafasına vurmaya başlıyor.
yukarıdaki meşhur bir şehir efsanesidir. defalarca dinledim ve ayıp olmasın diye "hmm ne kadar ilginç" dedim. bir süre sonra ayıp benden değil karşıdan gelmeye başladı:
-abi şimdi benim abi doktor biliyor musun?
+eee?
-şimdi bir karı koca gelmiş acile...
+kadının kafa yanık ve darp izi, adamın penisi yara öyle mi?
-aaaa? sen nerden biliyorsun bunu ben mi anlattım daha önce?
+yok yok bir arkadaşın da amcasının oğlu doktor da, sanırım abinle aynı hastanedeler.
-?!?!
dahası var. tıp fakültesinde okuyan bir genç anlatıyor:
-abi bir gün acil satjındayım... bir karı koca geldi ki üfff...
+kadının kafa yanık ve darp izi, adamın penisi yara öyle mi?
-oha sen nerden biliyorsun abi?
+siktir lan yıkıl gözümün önünden!
şimdi ben de yanılıyor olabilirim. sosis kızartan eşine oral muamele yapmak için o meşhur anı kollayan çok sayıda kadın da olabilr, hepsinin de aynı acı sonu paylaştığı söylenebilir.
lâkin gördüm gördüm ama, "başımdan geçti" diye anlatanı da görmemiştim. o da oldu çok şükür.
- geçen bizim arkadaşa şöyle bişey olmuş, yalan söylemek gibi olmasın iki ay önce miydi neydi; şeklinde başlayıp bütün herkesin tanıdığı bir insanın başına gelmiş, aynı bokun laciverti hikayeler.
(venom, 24.08.2006 02:58)
- bir de şöyle birşey var :
adamın biri bir soğuk hava deposunda kilitli kalır.ertesi sabah adamı depoda ölü olarak bulurlar fakat bir sorun vardır, soğuk hava deposu arızalıdır.
- çoğunun "şehir efsanesi bu" diyeceğini bildiğim "gerçek" bir hâdise:
söz konusu er kişi,askerlik şubesine gidip evrâklarını alır.sınav cevap kağıdına da "kısa dönem askerlik yapmak istiyorum" diye işaret koyar.evrâklarıyla beraber ankara'ya gidip sınava girer.
10 gün içerisinde bütün tanıdıklarının gideceği yerler belli olmuşken bu elemanın yeri bir türlü açıklanmaz.ayın 15'inde teslim olması gerekirken bir türlü sonuç alamaz.hergün askerlik şubesine gidip "ne oldu benim iş?" deyip durur.
o ayın 20'si gibi adresine bir kağıt gelir.meâlen şöyle yazıyor kağıtta:
"genelkurmay başkanlığı'nca bu celp döneminde kısa dönem askerlik uygulaması yapılmamaktadır.söz konusu evrâklarınız askerlik şubesine gönderilmiş ve askerlikten muaf tutulmanıza karar verilmiştir."
bu adam hâlâ aramızda ve "oğlum,kesin yanlışlık olmuştur.seni bi' sonraki celpte kesin çağırırlar" benzeri tacîzlerimize mâruz kalıp tırım tırım tırsmaktadır.
- bir adam varmış osturduğu zaman 50 metre havaya yükseliyormuş ve 200 metre yakınındakileri bayıltabiliyormuş sonrada burnunun deliklerini havayla doldurup,o havayı kullanarak yere iniyormuş*
(bronx, 12.01.2007 23:34)
- (bkz: @447111)
- adanalı'nın biri hacca gider. şeytan taşlama sırasında kendinden geçer, artık kendini iyice olaya kaptırmıştır. nişan alır ve bağırır: "al ulan allahını kitabını siktiğim al"
akabinde linç edildiğini söylemeye gerek yok sanırım
(bkz: adana küfürleri)
- bir kaç tanesi:
- noel baba'nın bugünkü imajını coca cola yaratmış. onun için öyle kırmızı-beyaz giyiniyormuş.
- chevrolet nova marka arabalar meksika'da hiç satılmıyormuş. çünkü ispanyolca'da "no-va", "asla yürümez, gitmez" anlamına geliyormuş. (gerçekte ise 'nova' ispanyolaca'da yeni demekmiş.)
- latin amerika'da pepsi pazarın tek lideriymiş. coca cola'nın esamesi bile okunmuyormuş. çünkü bu ülkelerde "coca" uyuşturucu, "cola" ise g.t demekmiş.
- eğer apple powerbook marka dizüstü bilgisayarların hard diskinden çıkan sesleri kaydedip mors alfabesiyle çözerseniz sürekli şu cümlenin söylendiği ortaya çıkıyormuş: bill gates aptalın tekidir!
- amerika'da siyahlar 2007 yılından sonra oy kullanamayacaklarmış. siyahlara seçme ve seçilme hakkı 1965 yılında başkan lyndon b. johnson zamanında verilmiş. ama 1982'de başkan ronald regan yasayı, "bu hak 25 yılla sınırlıdır" diye değiştirmiş.
- şöyledir ki ders çalışmaktan kafayı sıyırmak üzere olan iki gençten birisi artık nedense birşey dener. ampulü ağzına sokmayı. ampulü ağzına sokar ama geri çıkartmamaktadır. öteki arkadaşı da kafa bulma lan benle çıkar falan demekte lakin eleman çıkaramamakta ve bir kağıda ne bok yicem lan ben şimdi modunda birşeyler yazmaktadır. daha sonra nasıl olur lan çıkar falan diye öteki ev arkadaşı da bir ampül sokar ve onunki de çıkmaz. çareyi hastaneye gitmekte bulan iki kafadar gecenin bi vakti taksiye atlarlar. tabii taksicinin surat ifadesini bilememekle beraber tahmin edebiliyoruz. bir şekilde yazarak flan durumu açıklayan tipler hastaneye gitmek istediklerini söylerler. yarıla yarıla iki kafadarı hastaneye bırakır taksici.
hastanede durumu izah eden ve doktor bekleyen kafadarlar koridorda otururlarken aradan 15 20 dakika geçer ya da geçmez. koridorun başında onları hastaneye getiren taksici görünür. ağzında bir ampul ile.
- "agatha christie romanlarını çok gerçekçi yazıyo, hatta cinayetleri de işleyerek yazıyomuş"
(kane, 16.09.2007 18:48 ~ 18:48)
- efsane;
"ramazan'da, sultanahmet'teki alman çeşmesi'nin musluklarından bal, süt ve meyve suyu akar."
4 yıl sultanahmet'te okumuş bir öğrencinin (benim) yorumu;
-bi siktir git.
- ani fren yapan otobüste bulunan ve o an burnunu karıştırmakta olan adamın parmağının çok derinlere kaçmasıyla ölmesi.
- mahkûm, hapishaneden kaçmak için son hazırlıklarını yapmaktadır. gardiyanla anlaşılmış, ona yeteri kadar para verilmiştir. plan şudur:
hapishanede ölen kişilerin cenazeleri, gardiyanlar tarafından tabuta konulup mezarlığa gönderilmektedir. hapishane büyük olduğu için de her hafta birisi ölmektedir. mahkûm, kaçmak için planlanan gecede, ölülerden birinin tabutunun içine girecek, ertesi sabah hapishaneden çıkarılıp gömülecek ve sonra gardiyan tarafından mezardan çıkarılacaktır. gardiyanın onu görebilmesi için de mahkûm, fenerle tabutun içinden ona ışık yakacaktır. gardiyan, tabutların olduğu odanın anahtarını mahkûma verir. planan gece gelir.
mahkûm, yedek anahtarla ölü odasını açar, tabutun içine girer ve kapağı örter. bütün gece ölüyle birlikte yattıktan sonra ertesi sabah hapishaneden çıkarılır. mezarlığa götürülüp gömülür. aradan birkaç saat geçer ancak ortada gardiyan yoktur. mahkûm, endişelenmeye başlar. bir süre daha bekler ama ne gelen vardır ne de giden. mahkûm sinirlenir ve korkar. gardiyan, onu satmıştır. büyük bir hışımla oradan kaçmak için el fenerini yakar.
hayır, yanında yatan ölü, gardiyandır.
|