• videolar

  • görseller

    • şahmeran
    • şahmeran
    • şahmeran
  1. türkan şoray tarafından bir filmde de canlandıran anadolu mitolojisinden bir kahraman. inanca göre istanbulun altındaki gizli yerlerde yaşayan şahmaranın ismi iki anlamlıdır: biri tüm yılanların başı olması, biri iste yılan bedeninin üstünde insani bir başa sahip olmasıdır. hakkında bir çok efsane olan bu kahraman, en son show tvdeki abidik bir dizi olan melekte ortaya çıkmıştır.
  2. en güzel ifadesini, murathan munganın cenk hikayelerinde bulan nefis halk hikayesidir. şahmeranın bacaklarıadını taşıyan bu hikayede, mungan, yazarlık hünerini sonuna kadar kullanarak okuyucuyu, özokuru olma yolunda kendisine bağlayabilmektedir.
    şahmeran hikayesinin el yazması, milli kütüphanede mevcuttur. arap harflidir.
    munganın dışında tomris uyar da şahmeranı anlatmıştır ama murathan mungan kadar başarılı değildir. yaşar kemal de şahmeranı tekrar kaleme alan isimlerdendir.
    murathan munganın anlatısındaki şahmeran erkektir ve asıl adı yemlivadır.
  3. yılanların şahı anlamına gelen bir isimdir. asıl ismi yemliha olan tarsusta yaşadığına inanılan yarı insan yarı yılan. tarsus merkezinde birde heykeli vardır. şahmeranla ilgili bir çok hikaye vardır ama en çok bilineni şudur.

    camsab yoksul bir ailenin oğlu olup. evinin geçimini arkadaşları ile odun toplayarak sağlamaktadır. bir gün arkadaşları île birlikte bir kuyu dolusu bal bulan camsab, arkadaşlarının aç gözlülüğü yüzünden, kuyunun içindeki bal bi­tince kuyuya bırakılır. kuyuda yalnız başına feryat ederken bir ak­rebin toprağı delip kendisine doğru yaklaştığını görür. akrebi öldü­rür. akrebin geldiği noktadan iğne gözü kadar gün ışığının geldiğini fark eder. cebindeki bıçak ile ışığın geldiği yeri büyütmeye çalışır. açılan geniş delikten geçer. çiçeklerle dolu, ortasında havuzu bulu­nan genişçe bir bahçeye girer. havuzun çevresinde bir dizi oturaklar ve bahçede bir yığın yılan bulunmaktadır. havuzun baş tarafında bulunan bir taht üzerinde oturmakta olan insan başlı, süt beyaz vücutlu bir yılan camsab'a kendi diliyle hitap eder;

    hoş geldin insanoğlu ... benim misafırimsin, benden ve çevrendeki yılanlardan korkma. benim adım yemliha'dır. benim halkım ve insanoğullan beni şahmeran diye tanırlar. burada benim himayemdesin, diyen şahmeran, camsab'a türlü türlü yiyecekler ikram eder.

    ey insanoğlu, benim ülkeme neden ve nasıl, hangi maksatla geldin? bunu bana anlatır mısın? diye soran şahmeran'a camsab başından geçenleri anlatır. arkadaşlarının ona yaptığı hileyi anlatır.

    şahmeran camsab'ın hikâyesinden sonra başını sallar:

    insanoğlu nankördür, hilekârdır. geçmişte in­sanoğlu bana çok zarar vermek istemiştir, diyen şahmeran ile camsab uzun uzun dertleşirler.

    camsab mutlu ve memnun bir halde uzun yıllar şahmeran'ın güvenini kazanır. biribirlerine uzun uzun hikâyeler anlatırlar. uzun bir zaman sonra camsab şahmeran'a;

    - efendim! ailemi çok özledim. ne olur beni aileme kavuşturun! diyerek yalvarır.

    bunun üzerine şahmeran;

    -camsab, ben sözümü tutup seni yurduna gönderirsem, sen de aynen bana söz verebilir misin ki, bir daha ömrünün sonuna kadar hamama girmeyeceksin eğer gidersen senin benimle görüştüğünü anlarlar beni görenlerin belden aşağısı bembeyaz pullarla kaplı olur...

    camsab cevaben;

    - ölünceye kadar hamam yüzü görmeyeceğime ve senin yerini yurdunu kimseye söylemiyeceğime yemin ederim, dedi ve yemin etti.

    şahmeran bu yemin üzerine, artık kanaat getirerek, camsab'a ziynet, cevahir ve hediyeler vere­rek, orada duran yılanlara hitaben; bunu o bal kuyusundan dışan çıkarın, emrini verdi.

    yılanın önüne katılarak bal kuyusundan çıkan camsab, artık hür olmanın saadeti, sevinci içerisinde evine koştu, ailesine, sevdiklerine kavuştu. ailesi büyük bir merak içerisinde camsab'a beş yıldır nerelerde olduğunu sordular. şahmeran'a verdiği sözü düşünerek hata yapmaktan çekinen camsab:

    yeminliyim, söylemek istemem. bunu benden sormayın, deyince, annesi;

    arkadaşların, senin dişi bir kaplan tarafından parçalandığını söylemişlerdi. o zamandan beri tam beş sene oldu. bari bize ne olduğunu anlat deselerde camsab hiç anlatmadı.

    aradan yedi yıl geçti. bu zaman içerisinde camsab verdiği söz gereği hiç hamama gitmedi.

    camsab'ın yaşadığı ülkenin hükümdarı keyhüsrev bir gün fena bir hastalığa tutulmuştu. tüm vücudu kıpkırmızı yaralar içinde idi. hekimler, ilaçlar fayda etmedi. hastalık gittikçe arttı, ağırlaştı. hekimler bütün ümitlerini kestiler. çaresizliği kabul ettiler.

    keyhüsrev'in şahmur isminde bir de veziri vardı. sihir işlerinde vezir kitaplarını karıştırırken, tek devanın şahmeran'ın etini yemek olduğunu hükümdara söyledi. keyhüsrev tellallar bağırtıp, şahmeran'ın yerini bilene büyük vaadlerde bu­lundu. camsab verdiği söz üzerine ses çıkarmadı. vezir yeniden bir hüküm çıkardı. "şahmeran'ı gören bir kimsenin belden aşağısı balık gibi beyaz pullu olur." bunun üzerine bütün hamamcılara, halkın bedava yıkanmaları için emirîer verildi ve hamam masraflarının dev­letçe ödeneceği bildirildi. memurlara talimatlar verilerek, bütün halkın hamamlara gitmesi sağlandı. o sırada zorla da olsa camsab'da hamama götürüldüğü için sır öğrenildi. belinden aşağısı beyaz pullu olan camsab yaka paça doğru hükümdarın huzuruna çıkarıldı. keyhüsrev'in tedavisi için tek çarenin camsab'ın elinde bulunduğunu kendisine anlatılarak. şahmeran'ın yerini göstermesi emredildi.

    camsab kaçamak bir yol arar gibi:

    babam büyük bir hekimdir, belki de bir çare bulur. ben ise mektepte bir şey öğrenemedim. sanatta da çırak çıkamadım. ben ne ilaç bilirim ki, dedi ise de vezir ona:

    biz senden ilaç istemiyoruz. sen bize şahmeran'ı bul yeter. buna karşılık hükümdar sana büyük ihsanlar verecek, dedi.

    camsab yine anlamamış gibi, kendini bir şeyden haberi yok gösterircesine:

    - şahıneran nasıl şeydir? ben onu hiç görmedim, dedi. vezir:

    - şahmeran'ı sen görmüş olmalısın. zira belinden aşağısı pullu senin, dedi.

    camsab:

    - benim vücudum doğma büyüme böyle pulludur, dedi ve sırrını vermedi. camsab'ı zorla söyletebilmek için bir hayli dövdükten sonra cellada teslim ettiler. camsab hayatını kurtarabilmek için, son bir çare olarak hiç olmazsa şahmeran'ın kuyusunu göstermeyi kabul etti. "nasıl olsa onu oradan çıkaramazlar, ben de ölümden kurtulurum" diye düşünüyordu.

    fakat hiç de öyle olmadı. camsab kuyuyu gösterince, vezir ku­yunun başında sihirini kullandı. okudu, üfledi ve nihayet şahmeran bir yılanın başında tuttuğu altın bir tepsi içinde görüldü. şahmeran etrafına bakıp camsab'ı görünce:

    işte camsab nihayet kanıma girdin. ben insanoğluna itimat edilmiyeceğini biliyordum. fakat ne çare ki yine aldandım. başa gelen kaderdir, dedi.

    camsab utancından yerin dibine geçiyordu. ağzını açıp cevap ve­remedi. kendisinin bu aşağı ruhlululuğunu. ihanetini bir türlü af edemiyordu. rezil olmuştu.

    vezir şahmur şahmeran'ı tutmak için elini uzatırken, şahmeran ona:

    - sen bana el sürme, yoksa hançerimle seni delik deşik ederim. ey camsab! sen beni kucağına al götür, dedi.

    camsab, şahmeran'ı kucağında götürürken ona:

    şahım, senden keyhüsrev'in tedavisi için derman isteyecekler, dedi.

    şahmeran:

    - bu derman benim elimdir. allah'ın dediği olur, ne yapalım! eninde sonunda ölmeyecek miyim? ey camsab! sana bir öğüdüm olsun. sen bana belki de isteyerek belkide istemeyerek kötülük ettin, fakat ben sana etmem. bu melun belki de beni sana boğazlatacak. sakın kabul etme. bırak beni şahmur kessin. beni toprak çanakta kaynatıp ilk suyumu sana içirmek isteyecekler. sakın içme. o suyu ona içir. eğer dediklerimi aynen yaparsan kazanırsın ve daimi ilim ve bilim sahibi olursun bütün bilgilerim sana geçer. ben nasıl olsa öleceğim. sen benim dediklerimi yaparsan, beni hayır dua ile anarsın, dedi.

    hükümdarın sarayına gelindiği zaman camsab ağlamaya başladı. şahmur buna öfkelenmişti:

    - sen deli misin? bir yılan için ağlayacak ne var, diye bağırdı.

    vezir nihayet şahıneran'ı tutup kesti. keserken büyük bir ses yayıldı bu ses yılanlara şunu söyledi ne zaman ki dünyada davul sesi kesilir davul sesi klmaz o zaman bütün yılanlar yer yüzüne çıksın ve benim intikamımı insan oğlundan alsın. şahmeran üç parçaya bölerek, bir toprak çömlek içinde kaynatmak üzere ateşin üstüne koyduğu sırada hükümdarın bir yaveri gelerek onu saraya istedi. vezir gider­ken camsab'a dönerek:

    - al bu şişeyi, içine şahmeran'ın ikinci suyunu doldur. ben içeceğim. belimin ağrısına şifadır. ilk suyunu da sen iç. her türlü hastalıktan korunur, kurtulursun, dedi.

    camsab şahmeran'ın ilk suyunu şişeye koydu ve vezire göstermeden ikinci suyunu da kendi içti.

    koşarak gelen vezir şahmur, telaşla ikinci suyu sordu. camsab şişeşe koyduğu ilk suyu vezire uzattı. şahmur'un karnı, aldanarak içtiği suyun tesiriyle davul gibi şişti. kendisini yere can acısıyla atan şahmur çırpına çırpına son nefesini verip öldü.

    bu olay kehsûrev'e iletilince, telaşa düşen hükümdar derhal camsab'ı huzuruna çağırdı:

    - şimdi şahmur öldü. ilacı nasıl kullanacağımızı biliyor musun? nasıl yapacağız? diye sorunca camsab:

    - efendimiz hîç merak buyurmayınız. ben ilacın nasıl kullanılacağını iyice biliyorum. yaralarınızı iyi edeceğim, diyerek şahmeran'ın baş tarafını hükümdara yedirdi. o anda keyhüsrev'in vücudunda bir kaşınma başladı. ikinci ve üçüncü parçalar da tesirini gösterdi. dördüncü gün hamama götürülen hükümdar, harnam dönüşü camsab'ı sarayına kadar getirdi, kendisine başvezirlik mührünü vererek, ona bir çok ihsanlar nail etti.
  4. başrolünde türkan şoray'ın oynadığı, müziklerinden başka hiçbir şeyin bir şeye benzemediği "cıkkk olmamış" dedirten bir zülfü livaneli filmi.kendisini severim halbuki.
  5. geçtiğimiz yıllarda bir folklorik müzikal için,geniş ve yetenekli bir yönetim kadrosu tarafından projelendiren, amma ve lakin sponsor,destek,ödenek ve buna benzer bir çok gereksinimin bulunamamaış olması sebebiyle rafa kalkan bir düşün ana temasıdır.