tofaşın türk milletine kakalamak için yaptığı ve büyük paralar kazandığı arabadır.asd gibi üstün fren sistemi ilk ve tek olarak bu arabada kullanılmıştır.
türkiye yollarının çilekeşi.altyapısı tamamiyle fiat 131 model otomobile dayandırılmış,zamanında fiatın türkiyedeki üretim kalitesinden şüphe etmesi sonucu fiat adını kullanamamış murat 131 adıyla türkiye piyasasına girmiştir.sürekli 1.6 litre benzinli 4 silindirli motorlarla üretilmiş olup 1.3 litre motorlu versiyonu özellikle 83 modellerinde bulunur.
1993 yıllarında sağ çamurluklarında fiat lisans armasını taşımaya başlamıştır.italyadaki tüketim ömrünün bitmesinden sonra türkiyede defalarca kez geliştirilmeye çalışılmış ancak zayıf altyapısı nedeniyle belirli bir çizginin ötesine geçilememiştir.kasa modifikasyonlarında,son seri tanıtımında araçın resmi fotoğrafları yayınlanmadan önce fikir edinilebilmesi açısından önden 200e,arkadan 190e mercedes modellerine benzediği söylenmiş ve tanıtımından sonra gerçek olduğu anlaşılmıştır.
her ne kadar zayıf altyapısı olsada yıllarca ülkemizin bozuk yollarında pek de sorun çıkartmadan yürüyebilmiş*,taksiciler tarafından benimsenmiştir.
sıfır kilometre modellerinde bile kapıların zor kapanması ve arka kapılarının kapalı konumdayken bile hafif dışarı çıkarak açık gibi gözükmesi,yapılan tüm çabalara rağmen eşşeğe altın semer vurulsa gene eşşek olması deyimini doğrulamıştır.
1.6 litre benzinli motorunun fabrikasyon verileri 92 hp/sae,daha daha açıklayıcı olarak 80 hp/din olmakla beraber devri dolu çevirememesi nedeniyle 80 hp nin hakkını verememektedir.
yol tutuşu vasatın da altında olmakla beraber arkadan eğilmeden bakarak viraj dengeleme çubuğunu rahat bir şekilde görebilirsiniz.
yeterli bagaj hacmine sahiptir.kalitesiz iç döşeme kumaşları,düşük kaliteli kokpit malzemesi ve çok zayıf direksiyon sistemiyle ancak parasının ederini verebilmektedir.
en büyük özelliği motorunun 15 dakika içinde kaldırılabilmesi bu yüzden tamir olaylarında büyük avantaj sağlamasıdır.taksiciler tarafından tercih edilmesinin en büyük sebebi budur.
1.6 ie versiyonları tek noktadan enjeksiyon sistemine sahip olup çok nokta enjeksiyon sisteminden büyük dezavantajlarla ayrılır,karbüratörlü serilerinden biraz daha ekonomiktir.
arka cama liselim yazıldığında +10 hp,babam sağolsun yazıldığında +30 hp ekstra güç alınabildiği rivayet edilir.
hakimiyet allahındır yazarsanız virajlara ferrari 575 maranello dan daha hızlı girebilirsiniz.*
türkiye'de yoğunluk olarak en fazla iç anadolu bölgesi'nde bulumaktadır sanıyorum. özellikle yaptığım çok pis araştırmalarım sonucunda ankara'da 3 arabadan 1'inin şahin modeli olduğu gerçeğiyle çok korkunç bir biçimde yüzleştim. sebebine gelince;
eğer ankara'da kullanılıyorsa içinde en az 3 çeşit ankaralı x kasedi olması zorunludur. polis çevirdiğinde eğer çıkarıp gösteremezseniz ceza yazar.
şaka bir yana tofaş bu arabayı çıkardığı dönemde ankara'ya gönderdiği arabaların torpido gözlerine standart donanım olarak ankaralı x kasetleri koyarmış.
iyice geyiğe vurduk artık ama işin hakikatı bu, gidince dikkat edin.
ağla yürekli çocuk gibi süper bir parçayı seslendirmiş, şu sıralar kayıp olan şarkıcı. dönüp aynı güzellikte şarkıalr seslendirmesini canı gönülden istiyorum.
300 km hızla pike yapabilen müthiş tasarıma sahip kuş. manevra kabiliyetleri pek çok -hatta hemen hemen tüm- savaş uçağından yüksektir.
bir insanın veya başka bir kuşun veya hayvanın gözyaşı saatte 300 km. hızla pike yapmaları mümkün olsaydı donardı. şahinin özel bir göz yaşı kimyası vardır ve gözün ıslak kalmasını yardıma devam eder, kesinlikle donmaz.
olağanüstü manvera kaabiliyetleri vardır.
savaş pilotlarının tekrar doğsalar uçma yeteneklerine sahip olmak istedikleri kuştur.
özellikle eski modellerinden birisini kullanıyorsanız bu arabanın, direksiyonunun traktör direksiyonundan farklı olmadığını çok acı bir şekilde farkedeceksiniz. hidrolik direksiyon ne lan it!? türk dediğin böyle araba kullanır ve direksiyon kası yapar.
şaka bir yana, trafikte falan bu arabalarla karşılaştığınızda yavaş manevra yapmalarına kızmayın, sabredin, arabayı kullananın direksiyonu çevirişlerine dikkat ederek siz de ne kadar zorlandıklarını gözlemleyin. tam bir sabır sınama aracıdır.
ek: ama üstüne ekleme yapılmamış, 85-86-87 model temiz bir şahin'in verdiği charisma skill point'i başka bir arabanın vermesi zordur. belki bugatti veyron, o da belki işte.
babamın av merakı yüzünden bir sürü hayvan çeşidiyle tanışma fırsatı bulmuştuk. bir gün şahinle geldi eve. kocaman bir sepetin içine koydu şahini, pençesinin birini de bağladı sepete, sepeti de tuvalete gidilen yolun başına koydu. kasabadaki evimizin tuvaleti en yakın komşumuzun evinden daha uzaktı. adımımızı attığımız an tuvalet yoluna, hayvan delleniyordu. tek babama ses etmiyordu. babamı da her tuvalete gitme vaktinde bulmak namümkündü. annem komşunun tuvaletine gitmeye başlamıştı, ben ise inat etmiştim. ya kuş celallenmeyi bırakacaktı, ya bırakacaktı. babam inanmıyordu bizi o yoldan geçirmediğine. okuyanlar da, 'e ne var bunda? sepetin içindeki bağlanmış bir şahin ne kadar engel olabilir ki?' diyebilirler. onlara da, 'yaşamak lazım.' derim. annemin de evde olmadığı bir gün, ellerime babamın bağ eldivenlerini taktım, sepetin yanına yaklaştım, üstündeki örtüyü sepetin altından çekip aldım. beni gören hayvan sinirden kendinden geçti. bir elimle gagasını kavradım, diğer elimle bağını çözdüm ve pençelerinden tuttum. avlunun kapısından koşarak çıktım. koşa koşa kasabanın dışındaki tarlalara vardım. o çırpınmaktan vazgeçmedi, ben yapacağımdan. yakın tarlaların bitiminde bir mağara vardı, benim saklı, dilsiz yerim. asıl girişinin beş altı metre sağında küçük bir giriş daha vardı. oraya arka arkaya girdim, pençelerini ayaklarımın altına sıkıştırdım ki o an başını kurtardı elimden. ben bir gaganın bu kadar acı vereceğini bilmezdim, öğrendim. can acısıyla arkaya kaçmaya çalışırken ayakları da serbest kaldı. tepeme çıktı, saçlarımın dibinde pençelerini hissediyordum, akan kan yanaklarımdan süzülüyordu. artık deli kuvveti mi denir, can havli mi bilmiyorum. ellerimle pençelerinden tutup yere çarptım, sersemledi, tekrar kaldırıp yere vurdum. mağaranın içine girdim ve beklemeye başladım. ölürse babama hesabını vermem mümkün değildi, kendi av merakı yüzünden kimseye hesap vermiyordu ama, böyle takıntıları da vardı işte. akşam üstüne kadar bekledim, dışarı çıkıp baktığımda hayvan gitmişti. koşarak eve döndüm, yaklaşırken annemin çığlıklarını duydum. avlu kapısından içeri girdiğimde, annemin tuvaletin içinden gelen sesine ses verdim. 'anneeeee ne oldu?' 'elinin körü oldu, kim çıkardı bunu dışarı, ben geçerken ses çıkmayınca alıştı herhalde diye sevindimdi.' sesten anladığım kadarıyla hayvan tuvaletin kapısını kıracaktı neredeyse, benim sesimden sonra oradaki ses kesildi. hemen eve girdim, kapıyı kapatırken bir şey çarptı kapının camına. arka kapıya koşup dışarı çıktım şahin ön kapıyla uğraşırken. komşular annemin sesini duyunca avlu kapısının önünde toplanmışlardı zaten. 'ağ!' diye bağırdım. 'ağ atalım üstüne!' babamın ağı da av odası dediği odadaydı, arka kapıdan tekrar içeri girdim. koca ağı nasıl taşıyacağım? kestim, zebil ettim. tekrar avlu kapısının önüne geldim, kimse kapıyı açmaya cesaret edemiyordu. ağı birinin eline verdim, kapıyı açtım, havada insanlara doğru gelen şahin komşunun birinin koluna yapıştı. ağı atıp, şahini aldılar, tekrar sepetin içine koydular.
babam gelince ben çoktan temizlenmiş, yaralarıma pansuman yapılmıştı. annem olanları anlattı, benim yaptıklarım hariç. bana bakan babam, 'bu işin altından sen çıkacaksın biliyorum seher.' dedi. 'sevmiyorum onu.' dedim, 'götür buradan.' 'mümkünse seher'i de yanında götür!' dedi annem. ertesi gün babam şahini götürdü evet. dönüşte yanında getirdiği hayvanı görünce annem bayıldı.