şöhret 

adana çık aradan

  1. ahu türkpençe'nin baş rolünde olduğu ve bir istanbul masalında olduğu gibi gene fakir bir kızı canlandırdığı atv de yayınlanan yeni bir dizi.
    (bkz: rollerin oyunculara yapışması)
    (selenikom, 25.11.2005 12:38)
  2. sakat birşeydir. adamı bozabilir. defalarca da bozduğu görülmüştür.
    (azwepsa, 25.11.2005 12:41)
  3. (bkz: fame)
    (eksiksizuyum, 25.11.2005 12:49)
  4. türk filmlerine taş çıkartan bir senaryoya sahip olmasına rağmen,izlemekten kendimi alıkoyamadığım dizi.
    (hypnotica girl, 30.11.2005 14:23)
  5. yönetmenliğini bahadır ince'nin yaptığı, senaryosunu deniz akçay'ın yazdığı; ahu türkpençe, nurseli idiz, burak altay, atilla saral gibi isimlerin başrolünü paylaştığı, vakti zamanında birkaç bölümünde reji asistanı olarak çalıştığım ve bu işlerin çok zor olduğunu anladığım dizi.
    (amphitrite, 15.03.2006 02:49 ~ 09.04.2006 00:35)
  6. gülşen rolündeki karakterin abisini oynayan insanın bölümlerinden birinde "siz kadınlar hep bana değer versin yeter dersiniz ama hiç bir zaman size en çok değer vereni seçmezsiniz." diyerek ilişkileri kısaca özetlediği dizi.* *
    (skyish, 18.05.2006 02:48)
  7. bu haftaki bölümünde yapılan ve çok göze batan bir denyolukla en absürt dizi ödülünü vermek istediğim dizi film. has kız gülşen bir travma geçiriyor ve 2 ay bilinçsiz bir şekilde hastanede yatıyor. 2 ay sonunda birden bire uyanıyor, kendine geliyor. full rimelli ve göz kalemi çekilmiş gözleriyle şöyle bir nerdeyim ben bakışı atıyor. esas oğlan tuğra, her gün gülşen'e bir buket çiçek getirmiş, hastanede onu yanlız bırakmamıştır, hastanede can sıkıntısından kızın her gün makyajını da tazeledi herhal diyorum.

    ve aklıma eski türk filmlerindeki kör kızın göz ameliyatı bandajlarının sökülmesi sahnesi geliyor.
    (katinanınelindemakası, 22.03.2007 14:21)
  8. ne zaman açsam ahu türkpençe'nin zırıl zırıl zırladığı ve onun eşini mi sevgisini mi belalısını mı oynadığını bir türlü anlayamadığım kenan imrzalıoğlu'nun yandan yemişi adamın bağırıp çağırdığı saçmasapan dizimsi şey.samimiyetle söylemeliyim ki ahu türkpençe'nin bir istanbul masalı'nda kazanmış olduğu imajı yerle bir etmiştir.neyse allahtan bitti de kurtulduk!!!
    (miyawmiyawmiyaw, 02.07.2007 16:37)
  9. amerika birleşik devletlerin ondokuzuncu yüzyılda bir buçuk dönem başkanlık yapan kendine has sakal stili ile beber litatürüne bir kavram kazandıran abraham lincoln şöyle buyurmuş;

    'karakter ağaç ise, şan ve şeref o ağacın gölgesidir. biz gölgeyi düşünürüz, oysa gerçek ağacın kendisidir.'

    bu zeminle, şeref konusu hakkında bir giri yazmıycam. fakat şan şöhret denilen kahrı bela hakkında kelamlar kaleme alıcam.

    çoktandır hiç bir şey yapmadan, ibişlik sanatını icra ederek bayağılığın girdaplarında dolaşarak adından söz ettirip ego tatmini yapamaya çalışan bireyler çoğaldığını elbette fark etmişinizdir.

    daha çiğ ve ham fikriyat kırıntılarına bile haiz olmadan yahut seda sayan tarzı eblehlikler yaparak adlarından bahsettirmeye çalışanlar o kadar çoğaldı ki.

    derin bir psikolojik buhranlar yaşayan, post modern çağlarda yaşamak zorunda kalan bireyler yapmış oldukları işlerle değilde hıyarlıklar ile kendilerinden bahsettirmeye çalışmaktadır.

    hemen hemen her konuda ve alanda bunu görebilmektesiniz. televizyonda ve olmayan basın dünyamızda birbirinin kopyası olan haberlerde de sık sık denk görmektesiniz.

    haklı şöhrete karşı değilim. misal adam ömrünü gençliğini vermiş mücadele etmiş ortaya bir eser yahut eserler koymuş ve bunun meyvasını yemek anasının ak sütü helaldir ona.

    ama sırf şöhret olmak için eylemlerde bulunan ve bunun kısa yolu için hıyarağalığı vadisinden geçenler ciddi anlamda miğde bulandırmaktadır.

    nasıl ki bir yemeğe tad vermek için baharat konulur işte hıyarağalığı vadisinden geçen kişiler böyledir. tamam onlar olmazsa olmaz mahlukatlardır. ama arkadaş yemeğin ana maddesi baharat olmaz ki.

    karakterli insanlar şöhreti pek umursamaz fakat karaktersiz olan insanlar şöhret için dübürlerini yere çakarlar.
    sadece günü birlik 'aman ...tiret onu' kategorisinde olan bu bezirganlar bir yanılsamaya sebebiyet vermektedir.

    bu yanılsama ki meburen tokata çıkmadan önceki mutemet ali rıza efendinin iş, aile, mahalle ahallisi tasvirlerinde çokça işlenmiştir. eh sonları da bellidir. çünkü iş bilenin kılıç kuşanın sözü lümpenliğin başat kültür olduğu bu topraklarda ucuz kurnazlıklara tahvil olmuştur.

    shakespeare'in venedik tacirinde shylock karakterinde yarattığı ilüzyon ile olması gerekeni olmaması gerektirenmiş gösterdiği bir nevi karamizah yaptığını hatırlatırsak şu günlerde görsel, işitsel ve dijital iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla ortalık kuru gürültüden geçilmemektedir.

    toplumun alt katmanlarının bu tip eylemlere girmesini anlarım. çünkü maddi konulardan dolayı öğretim noksanlığı çekerler ve ister istemez eğitim konularında noksanlık olabilir. fakat bu cümle yanlş anlaşılmasın erdemsizlerdir demek istemiyorum. ama çağın getirmiş olduğu olumsuz koşullarla birlikte gelen köşe dönücülük kavramı -üst katmanlarda dahil- insanlığın ortak paydası olan erdemleri rafa kaldırmalarına sebebiyet vermektedir.

    benim bozulduğum bilim, sanat ve benzeri uğraşlarla uğraşan kişilerin mantık süzgeçinden geçirmektense en bayağı klişe söylemler ile şöhret olmaya yahut varolan şöhretlerini devam ettirmeye çalışmalarıdır.

    ben suna inanırım bir insanın ilkeleri ve prensipleri ne kadar sağlamsa, vermeden almaya çalışmıyorsa, slogana değil fikre önem veriyorsa, bağırmaktansa dinlemeye ve anlamaya çalışıyorsa, yenilgilere bahane bulmuyorsa, hep ben haklıyım demiyorsa, ne oldum deliğine tutulmazsa o kişi ömrü hayatının huzurlu ve iyi olarak geçeceğine inanırım.

    girimizi başladığımız gibi alıntı bir kelamla -mevlana'dan bu sefer- nihayetlendirelim;


    'şöhret âfettir; şöhret peşinde koşmak, iyi tanınmak için uğraşmak, insanlığa yakışmaz. eğer sen hakikati, aşk incisini arıyorsan, görünüşten kurtulman, denize dalman, derinliklere inmen gerek! yoksa şöhret, gösteriş, deniz kıyısına düşen köpüktür.'
    (ceket yok pantolon verelim, 11.04.2008 05:07)