ışık evleri   

 sayfa  / 2
adana çık aradan

  1. bugüne kadar hakkında hiç bir giri girilmemiş olmasıyla şaşırtan, nur cemaatinin genç beyinleri toplayıp yetiştirdikleri evlere verilen addır.
    (whopper, 21.12.2004 01:42)
  2. genellikle çiçek isimlerinden esinlenilmiş çeşitli isimleri bulunan evler. okullar başta olmak üzere çeşitli ortamlarda tanışılan gençlerin dini, sosyal ve akademik alanlarda eğitilmesi amacıyla kullanılır. eğitimi üstlenen abiler ise genelde üniversite öğrencileridir.
    (aqua, 21.12.2004 01:54)
  3. bu abiler güzel de yemek yaparlar niyeyse. maklubeydi galiba hafızam beni yanıltmıyorsa yemeğin adı. arap mutfağındandı galiba..

    edit: yemek afgan yemeğiymiş, dombalaction a teşekkürler..
    (hell isnt good, 21.12.2004 02:02 ~ 13.02.2007 17:14)
  4. yok böyle bir şey dedirten medya uyduruğu. ben hiç bir yerde bu ev ışıktandır, bak üzerine nur inmiş diyen bir elemana denk gelmedim. kimse de kendi evine giderken -abi gel ışık evimize gidelim, birbirimizi ışınlayalım felan dememiştir herhalde. bu saçma laflar veya jargon kendini bilmez veya nereden nasıl nemalanacağı kestirilemez medya maymunlarınca tasarlanmış sözlüklerden dışarı fışkırmıştır adeta.
    (bkz: uyduruk medya sözlüğü)
    (fempusay, 21.12.2004 08:55)
  5. kendi beynini kullanmak yerine kitapların da bile kendi adını kullanmaya tırsan atatürk düşmanı laiklik karşıtı bi insan ın beynini kullanmaya yeğleyen öğrencilerin kaldığı evler. bu evlerde özellikle beyin yaşken yıkanır mantığında orta okul öğrencilerine anlamsız kitaplar kasetler verilerek türkiye de kendilerine bir altyapı kurmayı hedefleyen insanların yaşadıkları evler ki bu kişiler atatürk e öküz a.s şeklinde isim takabilecek kadar küçülmüşlerdir. bu insanların duvarlarında asılı olan türkiye haritasında da artvin türkiye sınırları içinde değildir.
    (bkz: atatürk'ün gençliğe hitabesi)
    (bkz: öküz a.s)
    (bkz: said nursi)
    (bkz: misak-ı milli)
    (kaplumbaa, 21.12.2004 22:21)
  6. (bkz: kolormatik gözlük) ve dahi (bkz: etli pilav)
    (wondrous, 16.03.2006 21:39)
  7. türkiyemin her yeri ışıkla doldu, allah sonumuzu hayır eyler inşallah.
    (all of nothing, 16.03.2006 22:21)
  8. türkiye pirinç rekoltesinin hatırı sayılır bir oranı bu mekanlarda etli pilav imalinde kullanılmaktadır.
    (wondrous, 30.11.2006 19:35)
  9. içlerinde kuran olmayan, fakat bolca risale-i nur bulunduran garip yerler. ışık vermekten ziyade beyinleri karanlığa iten mübarek(!) evler.
    (höytfield, 13.02.2007 04:25 ~ 04:26)
  10. bu evlerde kalanların hepsi zaman gazetesine abonedir. yani 4 kişi kalıyorsa bir eve 4 zaman gazetesi girer. hani biri de demez ki ben farklı gazete alayım, farklı gazeteler de okunsun.

    hani radikal'i cumhuriyet'i geçtim, muhafazakar gazetelerden yeni şafak, akit, tercüman bile girmez bu evlere.

    he, çok katı cemaatçi olmalarının dışında bu evlerde güzel şeyler öğretilir de. mesela okul derslerine takviye yapılır. makrube diye nefis bir yemek vardır ayrıca. ama en önemlisi, bir çok genç nasıl abdest alınır, nasıl namaz kılınır burada öğrenmektedir.

    geçenler de katıldığım bir cenaze namazında, anasının babasının cenazesinde bile, abdest alıp iki rekat namaz kılmayı beceremeyen evlatları gördükten sonra, ne büyük bir hizmet yaptıklarını bir kez daha anladım.
    (solti, 13.02.2007 11:31)
  11. (bkz: ışık ev)
    (çakıl, 10.04.2007 19:46)
  12. fethullah gülen'in ayrıca şarj evleri olarak da tabir ettiği örgüt evidir.

    (bkz: fethullah gülen/@1309748)
    (stairway to heaven, 14.04.2007 17:14 ~ 17:17)
  13. (bkz: baba korkuyorum ışıkları kapar mısın)
    (hansvoralberg, 07.05.2007 22:29)
  14. batıkent'in göbeğine, tabelası bile asılmadan, 2 günde temeli atılarak oldu bittiye getirilip 7 katlısı dikilmek istenen evler.
    (thedewil, 07.05.2007 22:39)
  15. (bkz: lighthouse)
    (comelen adam, 05.09.2007 02:32)
  16. (bkz: feto fan club)
    (çavuş, 24.02.2008 21:39)
  17. bu evlerle ilgili şöyle bir anım vardır.

    afgan bir arkadaşımız yös ile türk dili ve edebiyatı bölümünü kazanır.fakat diğer orta asya uyruklu öğrenciler gibi herşey beleş sistemiyle değil kendi parasıyla okumaktadır.durumları kötü olduğu için 5 günlük bir kara yolculuğu sonunda türkiye'ye gelir.ücretsiz kalma fırsatı bulduğu için mecburen bu eve girer.ama zamanla ev içindeki dini baskıdan bıkar.derslerine çalışamayacak hale gelir.sürekli risale okuma baskısından evden zorla kendini attırır.sonra devlet yurduna çıkan bu arkadaş aşırı solcu olur, cumhuriyet okumaya başlar ve her fırsatta fethullah'a küfreder.
    (mkopaw, 24.02.2008 21:49)
  18. (bkz: may the light be with you)
    (nokia şarzı, 24.02.2008 21:51)
  19. bu evlerde televizyon yoktur, ah ama pardon var olanlarda da zaten ne izleneceği bellidir. "ev ablaları" (bir de abiler var ama onları nereden bileyim tabii) evin içinde dahi saçını açmaz kesinlikle. bu ev ablalarının yaşı da bilinmez ama abla demek gerekirmiş, öyle isterlermiş.
    ev ablaları genel olarak o evdeki diğerlerinden sınıf olarak büyüktür ya da en az aynı sınıf derecesinde. o evde olup bitenler bu ablaların gözetimindedir. evlerin misafiri bitmez. başka başka evlerden gelenlerden tutun da ortaokul lise öğrencilerine kadar.
    akşam olur "çay saati" diye bir şey yapılır. oturup anlatırlar anlatırlar. sürekli bir "şöyle yapsan iyi olur, bunu takmasan iyi olur" vs. vs. nasihatler duyulur.
    epey de çokturlar bunlar. mesela siz de onlardan biriyseniz daha önce tanışmadığınız başka bir abla size isminizle bile hitap edebilir, şaşırmayın.
    bir sürü ilginçliğin yaşandığı evlerdir. ben bile dışarıdan bu kadarını görmüşsem ohoooo...
    biri ışık mı dedi? bu evlerden mi geliyormuş!!!!!

    hadi be sen de!
    (berrak, 24.02.2008 22:09)
  20. yös ile gelen öğrencilere acımama neden olan evlerdir. maalesef yabancı uyruklu öğrenciler kalacak yer temin etmeleri açısından ve de güvenlik açısından bu evlere maruz bırakılıyorlar. özellikle türki cumhuriyetlerde bi şekilde türkiyenin tanıtımı bu "fethullahcılar "tarafından yapılıp, kimisi türkiyeye gelmeye ikna edilirler. gelmesine gelirler ama emin olun pişman olmaktadırlar. rusyadan gelen bir tatar arkadaşımla dışarda abla tarafından görüldüğüm için bu yabancı arkadaşımız azar yemiştir, ağlamıştır, gururu kırılmıştır. çünkü bu ışık evleri kurallarına göre erkek bir bayanla, bir bayan erkekle dolaşması kesinlike yasak. evde yalnızca stv izlenilmekte. saç boyasına karışılmakta. yabancı uyruklu arkadaşlar bu şekilde taciz edilmektedir. şu söz aklımdan hiç çıkmamaktadır "rusyada annem bile karışmıyor da bunlara noluyor ya. kim oluyorlar da benim saçıma karışıyorlar" deyip ağlamıştır bu bayancağız. evet bir de şu vardır, bu evde kalıp öğretmenlik okuyanlardan bazıları bölümlerini değiştirmek istemektedir. çünkü anlamışlardır ki özellikle öğretmenlik ve tıp alanında bırakılmaları bir hayli zor. bu ışık evleri sandığınız gibi basit konaklama yerleri değildir. motel hiç değildir. şehrin en güzide yerlerine kurulur bu yerler, belediye akp ise emin olun faturaları bile alınmamaktadır. (şahit olunmuşluğu vardır), belediye burs başvuruları yapılmadan kimisinin isimleri verilmiş, adına kart basılmıştır ( şahit olunmuşluğu vardır). ülkemizde misyonerlik faaliyeti yapmak her nekadar aşağılık olarak algılanıyorsa, bu evlere yerleştirilen yabancı uyruklu gençlere de aynısı yapılmaktadır. şu bir gerçektir ki, bu arkadaşlarımız ülkesinde dini vecibelerin ne olduğunu bile bilmemektedirler. yazıktır o evde yaşayan kızcağızlara ve erkeklere. hayatlarında aşık olmak ne demek bunlar bile tattırılmıyor bu insanlara. bu tabloyu savunan"müslümanlık hoşgörüdür" diyebiliyosa gelsin tüküreyim yüzüne. hatta gelsin birazcık kul hakkı konusunda öğüt de verebilirim. ayrıca sevgiyi de, saygıyı da bu insana bedavaya öğretebilirim. yeterki gelsin. eve, dershaneye gerek yok, ne de olsa insanız dime şunun şurasında. beyin de yıkamayız, zorbalık ta yapmayız.
    (absimiliard, 15.03.2008 01:51 ~ 01:54)
  21. kazara ziyarete gittiğinizde, abilerin muhabbeti hal hatır sormanın ardından iki dakika içinde evrim teorisine bağlayabilme başarısı gösterdiği evlerdir. yolunuz düşerse "he abi, haklısın abi, darwin'e kafam girsin abi" falan diye idare edin, sonra da çayınızı içip fazla oyalanmadan fıyın.
    (tostoparlak, 01.04.2008 10:29)
  22. eve kimin girip çıktığı belli olmayan okadar çok zaman gazetesi giren ve okunmyan yerlerki bi gün zaman getiren adam nie bu gazeteleri almıyorlar die sormştur:d bana çoğu kişinin sonsuz sadakat göstermeyenlerin ayrıldığı ve ilim yayma yurtlarına geçtiği yerlerdir
    (wasabie, 07.07.2008 13:46)
  23. gün itibariyle öğrendiğimiz kadarıyla, nur yüzlü beyaz tenli!!? hoşgörülü insanların, çay eşliğinde tatlı tatlı sohbet ettiği yerlermiş.birde uyurken kıçınız açıkta kalırsa gelip örten abiler varmış.(orasını pek anlamadım ya neyse)
    (kasaba insanı, 11.07.2008 18:59)
  24. kayahanın şöyle bir şarkısı vardı.
    ismi bile yetiyor sanırım durumu anlatmaya...

    (bkz: odalarda ışıksızım)
    (yazar kafa, 11.07.2008 19:52)
  25. ışık evler, ışık süvarilerinin kışlaları, hak erlerinin halvethâne ve zâviyeleri, gözlerini ilim ve marifetle açıp-kapayan kudsîlerin vâridat iklimleridir. tadını, havasını, rengini, rayihasını ötelerden alan ışık evler, dünyada, ukbâ yamaçlarına kurulmuş ve fizik-ötesi âlemlerin rasathaneleri gibidirler. onların aydınlık ikliminde en müptedi insanlar bile, mikro âlemin en sırlı koridorlarında rahatlıkla dolaşabilir.. ve makro âlemin en girift, en ürpertici derinliklerini bir solukta geçer; geçer de, hareket noktasının aydınlığı sayesinde kara deliklerin merkezine ışıktan tahtlar kurarak inanca açık sînelere tefekkür, ma'rifet ve zevk-i ruhâni tayfları salarlar.

    ışık evler, hangi şehir, hangi mahalle ve hangi sokakta bulunursa bulunsun, ötelere açık iç yapılarının remzi olan kapıları, pencereleri ve binaların ön cephesinden caddeye sarkan cumbaları gibi balkonlarıyla, her zaman emsâli evlerden bir kaç adım ötede bulundukları hissini uyarır ve sonsuza açılmaya namzet ruhlar için âdeta birer terminal, birer liman vazifesi gördüklerini hatırlatırlar. gönül gözleriyle bu terminal ve bu limanlarda dolaşmasını bilenler, gün gelir, ulaşacakları sahillerin rüyalarıyla o kadar mâverâileşirler ki, kâh gözlerini yumar burayı dinler oranın diliyle cevap verirler, kâh oraya ait soluklarla coşar buradan nefeslerle neler neler fısıldarlar...

    ışık evler, çevrelerindeki bina yığınları itibâriyle, tıpkı hâle içinde yıldızlar topluluğuna nur âyetini tefsir eden bir mehtap veya ebedî nur, ebedî huzur arayanları firdevslere ulaştırma yolunda kurulmuş birer han gibidirler.. dikkatle bakanlar için her zaman, bu ışık yalılarının iç yapıları ve derinliklerinde "allah onların, (diğer binâlardan daha ziyâde) yükseltilmelerine ve (her şeyden yüksek, yüce) isminin oralarda anılmasına, (dört bir yanda gürleyen yasak velvelerine rağmen) izin verdi.. içlerinde sabah-akşam o'nu tesbihlerle yâd eden öyle yiğitler var ki, ne ticâret (ve ticaretteki kazanç câzibesi) ne de alım-satım, allah'ı zikirden, namazlarını dosdoğru yerine getirmekten ve zekatlarını bihakkın edâ etmekten onları alıkoymaz; (zira) onlar kalblerin (mehafetle) gözlerinde (hayret ve dehşetle) döneceği günden korkar (ve tir tir titrerler) " hakikatının nümâyan olduğu hissedilir.

    bu evlerde herkes hemen her zaman, tabii, düşüncesinin berraklığı ölçüsünde, hem kendi benliğinin derinliklerinden hem de bütün varlığın ruhundan kopup gelen bir şiiri dinler gibi olur.. ve yine bu evlerde, uyanık her gönül, ışık çağından günümüze kadar uzayıp gelen renk renk ve asırlara sinmiş, pek çok hatıraların, hatıraların bağrında tüllenen hülyaların inşirah veren veya inleten birer nağme haline geldiğini duyar, hisseder.. yer yer hüzünle buruklaşır, zaman zaman da sevinçle kanatlanır; ama mutlaka o sihirli dönemlerin büyüsünün tesirinde kalır ve mahmurlaşır...

    bu evlerde idrak edilen aydınlık gün ve gecelerin içinde insan adeta, bir saadet rüyası yaşar.. bu büyülü dünyada her şeyi neşeye, sevince çeviren öyle sihirli anlar ve dakikalar olur ki, insan, buğu buğu dört bir yandan gelip ruhunu saran bayıltıcı mutluluklar karşısında, muvakkaten dahi olsa, dünyada olduğunu unutur ve bu tatlı rüyadan kat'iyyen uyandırılmak istemez.

    bu evlerde, imanı, ibâdeti, duayı, zikri, fikri, uhuvveti, vefâyı ötelere ait derinlikleri ile duyup-yaşama bahtiyarlığına erenler, âdeta her an yeniden doğar, baharlar gibi duygularıyla yeşerir, derken çeşit çeşit vâridatla dolgunlaşan o kendilerine has hava, bütün gönüllerini bir saadet va'diyle kaplar ve çok defa onların, hayra açık sînelerinde cennet yaylalarının ferahlatıcı esintileri duyulur.

    bu evlerde, her fecir, bir fetih ve zafer rengiyle tüllenir.. onların her köşesinde, evrad-u ezkâr gülbanklar gibi gürler.. gönüllerde başlayıp, verâlara uzanan yolların tâ öbür ucu görünür.. ve bu evlerin kutlu sakinleri her yeni güne, itmi'nan dolu, lezzet dolu masmavi duygularla uyanırlar.. uyanırlar da, ne faniliğin kırıp-döken, saçıp-savuran fırtınalarını duyar ne de zevalin burkuntulu mırıltılarından müteessir olurlar. zira, onların dörtbir yanıyla nurlara açık dünyalarında, yokun, yokluğun yeri yoktur. onların nazarında, yeryüzündeki bütün toplanıp-dağılmalar, gelip-gitmeler, askerin kışlada, talebenin mektepte toplanıp dağılmasından, gelip gitmesinden farksızdır. toplanırken talim ve terbiye için toplanırlar; dağılırken de bu kışla ve bu mektepte elde ettikleri temiz duygu, nezih düşünce, güzel ahlak, imanlı fazilet ve yaradan'la irtibatlarının mükâfatını almak için dağılırlar.

    onlar için burada geçirilen günler tıpkı bir temâşa zevki içinde geçirilir; ötelere seyahat da bir sıla iştiyâkı ve asıl vatana kavuşma neşesiyle. burada kaldıkları sürece, hep iman bağ ve bahçelerinin zümrüt tepelerinde dolaşır; bol bol irfan ve izanlarının meyvelerinden yerler.. ötelere dâvet ve terhis vakti gelince de, bir yeni hayata uyanıyor gibi sevinçle göç eder giderler.

    ışık evlerde hava kararıp, gece o sihirli atmosferiyle her yanı sarınca, birdenbire her şeyin dili ve edâsı değişir; her ses, kalb atışlarının ritmine uyar, her söz bir büyü halini alır.. açık beyan yerini remizlere, işaretlere bırakır.. ve evin içi, sabah saatlerinde güneşe uyanan bir kovana döner.. derken sırlı ve sihirli gelip gitmeler başlar. çiçek-kovan arası gelip-giden arılar gibi, ışık almak, ışık vermek ve nurdan düşüncelerle petekler örmek için bu büyülü konup kalkmalar tâ gece yarılarına kadar sürer. hemen herkesin ruhunda ayrı bir derinlik oyan geceler, ışık evlerin ışık süvarilerine dâhiyâne ilhamların kapılarını aralar, onları dâhiyâne düşündürür, dâhiyâne konuşturur ve onlara, gönüllerine benzeyen yüksek mefkûreler, hülyalarına benzeyen renkli arzular aşılar ve sırlarının altındaki en gizli fikirleri ortaya çıkarır. onları geçmişin hâtıraları ile mest eder ve geleceğin hülyalarına doğru şahlandırır.

    her şeye ledünnî bir lezzetin sindiği ve gönüllerin, güzelliğe, ümide, neşeye, aşk-u şevke kaydığı teheccüd saatlerinde, gözden gönüle, gönülden tâ fezânın derinliklerine kadar, her yerde karanlıkların bozguna uğradığı ve heryanı ışıktan bir atmosferin sardığı hissedilir. bu hülyalı mavilikler içinde, evlerde, sokaklarda, yol boylarında göz kırpan ışıklar, yıldızlarla bitevî bir tablo teşkil ediyor gibi uç uca, yan yana gelir ve bu iki dünya arasında gel-gitler başlar.. ve her şey, herkes, âdeta semâvileşir... her şeyin iç içe girdiği bu masmavi dakikalarda ışık evler, sihirli bir ülkenin büyülü şatoları gibi, semtinden geçenleri içine çağırır, bağrına alır.. onların gözlerine ziya çalar, gönüllerini aydınlatır.. onları, karşı koyamayacakları manâ anaforlarında dolaştırır.. ruhlarına varlığın ve varolmanın güzelliklerini fısıldar.. ve onların vicdanlarına hiç bir zaman te'sirinden kurtulamayacakları ilham esintileri, semâvîlik yüklü sesler ve sözler yüklerler.

    ışık evler, gelmiş-geçmiş mukaddes binâların en velûdu, en doğurganı'dırlar; oralarda ışığa uyanan herkes, hemen karanlıkla hesaplaşmaya geçer.. ona karşı kıyam eder ve bu duygusunu da her yerde bir mum yakmak suretiyle hayata aktarmaya çalışır. bu itibarladır ki, ışık evlerin çoğalıp gelişmesi, tasavvurlar üstü ve hendesîdir. hatta çok defa, kudsîlerin kudsîlik sınırlarını zorlamaları ölçüsünde hendesî katlanmaların da aşıldığı görülür. hem öyle bir aşılır ve öyle bir görülür ki, ne asırlık karanlık düşünceler, ne her yerde onlar için bir tuzak kurup bekleyen karanlık ruhlar, ne de onları yakın takibe alan dış kaynaklı sapık zihniyetler, birer tecellî sırrıyla zuhur eden bu aydınlık evlerin çoğalma hızını engelleyemez ve onların önünü kesemez.. nasıl kesebilir ki, onlar kudret-i sonsuz tarafından gündüzleri ve ortalık ağardığında nimete şükür duygusu meşcereliğinde, geceleri de hikmetleri aşma seralarında sürekli gelişip çoğalmaya göre programlanmışlardır... ortaya çıktıkları günden bu yana, gecelerin en karanlık anları bile, onların sesini kesememiş ve susturamamıştır. sesini kesmek, susturmak şöyle dursun ışık evler ve ışık evlerin derinliklerinde kendilerini huzûra, sükûnete ve itmi'nana salmış bu gönül erleri, o aydınlık dünyalarda hep hızır'a ait nağmeler dinlemiş ve cibril soluklarıyla yay gibi gerilmişlerdir. geceler, sırlı vâridatıyla her zaman onlara bir mûsikî gibi te'sir etmiş ve duygu duygu onların gönüllerine damlamış, sabahlar, birer "ba's-u ba'de'l-mevt" yeniliğiyle onları kucaklamıştır. onlar hiçbir zaman mutlak boşluk, mütemâdi karanlık yaşamamış ve hiçbir zaman bitevî sükût ve sürüp giden tevakkufa takılmamışlardır.

    onlar, zamanın sükûtlarla dolu, bunaltıcı ve hummalı günleri altında bile, rûhî râbıtaları sımsıkı, arzu ve emelleri dipdiri, irâdeleri de çelik gibi öyle yiğitlerdir ki, gönüllerinin mağriblerinde de meşriklerinde de her zaman tulû'a açık yaşamış ve varlığın sise-dumana büründüğü, her yanda hazan çağladığı, renklerin, renklerde güzelliklerin ağlayışa kapandığı en buhranlı günlerde dahi en içli, en ledünnî, en zevkli dakikalar yaşamışlardır.

    evet, hazan en gamlı mûsikîlerle coştuğu, coşup gönüllere dolmaya başladığı, insânî duygular itibariyle saadetin talihsizliğe, neşenin hüzne yenik düştüğü demlerde dahi, onlar iliklerine kadar bir aşk u vuslat ihtiyacıyla tütmüş ve köpürmüşlerdir. her zaman en tatlı neticelerle noktalanan en güzel saatler onların gönüllerine boşalttıkları parça parça mutlulukların yanında, daha büyük bir saadet ümidini fısıldamayı da ihmal etmemişlerdir. dolayısıyla da onlar, her an daha derin bir aşk u iştiyak iklimine kaymış ve daha duru, daha canlı bir vuslat ihtiyacıyla coşmuşlardır.

    mânâ köküyle gidip tâ "darü'l-erkam" lara dayanan ışık evler, bir yakın geçmişte, yine aynı safvet, aynı keyfiyet, aynı rûh ve aynı heyecanla, hem de eskinin tad, râyiha ve lezzetiyle birer mütevazi çardak, birer minik kulübe halinde ortaya çıkmış ve ideâl sînelerin hüzünleriyle; imanın, ümidin, aşkın birleştiği sınırda bir çağlayan sesi vermeye başlamıştı. bu ses yıllarca duyup dinlediğimiz, yeis ve hasretle buruk bir ızdırap iniltisi değil; tatlı bir hicran sesi ve zevk ritimli bir "dâu's-sıla" âvâzıydı. bu âvâzın ulaştığı her yerde cephe sistemleri bahara kayıyor, cemreler "ba'su ba'del-mevt" nâraları atıyor; çiçekler kemer kuşanıp bezme koşuyor, güller heyecandan mosmor kesiliyor, nergisler gözlerini açıp-kapayıp hayat solukluyordu.. hemen her şeye dirilme rûhunun sindiği bu esnada ışık evler, ledünnî derinliklerinde şevk-tasa, neş'e-inilti, keder-safâ buğularını karıştırıp macunlaştırarak bembeyaz bahar bulutları gibi imrendirici, çeşitli dalga boyundaki ışık tayfları gibi bütün varlığın ufkunu sarıcı ve en mahir ellerle en has ibrişimlerden örülmüş dantelalar gibi gözleri, gönülleri okşayıcı düşünce sistemleri, aşk ve heyecan meltemleri ve fecir şakıyan beyanları ile rûhlarda silinmez izler bırakan mesajlar sunuyorlardı...

    bu ülkede yıllar ve yıllar matemle inlemeye itilmiş nesiller, rûhlarındaki kasvetleri dağıtıp tali'lerinin önünü kesen karanlıkları yırtacak ve onları alıp aydınlıklara çıkaracak fevkalâdeden bir inâyet eli düşleyip durmuşlardı.. ışık evler, gökler ötesine açık o nûr efşân iklimleriyle, hülya ve ümit, tahassur ve hicran, ızdırap ve hafakan dolu bütün sinelerin böyle bir beklentisinin cevabı oldu.. ve gönüllerimizde cennet yamaçları gibi açtı. bu yeni baharın dağ-dere, ova-oba her yanında rûhlarımıza yağan sesler, peygamber solukları gibi yankılandı ve her yeri âdeta, üzerinde cibril'in at koşturduğu, hızır'ın seccadesini serip namaz kıldığı zümrütten tepeler haline getirdi.. ve yine bu soluklar, sanki bize, bütün bütün görüş ufkumuzu kapayan ürpertici bir sahranın, gulyabanilerle dolu derinliklerinde, büyülü sımsıcak vâhalardan ve amber kokulu geleceğin tatlı rüyalarından mesajlar sunuyordu...

    hemen her zaman nazla gerilip niyazla dalgalanan bu sesler, içinde bulunduğumuz ızdıraplı anları, tatlı saatlere, karanlık günleri de aydınlık yıllara çeviriyor; yer yer varlığın manâ ve kıymetini, varolmanın sevinç ve şuûrunu, rûhlarımıza duyuruyor; zaman zaman da hayatın, sığ ve anlamsız gibi görünen yanlarındaki gizli derinlik ve muhtevanın çehresinden perdeleri bir bir kaldırıyor; pek çok ilhâm ve tasavvur silsilelerini birbirine bağlıyor, birleştiriyor, bütünleştiriyor ve gözlerimizin önüne en büyüleyici motifleri seriyordu. acının tatlıya bir buud teşkil ettiği, kederin keyfe derinlik kazandırdığı, kahrın lütfa omuz verdiği bu büyülü dünyada her şey âdeta bir lezzet olup çağlıyordu.

    bu hâl, bu seziş ve duyuş hiç değişmeden, kanunların keyfîlikten kaynaklandığı; cebrî, keyfî, küfrî düşüncenin kanunların yerini aldığı istibdat dönemlerinde de hep böyle oldu. evet, baskının, baskınların ve baskın ihtimâllerinin tehdidi altında bile ışık süvarileri, hiç bir zaman ışık etrafında bir araya gelmekten, ışık alıp-vermekten, ışık soluklamaktan, ışıkla gerilmekten ve zulmetlerin bağrına ışık göndermekten geri kalmadılar; ama bilmem ki, günümüzün nesillerine, o günkü körlüğü-sağırlığı ve bu körler ve sağırlar dünyasında maruz kalınan onca çileyi, onca ızdırabı ve bu arada gerçekten inanan insanların da duyup hissettikleri o tasavvurlar üstü rûhanî zevkleri anlatmak mümkün olabilecek mi?

    evet, o günlerde acı-tatlı her şeyin ayrı bir zevki, ayrı bir lezzeti vardı: mahkemeler, takipler, tarassutlar, gözaltılar, sürgünler - hâlâ aynı şeyleri yaşayanlara allah sabr-ı cemîl versin!- biri biter biri başlardı da, kur'ân talebeleri "makâm-ı hayret"de bulunuyormuşçasına, olup-biten her şeyi derin bir temaşâ zevkiyle seyreder, kıymet sınırlarını aşan vazife ve mazhariyet derinlikleriyle şevkten şevke girerlerdi... hakk'ın kazası yerine gelip olanlar olup bittikten ve elemler, acılar yerlerini keyiflere, lezzetlere bıraktıktan sonra da, maruz kaldıkları bütün kötülükleri, bedlikleri, hoyratlıkları, hatıraların içine sinmiş birer zevk zemzemesi halinde hisseder; lütfu da hoş, kahrı da hoş yüce yaratıcı'larına karşı minnet ve şükranla iki büklüm olurlardı.

    ışık evlerin, kudret ve irâde esintileriyle tohumlar gibi dört bir yana saçılıp, zuhûr ve tecellî yamaçlarında çoğalmasıyla, hikmet ve inâyet düzlüklerinde büyüyüp gelişmeleri, gelişip kabuk değiştirmeleri aynı zamana rastlar. evet, belli bir döneme kadar birer birer, ikişer ikişer çoğalan ışık evler, mübârek bir zaman diliminde birden bire hendesî katlanmaya geçer ve onar onar, yirmişer yirmişer artmaya başlar.. ve yine aynı dönemde, küçük ünitelerin yanında, aynı zevk, aynı râyiha, aynı tad, aynı hava ve aynı rûhta, tıpkı birerli kandillerin yerini çok lambalı avizelerin alması gibi, bu minik hizmet yuvalarının yerlerini daha kompleks ışık kaynakları ve birerli yıldız mahiyetindeki münferit evlerin yerlerini de içinde güneşlerin kolgezdiği galaksiler gibi, bütün hayatı kucaklayan entegre ışık evleri alır.

    işte bu dönem, dev nebülözler gibi, her yana kollarını salmış bulunan ışık komplekslerinin, bütün zulmetleri bir bir yırtma, topyekûn karanlıklarla hesaplaşma, inanan insanlar arasında her türlü alâkaya merkez, bütün rûhânî zevklere kaynak, umum manevî ihtiyaçlara mercî ve her seviyedeki insanı, aklî, rûhî, kalbî ve hissî beklentileriyle kucaklama dönemidir. hem de bir mübârek ışık dağının zirvesindeki dağdan, kutlu bir tepenin üstündeki bir yemyeşil çam, bir bereketli katran ağacının dalları arasında kuluçkalanan ikinci ışık dönemine, ondan, bu yeni dirilişe ilk defa sinesini açan bir mütevazî çardak ve bir mukassî kulübeciğe ve ondan da yüzlerce, binlerce ışık yuvasına kadar hep aynı çizgi, aynı rûh, aynı düşünce, aynı idrâk ve aynı şuurla...

    artık küçük evlerin yanında -yaradan kem gözlerden korusun!- her şeyiyle tam tekmil dev müesseseler de, o kendilerine has derinlikleri, renkleri, havaları ve şiveleriyle gözlerimize, gönüllerimize sinerek bize uhrevî âlemlerin güzelliklerini yaşatmakta ve rûhlarımıza varolma sevincini duyurmaktadırlar.

    evet, bugün büyüğüyle-küçüğüyle ışık evler, yıllar ve yıllar imana, imandaki huzur ve itmi'nana susamış gönüllere, rahmet yüklü bulutlar gibi, gönderdiği bol bol "âb-ı hayat" ve insanımızın gönül tepelerine saldığı ma'rifet, muhabbet, rûhânî zevk şualarıyla diriliş üfleyen bir israfil sûr'u ve vicdanlarını şahlandıran cebrail solukları olmuştur. evet, onlara uğrayanlarda pek çok menfî hisler silinmiş, inat ve karşı koyma düşünceleri kırılmış, müdavimleri de kendilerini, cennet koridorlarında temâşâdan temâşâya koşan seyyahlar gibi görmeye, hissetmeye başlamışlardır. başkalarının eğlenceye, zevke, sefaya giderken duydukları keyfi, neşeyi, sevinci, tiryakiliği; kudsîler, hem de kat katıyla ışık evlere uzanan yollarda duymuş ve yaşamışlardır. onlar, bu ışıktan yollarda ve yolların gerçek değerinin temînâtı olan bu kutlu yuvalarda düşünülen, söylenen, okunan şeyleri, ötelerden gelmiş ilhâm esintileri gibi karşılamış, gökleri aşıp gelen soluklar gibi dinlemişlerdir..

    ve yine onlar bu evlerde bugün hâlâ çoklarının akıl erdiremedikleri, bilemedikleri sırlarla tanışır, semâ kapılarının aralandığını hisseder gibi olur, kapı aralarından sızıp geldiğine inandıkları vâridâtla bütün bütün uhrevîleşir, kendilerinden geçer ve yerlere serilirler.

    bu ışıktan helezonlarda yükselmeye namzet bahtiyarlar, her zaman yüzlerce zevk ve lezzeti birden duyar ve tadar.. ve her an ayrı bir hazzın kolları arasında "bir bu kadar zevke yüz ömür kâfî değil" der, tali'lerine tebessüm ederler. onların, ışık evlerin derinliklerinde duyup hissettikleri, hissedip yaşadıkları bu rengârenk hayatı, onlarla aynı duygu ve aynı düşünceyi paylaşmayanların.. ve hele şartlanmış dimağların, bedenine yenik düşmüş rûhların, kendi çalım ve gurûru altında ezilmiş bahtsızların duyup anlamaları mümkün değildir.

    evet, kalblerinin balansını, imana, kur'ân'a, iman ve kurân'ın gönüllere boşalttığı irfana göre ayarlayamamış talisizler, ne bu ufku kavrayabilir, ne de gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve beşer tasavvurlarını aşan bu derûnî hazları idrâk edebilirler.

    m. fethullah gülen

    not: bir de bu kavramı ortaya atan kişinin kaleminden okuyun istedim.
    (doğru söylüyo icabında, 11.07.2008 21:06)
 sayfa  / 2