kısa bir süre sonra deliler gibi sıkılacağının farkında olmayan kızdır.
üniversite sosyal bir hayat sunar, özgürlük duygusunu yaşatır, sırat köprüsü gibi sınavlar ve hocalarla bitirme tezleri üzerine dialoglar, kişiyi sorumluluk sahibi bir birey yapar. o kadar alışır ki kişi, sınavların zorlu maratonlarına, dönemsel olarak ödev, tez, sunum gibi titizlik isteyen meşkalelerle uğraşmaya, okul bittikten sonra boş kalırsa, bunalıma bile girebilir.
bu noktada, eğer kıza aile baskısı yoksa, okul biter bitmez evlendirilmemişse ve hemen hamile kalmamışsa, başlangıçta "okul mahvetti hayatımı yeaa, artık özgürüm, sosyal hayatım canlansın, gezeyim tozayım, kızlarla alışverişlere çıkalım" diyen üniversite mezunu kızımız, evdeki hesabın çarşıya uymadığını tez zamanda fark edecektir. bütün arkadaşları ilk üç ay içersinde bulabildikleri en iyi işe yerleşmiş, çalışmayanlar ise memleketine evlenmeye gitmiştir. gezecek ve takılacak, sosyal ortamlara akacak kimse yoktur görünürlerde. anne evin bütün işlerini ona yıkar, kardeşler çalışıyorsa, kendi paralarını kazandıkları için her zaman ondan daha özgürdürler. sıkıntıdan patlar.
koton dan beğendiği kazağı,
accessorizedan beğendiği çantayı şıp diye alamamak, ebeveynden para istemek, bir süre sonra bayar, bunaltır.
aldığı her başarılı not ona zafer duygusunu, çok çalıştığı halde aldığı her kırık not ise yılmama duygusunu tattırmışken, bu yeni tat, buruk gelir. artık zaferler ve engeller yoktur.
üniversite arkadaşlarıyla buluştuğu bir akşam yemeğinde, muhabbetin ne kadar farklı konular etrafında döndüğünü görür. üniversitede birlikte alkol komasına girdiği kız arkadaşları, işyerindeki departman arası ilişkilerden, terfi olayının torpilden ibaret olduğundan, patronların ne kadar acımasız olduğundan bahsetmektedir, kendi aralarında ortak bir dil kullanarak. kendisi neyden bahsedecektir? karşı komşu saime teyzenin, almanya'dan gelen kızının yaptığı doğumdan mı?
elbette çalışmak veya çalışmamak tercih sebebi bir kadın için. istediği şıkkı seçebilir. kendisini çocuklarına adamak isteyebilir, yuvanın dağılmasını önlemek için, "evin direği" görevini üstlenebilir. çocuklarının ve kocasının, eve geldiklerinde sıcak bir yemek bulması fikri, onun için her şeyden önemli de olabilir, takdir edilesidir.
madalyonun öteki yüzünü çevirdiğimizde, aileleri tarafından okutulmadığı için, veya okutulduğu halde zorla evlendirildiği için, çaresizce evde kısır günü yapan, kocası tarafından aldatıldığında, eğer miras gibi bir şansı yoksa, seçimini yapıp, çekip gidemeyen kadınları görüyoruz. "ah ailem okutsaydı... bir üniversite bitirebilseydim de ekmeğimi kazansaydım... ele güne muhtaç olmasaydım... annemin babamın sırtına tekrar yük olmasaydım..." diyorlardır. hiçbir seçim bütünüyle bizlere ait değil.