misal, hazırlık atlamak. üniversitede gözlemlediğim kadarıyla öğrencilerin geneli hazırlık okuyup sonra birinci sınıfa başlıyor. örneğin,60 kişilik bir sınıfta sadece 2* kişi hazırlık atlamış olabiliyor. bu durumda,kalan 58 kişi hazırlıkta bi şekilde birbiriyle tanışmış oluyor veeee dımdızlak ortada kalıyorsunuz. bu noktada ne kadar sosyal bir insan olduğunuzun büyük önemi var. kolay arkadaşlık kurabilen biriyseniz bu pek sorun olmaz,iki haftaya kadar baya arkadaşınız olur. bazı durumlarda sınıfın yarısıyla arkadaş olursunuz,sonra kiminle gezeceğinizi şaşırırsınız,iyi değildir,yapmayın.
başka bir misal olarak başka şehirden gelmeyi sayabiliriz. yine 60 kişilik bir sınıfta -ki izmir'de bir üniversiteden söz ediyoruz- 13-14 kişi şehir dışından oluyor ki, bu da kalan kişilerin bir şekilde liseden falan birbirini tanıyor olması demek. vee yine kalıyorsunuz ortada. ''nereye geldim ben?'' ''evrende yalnız mıyız?'' gibi sorular geliyor aklınıza. bir üstteki paragrafta belirttiğim gibi,sosyal bir kişi olmak buna da çare oluyor kolaylıkla.
şimdi,üstteki iki paragrafta anlattıklarım tecrübeyle sabittir. gelelim sadece teoride olan kısma: asosyallik
asosyal bir kişiyseniz,içine kapanık,gizem adamı tribindeyseniz,üniversitede sıçtınız demektir. arkadaşsız geçmiyo lan ders araları. ilk günler çok çektim arkadaşsızlıktan. ne yapın edin,arkadaş edinin. ilk bulduğum adam kaleci oyuncu çıktı,iyi de oldu.
arkadaş bulmak için naçizane tavsiyelerim: klüplere katılın,rock klübü falan ortam yapmak için ideal. üstelik muhabbet kurmak için siyah giyinmeniz yeterli,kolay iş. aktivitelere katılın,kalabalığa karışın. kantinde izin isteyip birilerinin masasına oturun,emin olun ortada siyasi bir neden olmadıkça -ki ilk zamanlar pek olmaz zaten- kimse size masalarına oturmamanızı söylemez.
okulun ilk günlerinde yaşanan azap verici bir durumdur.
bir anı:
okulun ilk günleri...
ama sanki herkes birbirini yıllardır tanıyormuş gibi gruplar oluşmuş, muhabbetler koyulaşmış.
bir köşede küçük emrah edasıyla mazlum bekleyip "benim hiç arkadaşım olmadı amca.." demek de bünyeye yakışan bir durum değil.
neticede ortamda hafiften bir popularite yakalamış olan özkan adında biriyle muhabbet kapısı açabildik. özkan şişe dibi gibi gözlükleri olan, komik bir adamdı. ama işin tuhafı komik olmak için espiri falan yapması gerekmiyordu. tipi komikti çocuğun karikatür gibiydi.
özkan'la yaptığım on dakikalık zoraki muhabbetin yarın bana ortama akmak için bir kapı aralayacağını düşünmüş o gece huzur içerisinde dalmıştım uykuya.
ertesi gün okula geldiğimde özkan'ı aradı gözlerim. ve evet her zamanki gibi özkan etrafında beş altı kişilik bir gurupla sohbet ediyor...
kendi kendime tam zamanı dedim ve yanlarına gidip özkan'a "naaber özkan?" dedim...
özkan o şişe dibi gibi gözlüklerinin arkasından bana tuhaf bir bakış attı ve hiçbirşey demeden bakmaya devam etti.
saniyeler ilerliyor, özkan bakmaya devam ediyordu...
etrafındakiler de şaşkın ve meraklı gözlerle bana bakıyorlardı. bu sorun değildi. ama özkan hala bana öylece hiçbirşey demeden bakıyordu...
herbiri bir yıl gibi geçen o saniyeler boyunca özkan'ın "iyidir yaa senden naaber?" demesi için allah'a yalvarıyordum. ama sanki lanetlenmiştim. çünkü özkan hiçbirşey demiyordu.
nihayet suratımda salak bir ifadeyle hiçbirşey olmamış gibi arkamı dönüp oradan uzaklaştım. beynimden özkan'ın yakın akrabalarıyla ilgili hiç de hoş olmayan temenniler geçiyordu. "neden, neden ben!" diye soruyordum kendi kendime.
daha sonraki gün özkan beni görüp "naaber yaa?" diye sorduğunda çok şaşırdım, sinirlendim. suratıma "sktir lan!" ifadesi verip hiç kaale almadım. "beni onca insanın içinde madara edip bugün naber diyosun ha? sktir!" dedim içimden
çok sonra öğrendim ki ben lanetlenmemişim. özkan'ın bizim fakültede okuyan serkan adında bir ikiz kardeşi varmış...
ne? şaka mı lan bu?...
ben özkan diye serkan'a gitmişim. kendimi bitirmişim...
aradan oniki koca yıl geçti. ama ne zaman aklıma gelse o boktan durum ürperirim. sonra da güler geçerim...
istanbuldan kalkıpta küçükcene bir şehre üniversite okumaya gidiliyorsa, bulunan her boş vakitte toparlanıp istanbul'a kaçmaların sonucu da olabilmektedir bu. bünyede bir asosyallik yoktur, kötü bir olay da yaşanmamıştır, fakat büyük şehirde yaşayan birinin kriterleri, büyük şehire göredir, yapacak bir şey yok.
yani kişi üzülür tabii ki, geriye dönüp baktığında "ulan dört sene o üniversitede ne yaptım ben?" diye sorgular kendisini, hiç durmamıştır ki okulunda adamakıllı. yaptık bir dangalaklık kazandık diyerek derslere gir çık, hatta derslere de girme sınavlara gir çık.
"ne takıcam ortamını üniversite hayatı geçici iş hayatı kalıcıdır" diyerek yola gönül rahatlığıyla devam edilebilir. geçmişte özlenecek ne kadar az şey olursa, o kadar iyi ayrıca.
elin ünlü futbolcusu takıma geliyor da takıma alışamıyor adam kaç tane takım değiştirmiş hayatı boyunca da biz toplam 100 tane insan tanımışız "hohohoho" diye insan avına çıksak zaten garip olmaz mıydı?
sözlükçü olur çıkarsınız, gerçek arkadaşlarınız olmaz, sanalları ile idare edersiniz.
beni sorarsanız üniversite bitti çok şükür. içimde ukde kalan hiçbir şey de kalmadı çok şükür.
şimdi:
-(caps lock)kalkın o bilgisayarların başından ve bu güzel cumartesi günü her ne yapmak istiyorsanız onu yapın!
aklınıza hiçbir şey gelmiyorsa:
üniversitelerin; dağcılık, münazara, halkoyunları, tenis, batı dansları, türk sanat müziği koroları vb... dünya kadar grubu olur. gidin katılın birine. yani istediğiniz birine. olmadı mı?
dışarıda bu işleri yapan bir sürü kurum var.
o da mı kesmedi... hımmmm
mesela. dağcılık ve arama kurtarma grupları "doğa yürüyüşü" adında çok güzel organizasyonlar yaparlar. 2 arkadaşını ayarla beraber gidin. dağ-tepe, çiçek, böcek, çayır gezip görüp geliyorsun. çok güzel yerlere götürürler. bir de yalnız gitmezsen çok zevkli olur. zaten herkes rahatlamaya, stres atmaya geliyor oraya. gidiyorsun istediğin kişiye yaklaş hiç isim misin sormadan muhabbete gir. harbi diyorum öyle olur. mesela bir kere arkadaşlarla aktaş yaylalarına gitmiştik. hatta ormanda kaybolduk. 32 km yürümüşüz akşama kadar. ama biz yürümekten değil gülmekten yorulmuştuk o gün. bir sürü yeni insanla da tanışma olanağın oluyor.
kalk abicim o bilgisayarın başından!
edit: "beni sorarsanız" değil "bana sorarsanız" olacak. aydın etkisi işte. 1 aydır aydındayım ondan.