|
|
- bağımsız(!) sol(!) aday baskın oran'a ait özlü söz...
(libertar, 18.07.2007 19:39 ~ 09.08.2007 13:41)
- bu önermede sanki eksiklikler varmış gibi gözükmektedir. yetenek neye göre belirlenecektir. süre gelen eğitim sistemimizde öğrencinin yeteneği belirlenebilmekte midir? bu yeteneği belirleyebilmek için ne yapmak gerekmektedir? parası olan öğrenci okuyacaktır ama parası olmayan öğrenci kontenjan bulabilecek midir?
zira yeteri kadar üviversite bulunmamaktadır. bu sorular böyle uzayıp gitmektedir...
- açıkça "parası olmayan okumasın" cümlesini kursaymış daha iyi olurmuş dedirten yanlış kelimeler zinciri.
- gelir dağılımındaki eşitsizlik, milli gelirdeki emeğin payının artması, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması gibi vaadler beklerken bunların hepsini kabul edip varlığından memnun olup, "zengin olan da parasını bastırsın, fakire de sadaka veririz!" mantığı ile söylenmiş söz acaba baskın oran biliyor mu, bu gün bursların çoğunu da gelir düzeyi ile bu burslara ihtiyacı olmayanlar alıyor yani gene para konuşuyor, para parayı çekiyor hatta gemi sahipleri burslu okuyor.
işin en komiği kendisinin propagandası gençler tarafından, bağımsız sol aday olduğuna göre solcu gençler tarafından yürütülüyor diye duymuştuk.
- baskın oran'ın bu sözünü başlıktaki gibi ele aldığımızda anlamını çarpıtma oluyormuş. bir de tamamını ele alalım bakalım:
''yök başladığında, bir solcu olarak, solcu kardeşlerimin tüylerini ürpertmiştim; şimdi ürpertmezsem ayıp olur: kimseciklerin ses telleri bunu söylemeye yetecek kadar “sıkı” değil ama, üniversite mutlaka paralı olmalıdır.
çünkü parası olmayan yetenekli çocuğun okuyabilmesi ancak böyle mümkün olur. her öğrenci, ailesinin gelirine göre ödeyeceği ücret sonucu, bir yoksul öğrenciyi finanse eder. bu paralar genel bütçeye gönderilmez; yoksul öğrenciye tam burs olarak verilir. (bu burs da, çocuk işe girdikten sonra azar azar geri ödetilmelidir). bunun dışında her yöntem popülisttir, halk dalkavukluğudur, halk çocuklarını vurur, rezilliktir.''
şimdi ben de tamamını yorumlayayım. benim babam 29 sene devlet memurluğu yapmış bir adam. istanbul'da bir üniversitede okurken oturduğum evin kirası kadar emekli maaşı var. liseyi bitirdiğimde de mongol falan değildim, ana dilim gibi ingilize konuşurdum.
ben burada bir taraftan çalışıp bir taraftan okumak zorunda kalmamak için gidip de beni finanse edecek kuyumcu çocuğu mu arayayım baskın hoca? bu mudur senin "halk dalkavuğu olmayan" eğitim sistemin?
edit: sonradan aklıma geldi de, baskın hoca burada bir de üniversite bitirip işe girmekten, aç karnını doyurup üstüne bir de borç ödemekten bahsediyor. iş yani. üniversite mezunlarının girdiği işlerden. hani çalışıyosun falan. süper bişi olsa gerek.
- “atma baskın oran, din kardeşiyiz !” diyerek başlıyoruz konuşmanın/yazının bütününe göz atıp eleştirmeye:
“öylesine biraraya gelmez nitelikteki birimlerden oluşuyor ki, bunlara tek bir “yök yasası” olamaz. yükseköğretimi düzeltmek için çok radikal bir yaklaşım lazım.”
öncelikle bu "radikal çözüm" içerisinde yök'ü kaldırmak ve üniversite özerkliği yok ! yazı baştan kokuyor ama devam edelim en iyisi.
”olayın temeli, 12 eylül darbesinde. darbeci generaller önce anarşinin kaynağını üniversite olarak ilan ettiler, arkasından da doğramacı'nın danışmanlığında her mezraya bir üniversite açtılar. çünkü büyük kentlerde kendilerine benzetemedikleri üniversiteleri o allah'ın unuttuğu anadolu kasabalarında istedikleri biçime sokabileceklerini hesapladılar.”
o zaman 12 eylülcüler biraz hayal görmüşler. üniversitenin "şehirde olduğu için" değil aydın gençliği "bir arada tuttuğu" için sosyal olaylarda aktif olduğunu göremiyorlarmış demek ki 12 eylülcüler, baskın oran da görememekte ne yazık ki.
-”hesapları maalesef doğruydu. kasım 81'de yasa çıkınca, cumhuriyet'te bir yazı yazmıştım: “temel yanlışlık”. özeti şuydu: “üniversite ancak büyük kentte olur. küçük yerlerde üniversite açılırsa buralar uygarlaşmaz, üniversite köylüleşir. buralar üniversiteyi teslim alır. okuldan çıkınca kızlı-oğlanlı bira içmeye gidemeyeceğin yerde üniversite kurulmaz. kurulursa, insanın maymundan evrildiği değil, yaratıldığı öğretilir.”-
burada "maalesef" baskın oran yanılmakta. bugün en tutucu illerde dahi üniversite açıldıktan bir müddet sonra tabuları yıkıyor. evet, zor oluyor, oranın öğrencileri büyük şehirlerden çok sıkıntı çekiyor. ama çok örneği var bu anadolu üniversitelerin şehirlere yaptığı katkıda. karşılıklı bira içilecek yerler açılıyor bilmem baskın oran'ın haberi var mıdır? üstelik baskın "hoca" abd'nin üniversiteleri kasabalara açma geleneğini de bilmiyor olmalı. daha sonra o kasabanın öğrenci kentine dönüştüğünü vs...
“benim beklediğimden “ilerisi” gerçekleşti: üniversite islamcılaştı! o kadar ki, ankara'ya yarım saat mesafede olanında bile, değil islamcı olmayanını, islam'ın belli bir tarikatından olmayanını asistan almamaya başladılar. o zaman “kemalist”lerin paçaları tutuştu ve ankara'dan asker rektör gönderdiler. askerin yaptığını asker rektör temizlesin diye! olmayınca, bir tür vesayet altına alınmaya çalışıldı buralar. örneğin, kendi asistanlarına lisansüstü yaptırmaları yasaklandı; onları büyük kent üniversitelerine göndermek zorunda bırakıldılar. asistanlık ve lisansüstü sınavında merkezî sistem devreye sokuldu.”
bak sen, uzaydan mı indi bu "islamcı hocalar" ki? yoksa 1402'likler kolay mı unutuldu? bu "yeşilleştirme"nin yök'ün sadece "üniversiteyi kasabalara kuralım bakın nası camiye döner" gibi basit bir stratejisi olduğunu iddia mı ediyor yoksa baskın oran? bu kadar çarpık görülemez bir mesele. bu açıkça "12 eylül'ü anlayamamak"tır. sanki üniversiteler sadece kasabalara taşınmış geri kalan her şey normalmiş gibi...
-bu anadolu üniversitelerinden, hem de en gelişmişlerinden birinin rektör yardımcısı, on yıl sonra mersin'deki bir kongrede aynen şunu demiştir bana: “senin cumhuriyet'deki yazını o zaman çok kınamıştık. ama haklı çıktın. bizi bir süre sonra attılar”.-
eh tabi yök üniversiteleri kasabalara kurarak ne kadar ilerisini planlamış ! on yıl sonra bile...
(bu aradaki kısıma katıldığım için almadım)
"son olarak, çok önemli bir şey daha söylemeliyim. yök başladığında, bir solcu olarak, solcu kardeşlerimin tüylerini ürpertmiştim; şimdi ürpertmezsem ayıp olur: kimseciklerin ses telleri bunu söylemeye yetecek kadar “sıkı” değil ama, üniversite mutlaka paralı olmalıdır”.
birazdan patlayacak bombanın ayak sesleri sanırım bunlar. "mutlaka" paralı olmalı ama. kaçarı yok !
“çünkü parası olmayan yetenekli çocuğun okuyabilmesi ancak böyle mümkün olur.”
buyrun efendim başka nasıl okutacaksınız? herkese eşit, ücretsiz eğitim bir halüsünasyondur zaten. hem tek amaç "parası olmayan yetenekli çocuğun okuyabilmesi" değil mi? zenginler de "mecburen okuyacaklar" yani bakın "zenginleri sömürüyoruz, kullanıyoruz" bir nevi ! paralarını almak için, tiksine tiksine, öğüre öğüre yapıyoruz bunu !
“her öğrenci, ailesinin gelirine göre ödeyeceği ücret sonucu, bir yoksul öğrenciyi finanse eder. bu paralar genel bütçeye gönderilmez; yoksul öğrenciye tam burs olarak verilir. (bu burs da, çocuk işe girdikten sonra azar azar geri ödetilmelidir).“
bakınız ne kadar parlak bir buluş, aman tanrım ! sermayesine göre "zengini sömürerek" aldığımız paralarla oluşturduğumuz havuzdan payına düşen "kemikle" okuyan "parası olmayan yetenekli çocuk" daha sonra paraya kavuşuyor, burjuva oluyor ya, hani "iş sahibi oluyor" hemencecik de, ödüyor bu paraları, "çünkü borçlu ! onu başkaları okuttu !".
“bunun dışında her yöntem popülisttir, halk dalkavukluğudur, halk çocuklarını vurur, rezilliktir.”
işte bombanın patladığı yer ise burası. tekrar yazalım hatta ekstra etkili olsun zihinlerde yer etsin. "bunun dışında her yöntem popülisttir, halk dalkavukluğudur, halk çocuklarını vurur, rezilliktir." bakınız nasıl ezber bozuluyor. her yöntem arkadaş, kaçarı yok. aklına başka bir fikir gelen popülisttir. herkese eşit ve parasız eğitim diyen "halk çocuklarını vuran halk dalkavuğudur". bu yöntemin dışında bir yöntem teklif eden "rezildir".
“yök'ün başına hangi dürüst ve yetenekli ve iyi niyetli yönetici gelirse gelsin, bu gerçekler gözardı edildiği sürece türkiye'de adam gibi yükseköğretim hayaldir. biz söyler, biz dinleriz; demokrasi var ya.”
ve işte asıl eleştiri ! tek mesele yök'ün başına geçen adamlar dürüst ve yetenekli olsalar da bu denli kafalarda ampul patlatan gerçekleri göz ardı ediyorlar ! yök gereksizdir yok, üniversite özerkliği olmadan üniversitenin üniverliseden farklı olmayacağı da yok ! neymiş efendim, yök'ün başına gelen iyi niyetliler bunları yapmalıymış...
ah baskın hoca ah... hiç söylemeseydin şu sözleri, hiç konuşmasaydın bu konuda. bitirmişsin sen kendini. üniversite'de hocasın. anadolu'daki üniversiteleri bilmiyorsun hadi diyelim. ya yök meselesi, ya zar zor borç harç okuyan emekçi çocukları bir yandayken parayı bastırıp diploma alan burjuva çocukları...
bu yazının içinde bir kere de "bir solcu olarak" diye geçirmişsin ama yapma…1402'liklerin ahını alma... bu kadar üniversite kapısında bekleyen adamın ahını alma… bu kadar hem okuyup hem çalışmak zorunda kalanların ahını hiç alma...!
edit: ilk kısa versiyon kesmeyince, yazının bütününe bir eleştiri ihtiyacı hissettiğim için değiştirdim.
- anne babası milyarlarca ytl kazanan tiplerin , torpille devlet bursu aldıkları bir ülkede , ütopya olan bir istektir. söyleyen kişi bunu , zenginlerin para vermesi , fakirlerin de bundan yararlanması olarak ortaya atmış olabilir ama herkes bilir ki -bunu söyleyen de dahil- türkiye de böyle bir şey olduğunda , multimilyarderlerin çocukları bile , fakirlerin parasıyla okuyacaktır. çünkü fakirlerin torpili olmaz.
(bkz: afedersin ama önermeni sikeyim)
- milli eğitimin genel ilkelerinden "eğitimde fırsat ve olanak eşitliği" maddesine aykırı bir söylemdir. bu maddeye göre;
1-toplum bireylerine, eğitim görmede fırsat ve olanak eşitliği sağlanır.
2- maddi olanaklardan yoksun başarılı öğrencilerin en yüksek eğitim basamaklarına kadar öğrenim görmelerini sağlamak amacıyla, devletin mali olanaklarına göre parasız yatılı, burs, kredi ve benzeri yollarla gerekli yardımlar yapılır.
3-durumları dolayısıyle özel eğitime gereksinimleri olan çocukları ve gençleri, topluma yararlı kılacak biçimde yetiştirmek ve onlara sağlıklı,dengeli ve güçlü bir kişilik kazandırmak amacıyla, çağdaş ve bilimsel eğitim yöntem ve olanakları gözetilerek, gerek okul içinde gerekse okul dışında gerekli koruyucu, güçlendirici, geliştirici ve yetiştirici önlemler alınır.
bunları sağlamak için üniversitelerin paralı olmasından başka yöntemler de vardır. mesela devlet, özel üniversitelerin yıllık bütçelerinin %40 ını karşılamak yerine, devlet üniversitelerine kaynak aktarabilir ya da özel üniversitelere yaptığı vergi indirimlerini kaldırıp, buradan elde edilen geliri de devlet üniversitelerine aktarabilir. çünki; özel üniversitelerin, zaten, öğrencilerden elde ettikleri gelirler azımsanmayacak seviyededir, bir devlet üniversitesinden daha fazla desteğe ihtiyaçları yoktur. bu düzenlemelerin yapılması için çalışmak yerine, üniversiteleri paralı yapalım demek, düpedüz haksızlıktır.
- solcu olmayan bağımsız bir adayın ağzından çıkabilmesi mümkün olan söz öbeği.
adam bu lafı ediyor hadi bunu garipsemiyorum da, bu adamın liberal olduğunu göz ardı edip kendini kandırmaya devam edip adamın solcu olduğuna zorla inanan toplama ne demeli onu bilemiyorum.
- (bkz: öğrenci değil müşteriyiz)
- buradaki "parası olmayan" kavramı nasıl belirlenecek onu merak etmekteyim.
karı-koca öğretmen, mütevazı bir evleri olan ve en küçük motor hacminde son derece ucuz bir arabaları olan ailenin çocuğu "parası olmayan yetenekli çocuk"tan mı sayılacak? tabii ki sayılmayacak.. geliri ancak geçimine yeten bu aile, bir de çatır çatır üniversite parası ödeyecek, beli büküldükçe bükülecek.. bunun dışında, üniversiteye gitmek için dershaneye gitmesi gereken, ama gidememiş olan hangi "parası olmayan yetenekli çocuk" a yardım edilecek, sıralarda böyle bir çocuk bulunacak mı? o da tartışma konusu..
teferruatı bırakıp meselenin özüne dönmek istemeyen popülist, saçma bir yaklaşım.
üniversite eğitimi problemini çözmek için oks'den başlamak gerekir, hatta ilköğretim eğitiminden başlamak gerekir..(epilofs, 19.07.2007 00:30 ~ 00:33)
- sözlerin tamamından anladığımız şudur ki: "parası olmayan yetenekli çocuğun okuyabilmesi ancak üniversitelerin paralı olmasına bağlı." yani, üniversitelerin paralı olmasının ana gerekçesi bu.
peki mevcut düzende, parası olmayan yoksul bir ailenin çocuğu bu ülkede üniversiteye gidemiyor mu? ee bal gibi de gidiyor. gerek burslu olarak vakıf üniversitelerine gidiyor, gerekse devlet üniversitelerine kaydolup öğrenimini tamamlayabiliyor. sözlüğün çoğunluğu üniversite öğrencisi. etrafınıza bakın, anası/babası yoksul olan arkadaşınız yok mu? sürüyle var. (hatta bazıları bu yazıyı okuyan sen, ya da bu yazıyı yazan ben) yoksul bir ailenin çocuğu paşalar gibi üniversiteye gidebiliyor bu ülkede. neden? çünkü devlet üniversiteleri paralı değil.
daha baştan çürük, herhangi mantıklı bir gerekçesi olmayan bir öneri bu. ve bunu da, eğitimin ücretsiz olmasını savunan sol'un, "bağımsız" bir adayı dile getiriyor.
- türkiye'de paralı üniversite okuyan azınlığın devlet üniversitesinde okuyan çalışkan öğrenciler yanındaki ezikliği göz önüne alındığında parası olan azınlığı devlet üniversitesinde okuyanlarla eşit seviyeye getirmeye çalışmaktır..parayla, çalışkan öğrencileri tembel insanların seviyesine indirmeye çalışmaktır bu sözün çıkış noktası..
- devlet üniversitesinde ödediğim milyar milyar harçları, kimlik parasını, o parasını, hava parasını...v.s. ve yüzde kaç faizle geri aldıklarını anlayamadığım katkı kredisini(öğrenim kredisi değil) düşününce ve her dönem yüzlerce dolarlık kitap masrafından yırtabilmek için attığımız taklaları da ekleyince; parasız üniversite mi vardı dedirten; türkiye'de uygulanabilirliği tartışmalı- ki doğru dürüst uygulanacağını hiç sanmıyorum ayrıca üniversiteleri, liseden gelen öğrencileri kapmak için lunaparka çevirebilme olasılığı da var- ama etraflıca tartışılması gereken bir öneri.
- türkiye'de uygulanma kabiliyeti olmayan proje.. ülkemizdeki süper sistemli kadrolaşma sayesinde torpilli şahıslar zengin de olsa gereken belgeleri alabilecek ve çatır çatır bursla okuyacaktır. olan yine mazlum, sahipsiz vatandaşa olacaktır...
keşke baskın hoca'nın gördüğü gibi toz pembe olsa her şey. toplum yapısı yüzünden uygulanamayan ya da sömürüleceğinden korkulan, bu yüzden de ütopyamıza hapsolmuş ne projelerimiz var oysa...
- (bkz: her şeyin bir bedeli vardır)
- baskın oran : üniversiteler mutlaka paralı olmalıdır.
cisim tamlaması : tamam hocam haklısınız. biz de onu söylüyoruz, her şey paralı olsun. sıçmak da paralı olmadı mı? umumi tuvaletler çıktı mesela para verip sıçmıyor muyuz? bittabi üniversiteler de paralı olmalı hatta ve hatta hergün kapıdan girerken bilet kesilip, kaçak girmeye çalışanlardan 20 bilet parası ceza alınmalı. hocam, ayrıca "parası olan versin parayı, parası olmayan çocuklar da o parayla okusun" demişsiniz. bakın burasına pek katılamayacağım sözünüzün hocam. siz çıkıp "parası olan versin olmayan da ordan gelen parayla okusun" derseniz, öbürü de çıkar "efenim parası olan versin olmayan da ordan gele parayla sıçsın" der. olacak iş mi bu hocam? o zaman umumi tuvalet işletmecilerinin hali ne olacak? bence bir liberal aydın olarak, sözlerinize dikkat etmelisiniz. haşa size akıl vermek gibi bir terbiyesizlik yapmıyorum ama yine de bir kardeş tavsiyesi.
- eğitim, sağlık, barınma gibi temel ihtiyaçlar; devlet tarafından karşılıksız olarak sağlanması gereken zorunlu hizmetlerdir. bir şekilde insanların insiyatifine dayandırılan ve geri ödemeli olarak kabul edilecek eğitim sistemi ise, var olan düzeni daha beter bir hale getirecektir. alternatif çözümler adı altında saçmalamaya hiç lüzum yoktur aslında, ama;
(bkz: tatlı su solcusu)
- beni şunları düşünmeye iten söz:
ortada kalkınması gereken bir devlet ve bu uğurda çabalaması gereken öğrenciler olmasa üniversiteye kim gider ki efendim? devlet, kalkınmak, eğitimli iş gücü sahip olmak istiyorsa alır okutur vatandaşlarını. bana sorsan ben üniversiteye mi giderdim yoksa durduk yere? bahar şenlikleri, kız ortamları için mi gidilir üniversiteye? hem yıllarımı verip ülkeme hayırlı vatandaş olmaya çalışacağım, hem de üstüne para vereceğim he?
anlamıyorum ben bu kapitalizm işini abicim, bir terslik var...
- konuşmakta paralı olsa fena olmaz demek istediğim saçma ötesi söz.zira ağzı olan konuşuyor.
- bende düşündürdüklerine bakarsak;
her vatandaşına eğitim hakkını sağlaması gereken devlet bunu sağlamıyor diye maddi düzeyi diğerinden iyi olan bir birey cezalandırılarak eşitlik nasıl sağlanabilir ki?emeği ile kazanmış birinden zorla ücret alınarak bir diğerine vermek ne kadar demokratiktir?bu iyi niyetli vatandaşlarımızın yaptırdığı okullara güvenerek bu konuda ki sorumluluklarını erteleyen devleti bu konuda da körüklemez mi?zengin olmak suç mudur?devletin yapması gereken işi neden vatandaşlar sırtlıyor her seferinde?amacı iyi de olsa sonucunda ortaya çıkan tablo bana pek hoş gelmedi.aynı şekilde o zaman zenginler hastalanınca ücret alınsın ve bu paralarla fakirler bedava tedavi edilsin.zenginler ekmek alırken ekmek daha pahalı olarak onlara satılsın karşılığında fakirler doyurulsun ve fakir olmak ödüllendirilecek bir kavram,zengin olmaksa suç ve yükümlülüklerle dolu bir hale getirilsin.sermaye düşmanlığı gibi geldi biraz bana ve solun içinde ki çelişkiye düştüğüm nadir konulardan biridir bu bakış açısı.
- bir de buna benzer şu vardı: mülakatta "mühendis adam işsiz kalmaz" deyip, işten çıkarılmış bir mühendisin çocuğuna burs vermeyen, kendisi her yıl binlerce mühendis mezun eden bir üniversitenin burs bürosu müdürü.
(bkz: serbest çağrışım)
- son günlerde yök başkanının'da ortaya attığı bir düşüncedir. destekleyenler kimler peki tabi ki asgari ücreti belirleyen kişiler. başka söyleyecek ne var ki.
(bkz: cahilliğin aileden çocuğa miras kalması)
|