fark yoktur efem'.
bunların cermen halklarında olanlarına nazi,
latin ve slav olanlarına faşist,
iberyalı olanlarına falanjist,
israillilerine siyonist denir.
türklerine de ülkücü deniyor.
hitler de büyük oylarla gelmişti, %45 gibi oylarla.* dolayısıyla da türkiye'de mhp'nin de kitlesel olması onu cici yapmamaktadır. bu da böyle bir farksızlıktır iki kavram arasındaki.
zaten sayılmış, daha da çok sayılabilecek farklardır. kendisine ülkücü diyen faşistler mevcuttur, doğrudur. fakat "en iyi kürt ölü kürttür" diyen ile "bütün ülkücüler faşisttir" diyen kişinin mantalitesi aslında aynıdır. ikisi de ona karmaşık gelen şeyleri kendi algı seviyesine indirmeye çabalamaktadır. sussalar daha hayırlıdır.
atsız'a cahilce faşist diyen ve bunun yanında ülkücülüğü şirin bir şeymiş gibi gösterip milletini herşeyden çok sevenler arasında ikilik yaratmak isteyen çakalların yorumlardığı konudur.
ülkücülük ile faşizm arasında dağlar kadar fark vardır bunun yanında.
bu farklar say say bitmez çünkü ülkücü şuurlu demokrasi ve şuurlu eleştiri taraftarıyken, faşizm de ne şuurlu demokrasiye ne de eleştiriye tahammül edilir.
bu belirleyici unsurdur. faşizmde iktidarın dediğinin yani koltuğun dediğin azıcık dışına çıktığınızda götünüzden kan alırlar, ülkücü bir iktidarda ise koltuğun dediği önemli değil milletin çıkarı önemlidir. bu açıdan ülkücü iktidar milletin egemenliğiyken, faşist iktidar kişilerin zümrelerin egemenliğidir.
ciddi anlamda detaylı analizlere tabi tutulması gereken konudur çünkü teoride aralarında sahiden de farklar olsa da uygulamada maalesef her şeyde olduğu gibi ülkücülük de dejenerasyona uğramış ve bu iki kavram içerik açısından birbirine yaklaşmıştır.
aynı ülküye sahip insanlar bir araya gelip kendilerine ülkücü derse ve aynı toprağı/ülkeyi/havayı/suyu paylaştıkları diğer tüm insanların da o ülküye bağlanmasını şart koşarsa ve biz de bu insanların yaptığı işe ülkücülük dersek ortadan kaybolan farklardır.
faşizm olgusu temel olarak; sınıflar arası çelişki diye bir şeyin zaten olmadığı ve tüm sınıfların bir olduğunu, vatan savunması ve bilcümle efradın kontrol altına alınmasından gayrı herşeyin beyhude olduğu savına dayanır.
milliyetçilik, erkeklik vurgusu, devlet adına "gayrı resmi" savaşlar yürüten çeteler, politikanın belirgin şekilde "estetize" edilerek duygu okşayıcı ambalajlarla sunulması, popülist siyaset vs. gibi karakteristik özellikleri bünyesinde barındırır. örnekleri çoktur. burada açmak ise yersizdir. zira faydası yoktur.
atsız tayfası bile faşist olduğunu kabul etmemekte iken, kendini ülkücü olarak ifade eden güruhtan bunu yapmasını beklemek saflık olur. önemli olan bu değildir zaten.
tarihte hiçbir faşist, faşist olduğunu kabul etmemiştir. (mussollini müstesna. zira o bu kavramı doktrin olarak ilk sahiplenen ve uygulayan kişi olduğundan kendisini ve partisini bu şekilde tanımlamıştır.-partito nazionale fascista- ) (bakınız; giovanni gentile )
faşizmin en temel gıdası olan milliyetçiliği kendisine ilke edinen herhangi bir grubun-partinin de aynı boka bulanması kaçınılmazdır.
o yüzden;
"ülkücü olmak çok iyi, hatta dadından yenmiyor, ama işte tanıtmayı beceremiyorlar"
"ülkücüler iyi ama çevreleri bozuk"
"tanısan sen de çok seversin"
türü yaklaşımlar faşizm güzellemesinden öte bir anlam ifade etmez. faşistin de kendini bileni makbuldür.
"faşistim" de, otur aşağıya. laf kalabalığına hacet yok...
ülkücülük ve faşistlik birbirinden çok farklı şeyler olmakla beraber, bugünlerde vatanın bölünmez bütünlüğüne sahip çıkan herkesin faşist etiketiyle fişlenmesi sonucu faşistlik aslında okadar kötü bişi değilmiş, hattası güzelmiş diyenler çoğalmaya başlamıştır.bu bakımdan aslında artık kimse, faşist denmiş,ülkücü kimmiş sallamıyor.sonuçta herkes neyin ne olduğunu biliyor.ırkçılık ve milliyetçiliği ortak şeymiş gibi göstermek tamamen maksatlı bir saptırmadır.lakin tekrar tekrar söylemekte yarar var ki eğer vatanseverlik faşistlikse(tabi ki değil) bilinmelidir ki bu ülkenin halkının çok çok büyük çoğunluğu bu tanım çerçevesinde faşisttir ve gocunmaz.
tarihinden onur duyan oldu faşist,vatanın bölünmesine karşı çıkan oldu faşist,anayasaya sahip çıkan oldu faşist...
kavramların kötü maskesi kullanılarak kimse insanları doğrularından vazgeçiremez .
her tarihsel olgu gibi faşizm kavramını da, işine gelecek (ezberletilen) şekilde betimlediği ideolojik mekanlarda sabitleyip, siyasal tahlillerini bu sabitlenmiş mekanlar üzerinde yürüten güdük algıya göre çokça sayabileceğimiz farklılıklar. hemen örneklendirelim; hitler tıraşı ile ülkücü bıyığı arasındaki fark.
evet, verilen örneği ciddi bulmayacak olanlar kendisini çokça ciddeyi alabilmekte ne yazık. yüksek perdeden ideolojiler karşılaştırması-eleştirisi yapan düz adama göre, iktisadi/tarihsel işleyişten tamamen bağımsız özel fikri akımlar (bunları ideoloji olarak adlandırıyor) arasında şöyle farklılıklar olabilmekte;
“faşizm ırkçılıktır, ülkücülük ise atatürk milleyitçiliği adı verilen ‘özel’ bir milliyetçilik türü olan kafa kağıdı milliyetçiliği esasına dayanır.”
burada faşizmin gerçek anlamda yanlış anlaşılmasından yada tam manasıyla çarpıtılmasından daha önemli bir mantık mekanizmasıyla karşılaşıyoruz. faşizm, tarihsel bir ideoloji olarak "ırkçılık" kavramının içersinde dondurulup ona yapıştırılarak, bizzat eleştirici tarafından tariflenmiş ideoloji tanımının mekanına hapsediliyor. böylece faşizmin gerçek tanımı, yani, toplumsal düzen gereği bölünmüş olan farklı çıkar grupları arasındaki kapatılamaz boşlukları otoriter şiddet vasıtasıyla görmezlikten gelmemizi emreden, sistemin ezdiği kitleleri sistem egemenliğinde tutmak için körleştiren ve bu körlüğü toplumda sabit kılmak için düzen şiddeti kullanan niteliği hasıraltı ediyor. işte, tüm bir toplumsal bilinç altında imajı hemen beliriveren o zorba faşist figürün kaynağı ve ülkücülerin faşist olarak adlandırılmaktan neden şiddetle kaçmaya çalıştıkları bu noktada aranmalı belki de.
ırk miti, verili bir tarihsel evrede, toplum katmanları arasındaki uyuşmazlıkların üzerini ırk perdesiyle örten, zıtlıklarından sıyrılarak totalleşmiş bir toplum tahayyülünün özel işletim sistemiydi. bu mite karşı, kendi çıkarlarını dillendirecek sosyal katmanlar, mitin ve dolayısıyla tüm bir tarihsel yapının egemenliğini tehdit eder. faşizm ise, yalnızca, fonundaki verili tarihsel evreyle dayatılan özel (ırkçılık gibi) bir fikirsel kurgu değil, sistemin selametini sağlayan bu mitin her tarihsel düzen içindeki kolluk gücüdür. şunu demeye çalışıyorum;
otoritenin kendi egemenlik sahasına tecavüz eden her türlü çıkar talebine karşı yükselttiği bütünlük bayrağı, dün ırk sahasında dalgalanır bu gün ulus milliyetçiliği, hiç farketmez. kim ki, hak taleplerine karşı dalgalandırılan bu bayrağın neferidir, tarih önünde tek bir ortak isim ile anılmaya mecbur kalacak: faşist.