metafizik öğelerle kurgunun gerçeklik gerçeküstülük arasında gidip geldiği, murathan mungan'ın akıcı diliyle masalsı bir havaya bürünmüş 3 öyküden oluşan eseri.
edit: gece elbisesi hikayesinin kahramanı ali'nin babasının gerçekten sınırları zorlayan bir cinsel yaşama sahip olması (kız kardeşleriyle, annesiyle, garsonlarla vs. vs.) irrite edici boyutlardadır. yazar bunu sanırım ali'nin cinsel kimliğindeki bulanıklığın oluşumu için böyle yapmıştır.
murathan munganın öykü kitabı ama roman gibidir maşallah.
alice harikalar diyarından hatırladığım ve çok beğendiğim bir cümle ise şöyledir :
"bazı anlarda yüzün aldığı bir ifade, sevenin belleğinde sonsuzlaşır insan o ifadeyi herşeyden çok daha fazla özler o yüzün sahibiyle günün birinde darıldıktan, ayrıldıktan hatta ondan nefret ettikten sonra bile o ifadeyi özler bir andır o ama bütün zamanlara siner"
en başta arka kapağındaki şu cümlelerle dikkatimi çeken kitap.."günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim hayatıma . herkes kağıt üzerine yazılanları benim hayatım sanacak, ben de hayatımı saklamış olacağım böylelikle. saklamanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. kasada oturan kız gibi! herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz"..etkileyici türkçe kullanımı takdire şayandır,özü birkaç kez okunmadan kavranılamayacak niteliktedir..
kitapta yer alan üç kadın kahramanın da(sonuncu hikayedeki ali de aliye olduktaan sonra)sonunda mutsuzluk çölünde kayboldukları hikayelerin yer aldığı kitaptır
birinci öyküde külkedisinin ayağına ayakkabı uymaz ve küt diye ortada kalır
ikinci öyküde kahraman hatun birlikte unutulmaz zaman geçirdiği varlığın insan olmadığını öğrenir ve zihni resetlenir
üçüncü öyküde boğaziçi sularına gömülür dönüşümlü olarak bir yaşamı idame ettiren aliye..
insanın kafasını karıştırcak "the matrix"ten bile daha çok sarsacak bir kitap
okuduğum en güzel ilan-ı aşkı içinde barındıran kitap.
"alice seni seviyorum. alice seni çok seviyorum. alice seni hiçbir dünyalının sevemeyeceği kadar seviyorum. seni ne zamandır derin bir tutku, sarsıcı bir ihtiras, büyük bir aşkla seviyorum. seni eksilmeyen bir arzu, yaşlanmayan bir yenilik, ölümsüz bir şiddetle seviyorum. seni hiç sönmeyen bir ateş, hep uğuldayan bir vadi, dinmeyen bir yara, susmayan bir nehir, bütün zamanlarda esen bir rüzgar gibi seviyorum. aramızda milyarlarca yıl ışık hızı uzaklık da olsa, aramızda gezegenler, gökadalar, kara delikler de olsa, aramızda yaşayan ya da ölü milyarlarca yıldızın ışığı ya da evrenin uçsuz ve dilsiz karanlığı, sonsuz sessizliği de olsa seviyorum."
hikayelerin birbirine bağlanışıyla alkışladığım bir kitap. mungan seven sevmiyen herkesin okuması gerekir.
kitabın arka kapağında şöyle yazardı..
günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim hayatıma. herkes kağıt üstüne yazılanları benim hayatım sanacak, ben de hayatımı saklamış olacağım böylelikle. saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun? herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin. kasada oturan kız gibi! herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz.
fantastik bir kurguya sahip üç hikayeden oluşan, murathan mungan'ın vasat sayılabilecek kitabı..
"sayın dağ,
*
üç aynalı kırk oda'dan sonra küstüm sana, hiçbir kitabını okumadım. alice'ten nefret ettim, diğer kahramanlarınla tanışmadım bile.
o gün bugündür selamımı kestim sana. haberin ola.
imza : tavşan"
enfes bir cümle ile başlayan bir kitap. koca sayfa üzerinde o tek cümle. darbeyi en başta vuruyor tam karın boşluğunuza;
"ne zaman içime biraz fazla baksam , yükseklik korkum depreşir..."
kalemine , beynine , kalbine sağlık ne diyim..
murathan mungan'ın üç hikayeden oluşan kitabı. cinsel kimlik sorunu, kişisel gel-gitler, ihtiras ve aşk üzerine fantastik kurgulara sahip. anlatım gücü kadar aykırılığı da dikkat çekici.
''özgüvenini yitirmiş kadınların çoğu, kendilerine güvenenleri yanlış durumlarda sınamaya kalkıştıkları için bozguna uğramış kadınlardır.''
''korkunun çeşitleri vardır: karanlık ve bilinmez bir yere, sizin ilk kez girerken ki duyduğunuz korku ile, siz karanlıkta uyurken, savunmasızken, bilinmeyen bir yabancı gücün, evinize adım atması karşısında duyulan korku aynı değildir. bu kez korku, sizin göze aldığınız bir serüvenin korkusu değil, gafil avlandığınız bir anın korkusudur.''
istanbul'da bir cafede, insanlar panik halinde dışarıya kaçarlarken dünyayla bağlantımı kesen kitap.
(bkz:
12 kasım 1999 düzce depremi)