bir gripin şarkısı
....saat üç ayaktasın uyku tutmamış yine
ne yazıyorsun kara kara beyazlar üstüne
kalem biter hiç güvenme tükenmez diye
hayat bile sona erer günün birinde
sen hiç yalnız kalmadın mı kalabalığın içinde
derdine derman aramadın mı şişelerin dibinde...
küçük insan gurupları için ideal sayıdır. iki azdır, muhabbet tıkandı mı tam tıkanır, biri mutsuzsa diğeri de kaçınılmaz olarak mutsuz olur. dört ise kalabalıktır, ister istemez guruplaşma olur, guruplaşmayı önlemeye çalışsanızda önleyemezsiniz hatta o halinizle buna siz sebep olursunuz. üç güzeldir ya, evet
saat üç ayaktasın uyku tutmamış yine ne yazıyorsun kara kara beyazlar üstüne kalem biter hiç güvenme tükenmez diye hayat bile sona erer günün birinde ,sen hiç yalnız kalmadın mı kalabalığın içinde derdine derman aramadın mı şişelerin dibinde sözler sahteymiş çek kendini adım adım yüzler belliymiş yağmurlarda aradığın bulamadığın, üşenmişsin hikayeni baştan anlatmaya faydası yok nefesini geçmişle yormaya itiraf et seviyorsun hüznü kederi acı besler uayndırır boşvermiş bünyeyi ,sen hiç yalnız kalmadın mı kalabalığın içinde derdine derman aramadın mı şişelerin dibinde sözler sahteymiş çek kendini adım adım yüzeler belliymiş yağmurlarda aradığın bulamadığın,
gece saat tam üçte bu şarkı açılır, bol miktarda alkol alınarak bağıra bağıra söylenir.. yalnız kalınan her dakikanın acısı çıkarılır...
gripin'in, deniz özbey'in vokaliyle mükemmelleşen, anına denk geldiğinde loop'a alınıp defalarca dinlenebilecek, derin, hüzünlü ama kendini tanıyan şarkısı.
saat üç ayaktasın uyku tutmamış yine
ne yazıyorsun kara kara beyazlar üstüne
kalem biter hiç güvenme tükenmez diye
hayat bile sona erer günün birinde
sen hiç yalnız kalmadın mı
kalabalığın içinde
derdine derman aramadın mı
şişelerin dibinde
sözler sahteymiş
çek kendini adım adım
yüzler belliymiş
yağmurlarda aradığın
bulamadığın
üşenmişsin
hikayeni baştan anlatmaya
faydası yok
nefesini geçmişle yormaya
itiraf et seviyorsun hüznü kederi
acı besler uyandırır boşvermiş bünyeyi
not: söz yazarı da deniz özbey'miş dün öğrendiğime göre*. ben de neden gripin'in sadece bu şarkısını seviyorum diyordum.
hayalarla birlikte testisi simgeleyen simgeyle gösterilen rakam. hatta belki bu yüzden eski dinlerde çok öne çıkartılan bir sayı olmuştur. hatta günümüzde de etkisini sürdürmektedir bu olgu. (bkz: dr. serol teber) (bkz: davranışlarımızın kökeni)
pentagram döneminde de beraber çalışan ogün sanlısoy, tarkan gözübüyük ve metin türkcan’ı yeniden bir araya getirmesiyle de ayrı bir anlam taşıyan, tüm beste ve sözlerin ogün sanlısoy’a ait olduğu 11 şarkıdan oluşan, prodüktörlüğünü tarkan gözübüyük'ün yaptığı, vokallerde şebnem ferah ve aylin aslım'ı duyabileceğimiz başarılı ogün sanlısoy albümü.
senaryo tekniğinde olay ve duygu yaratabilmek için ideal ana karakter sayısı. iki ana karakter kontrast yaratabileceği ve çeşitlilik sağlayamayacağı için az, daha fazla ana karakter ise konu bölünmesi, zaman kaybı ve dikkat dağılması (hem senarist, hem de izleyici için) yaratacağı için fazladır. izlenme keyfi önemli filmlerde ideal sayı üçtür, ama her sinema kuralı gibi bu kural da layıkiyle kırıldığında tadından yenmez filmler ortaya çıkmaktadır.
2) iki küçük çocuk baklava çalarsa ceza düşüktür; ancak, üç küçük çocuk baklava çalarsa çete kurup suç işlemekten yargılanır ve her birine 25 yıl ceza verilir.
3) eski afrika'da iki adet sayı varmış: bir ve iki. ikiden fazla olan her şeye (3 de olsa, 198767 de olsa) "çok" deyip geçerlermiş. ne zaman ki afrikalılar 3 rakamını öğrenmiş, kendilerini avrupa ve amerika'ya köle götüren gemilerde bulmuşlar; beyaz adamlar siyah derili kadınlara tecavüz eder olmuşlar.
görüldüğü üzere 3 maddede 3 sayısının ne kadar pis bir sayı olduğunu göstermiş olduk. şimdi meydanlara çıkıp da "3 benim uğurlu sayım" diyerek rezil olmayın. hem uğurlu sayı diye bir şey de yok. batıl inanç bunlar.
bazı eski hikayeler “ yıl dokuz yüz bilmem kaç “ diye başlardı. benim hikayem üç ile başlıyordu. neden mi? üç ay boyunca geceleri hiç uyumamışım. üç yaşıma geldiğimde duvarlar benim için basamak olmuş. ilkokul üçüncü sınıfa geldiğimde çarpım tablosunu üçüncülükle ezberlemişim. orta üçe geldiğimde ise lisenin heyecanı basmış beni. bu heyecanın içinde bir bakmışım, liseden de mezun olmuşum.
önüme yalnızca üç seçenekli hayaller konulmuş. her üç şeyden birini seçmek kaderim olmuş. allah’ın hakkı bile üç. dört çok fazla. müslümanlar için ise üç büyük savaş vardır. yahudiler de üçün büyüsüne inanır. benim büyüm kendime. birileri “ saat üç, ayaktasın yine, ne yazıyorsun kara kara “ diye şarkı yazmış. bak neler yazıyorum. birileri filmler çekmiş: üç renk – beyaz, kırmızı, mavi diye. ben hala ağzımdaki sakızı çekiştiriyorum. yaşar kemal üç anadolu efsanesi diye destansı bir roman yazmış. anlatmış burada köroğlu’nu, karacaoğlu’nu ve algeyik’i. ben hala kendimi anlatmaya çalışıyorum.
üçü bir araya getirip asal en küçük tek sayıyı da yapmışlar. ama bakma tek sayı olduğuna, çoğuldur benim ruhuma. her şeyin üç evresi vardır, üç boyutlu alem içinde. örneğin hayatın: giriş, gelişme ve sonuç. bir garip öğrenci için ise vize, final, bütünleme. hayat ne garip vapurlar falan demeyeceğim. garip olan hissettiklerimiz. bak şimdi elektrikli bir aletin üç kademeli olduğunu düşünüyorum. yolları görüyorsunuzdur, hep üç şeritli. dördüncüye girmek yasak. mesela üçün biraz buçuklusu tehlike demektir. kimse üç buçuk atmasın. ama gece üç – beş nöbetlerinde, komutanı görünce, zuladan sigarayı içerken üç mermi sallardık gecenin üçünde karanlığa.
birde üç kenarın bir araya gelmesiyle oluşan bir geometrik şekil var: üçgen. kahve falının atlanmaz klişesi olmuş. artık siz tahmin edin. üç vakte kadar bu üçlü aşka bir son vermenin zamanı gelmiş demiş birileri. iyi de demiş. üç kişilik bir aşka yer yok bu dünyada. sonunu getiremediğim düşüncelerimin sonuna noktalama işareti olmuş. bazen içimden üç boyutlu sesler duyuyorum, dışarıdan duymam gerekirken.
yazmayı unutuyordum. modern folk üçlüsü diye bir grup ve muhteşem üçlüler olarak anılan birileri varmış bir yerlerde unutulan: metin, ali, feyyaz.
şimdi buraya mecburi bir sonuç yazmam gerekiyor ama yazmıyorum. küçük iskender ne demiş: “ suçumuz, bir bardak suda okyanus görmek!”