insanların birbirlerinin üzerinde bıraktıkları olumlu, kayda ve hatırlamaya değer izlenimler sonucu içgüdüsel olarak oluşan yeniden görme ve görüşme isteği.
evde tek başınayken katlana katlana büyüyüp, insanın içini kemiren ve hatta fizyolojik etkisini tansiyondaki belirli bir yükselme ile gösteren, istenen kişiyi olayı vs'yi tekrar görme ve yaşama isteği
kişinin, nesnenin, sevgi duyulan herhangi bir şeyin yokluğunda hissedilen duygudur özlemek.
özlemem dersin. bu duygunun varlığını inkar edersin. öyle bir zamanda öyle bir anda karşına çıkar ki, özlemek nedir, özlem çekmek, hasret çekmek nedir öğrenirsin. telefonu kapattıktan sonra mesaj çekersin, mesajın cevabını alınca dayanamaz yeniden ararsın. uzakta olduğunu bilirsin, en önemli işlerini erleter, iptal eder ve ona gitmek istersin. onsuz geçen dakikaların zorluğuna dayanamaz, hayalinde ondan başkasını göremezsin. budur özlem çekmek, budur özlemek. özlemek acı verir, ama bir de bu acının panzehiri vardır ki, adına kavuşmak derler.*
birlikte çıkılan eve yalnız dönmek,
beraberce yürünülen sokaktan yalnız geçmek,
resimlere dolmuş gözlerle bakmak,
ondan kalan şeylere sanki oymuş gibi değer vermektir.
birden özleyiveriyorsunuz... çoktan unuttuğunuzu sandığınız ya da yalnızca bir kere karşılaştığınız ve özlemek için yeteri kadar tanımadığınız birini bir sabah çılgınca özleyerek uyanıyorsunuz.
rüyalarınız, içinizdeki o gizli, esrarını ele vermez büyücü, siz çarşaflarınızın arasında, bütün tehlikelerden uzak, güvenle yattığınızı sandığınız bir anda,
usulca ruhunuza sokulup, sizden habersiz oralara yığılmış cephanelikleri birer birer ateşleyiveriyor. infilaklarla sarsılarak uyanıyorsunuz. hayatınızda olmayan birini hayatınıza almak, ona dokunmak, onun sesini duymak için kıvranırken buluveriyorsunuz kendinizi...
özlemek, o yakıcı istek, bilinen her şeyi ve önem sırasını değiştiriveriyor. özlediğiniz ise çok uzaklarda... yanında olmasını istediğiniz halde yanınızda olmayan bir tek kişi, yanınıza bile yaklaşmadan, hatta onu özlediğinizden ve onu istediğinizden haberdar bile olmadan, bütün hayatı, bütün görüntüleri eritip başka kılıklara sokuyor...
kavuşma anlarının gelmek bilmediği, çaresizliğinde işin içine girdiği zamanlarda insanın içini kanatan,yatarken ,sabah kalkınca kendinizi ağlarken bulduğunuz zor ama bazen bir o kadar da gerekli duygu...
çaresiz kalırsın uzaklarda,burnunda tüter herşey,elini uzatsan dokunacak gibi hissedersin ama kolun boşlukta kalır ya kimsesizsindir...yazlnızsındır,özlüyorsundur!
olmayana hissedilen; kimi zaman uyutmayan, kimi zaman uykudan uyandıran, kimi zaman da içinde bir yerlerde ara sıra kendini hatırlatan keşke dedirten azı karar çoğu zararhis.
lise yıllarını özlersin, bulamazsın, geri dönemezsin..
eski arkadaşlıklarını özlersin, ama telefonlarını bile bulamazsın, üzülürsün.
geçmiş zamanı özlersin, anılarını geri getiremezsin, sadece düşünüp o günleri; gülümsersin
sevdiklerini özlersin kavuşmak istersin ama uzaktır, dayanamazsın, sesini duymak sana heyecan verir, yakınlarına gitmek için bir şeyler yapmak istersin, için sıkılır, görmediğin bir kaç gün bile olsa uzak olduğunu düşünüp acı çekersin..beklemek güzel değildir, ama sevildiğini bilerek beklemek de bi o kadar güzeldir..bu iki düşünce arasında gidip gelirsin durmadan.. göreceğin günü iple çeker, hayallerini kurarsın, onla konuşacaklarını, yapacaklarınızı hayal edip kurup durursun.. zaten daha fazlası da elinden gelmez..
bir de kaybettiklerinin özlemi vardır ki en acısıdır..bir daha göremeyeceğini bilirsin, uzanmak istersin telefona aramak istersin ama olmaz işte, gitmiştir artık o, geçmişinde izler bırakıp; hayatında yoktur..