özgecilik   

adana çık aradan

  1. alman düşünürü arthur schopenhauer'e göre erdem denmeye değer tek eğilim, acımaktır. acımak, her türlü bencil tutkunun dışında olan tek eğilimdir. acımaktan başka erdem adına bürünen bütün değerlerin gizli amacı yaşama ve varolma isteğidir. bütün insanlarda bir öz ortaklığı, bir başlangıç birliği bilinci vardır. bu bilinç, kendini acığa vurmadan, insanlarda evrensel bir acıma duygusu uyandırır. özgecilik, bu acıma duygusunun sonucudur
    (whisper, 23.03.2004 01:41)
  2. özgecilik yada daha geniş anlamını aguste comte'nin oluşturduğu biçiyle;bireyin hiçbir karşılık beklemeden,başkaları için birşeyler yapması durumu.comte ancak bu davranışın ahlaki olan olacağını savunmuştur.

    ayn rand in objektivizmi sürekli bu düşünceyi karşısına alır ve yeni birşey söylemek yerine altruzim'in söylediklerinin tersini söyler.

    (bkz: objektivizm)
    (bkz: aguste comte)
    (bkz: özgecilik)
    (lapsus, 26.07.2005 17:31)
  3. genler ve memler ile verimli biçimde incelenebilecek, bu ikisinin çatışmasını da gözler önüne serebilecek önemli alanlardan biri özgecilik. genler ve memler bencilse neden yardım ederiz? neden çıkar gözetmeksizin başkaları için çabalar, enerji ve zaman harcar, hatta hayatımızı feda ederiz? sevgi, ahlak veya din doğru cevaplar olabilir ve bunların hepsi, aslında genetik ve memetik evrim süreçleri ile oluşmuş çeşitli mekanizmalara verilen soylu isimlerdir.

    birey seviyesinde özgeci davranışı açıklayan farklı kuramlar var ve bunlardan ikisi aslında bize özgeci gibi görünen bireylerin de bir beklenti ile hareket ettiğini söylüyor. bu yüzden bunlara zayıf özgecilik diyorum. ilki, özgeci davranışın oyun kuramı ile işleyen bir alışveriş veya bir evrimsel olarak kararlı strateji olduğunu söyleyen kuram. farklı yeteneklere sahip farklı türler arasındaki karşılıklı al-ver ilişkilerinde (mutualizm) veya aynı popülasyon içinde “bugün bana yarın sana” anlayışı ile yapılan yardımlarda bu tür bir zayıf özgecilikten bahsedebiliriz. zayıf özgecilik olarak gördüğüm ikinci açıklama ise zahavi'ye ait ve cinsel seçilim başlığında da bahsettiğim ilginç handikap kuramına dayanıyor: bir hayvan diğerleri için fedakarlık yaparak, onlar için canını tehlikeye atarak, onlara yardım ederek aslında dişilere ne kadar güçlü olduğunu gösteriyordur. zahavi'nin söylediklerini sindirmek zor olabilir ama adamın bize garip gelen fikirlerinin özü, bugün insan toplumunda “reklam” dediğimiz şeyden ibaret. hayır için para almadan konser verdiğini gururla söyleyen şarkıcıları, eğitime destek kampanyalarına sponsor olan büyük şirketlerin kocaman logolarını aklınıza getirin, zahavi'yi anlamanız kolaylaşacaktır.

    bu kuramların açıkladığı özgeciliğe zayıf özgecilik dememin nedeni, özgeci gibi görünerek aslında yine kendi çıkarlarına göre hareket eden bireylerden bahsetmeleri. peki birey seviyesinde hiçbir çıkarın gözetilemeyeceği, güçlü özgecilik durumları var mıdır? yavrularını veya kardeşlerini besleyen tüm hayvanlar; kendileri üreyemeyen ama canla başla kardeşlerinin bakımını üstlenen, onları korumak için savaşan karıncalar; birileri ya da bir şeyler uğruna ölüme giden başka hayvanlar ve insanlar... ölen bir bireyin maddi anlamda kendi adına bir çıkar beklemiyor olduğu kesindir. işte bunlara güçlü özgecilik diyorum.

    dawkins river out of eden'da şöyle yazıyor: “insanların, refahın grubun refahı anlamına geldiğini, 'iyi'nin toplumun, türün ve hatta ekosistemin gelecekteki iyiliği anlamına geldiğini varsaymak gibi hayli sevimli bir eğilimleri vardır. doğal seçimin temelindeki mekanizmaların üzerinde düşünülmesinden türemiş olan tanrının yararlılık işlevi'nin böylesi ütopik vizyonlarla ne yazık ki çeliştiği görülmektedir. genlerin kendi düzeylerindeki bencilce refahlarını, organizmayı kendi düzeyinde bencilce olmayan bir işbirliğine, hatta kendini feda etmeye programlayarak azamiye çıkardıkları durumlar elbette vardır. ama grup refahı her zaman birincil bir güdü değil, rastlantısal bir sonuçtur. 'bencil gen'in anlamı budur.”

    şimdi gönül rahatlığıyla (bkz: akraba seçilimi)
    (ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi, 24.02.2007 02:53 ~ 02.02.2008 14:08)
  4. gen merkezli bakış açısına göre kişinin iki kardeşi veya 8 kuzeni için kendini feda etmesi evimsel olarak gayet tutarlıdır. hele bi de bu kuzenler veya kardeşler kişiden daha gençse oh oh. (sayılar insanın kardeşleri ve kuzenleri ile sahip olduğu ortak gen oranına göre hesaplanmıştır.)
    (recai pengül, 24.02.2007 12:06 ~ 12:10)
  5. özgeci davranışın evrilmesini genetik bağlamda hamilton akraba seçilimi ile açıklıyordu. ancak genetik akraba seçilimi, gördüğümüz her özgeci davranışı açıklamaya yetmiyor.

    "vatan uğruna" ölen askerleri genetik özgecilik değil memetik özgecilik açıklar. bir insan genetik akrabalığı olmayan, hatta hiç tanımadığı başka insanların canını veya refahını korumak adına ölüme gidebiliyorsa o insanlarla başka bir bağı vardır: milliyet, din, kültür, yani memler. bu insanlar arasında genetik bir akrabalık değil, memetik bir akrabalıktan bahsedebilir ve akraba seçiliminin memler için de işlediğini düşünebiliriz. “türklük”le ilgili memlere sahip yüz tane insanın korunması için bu memlere sahip on kişi kendini feda ederse, türklük memleri bu işten kârlı çıkacaktır. bu kişilerde memler genleri yenmiştir çünkü genler kendi çıkarları için insana hayatta kalıp üremesini ve çocukları için yatırım yapmasını (gerekirse onlar için canını vermesini) emreder. vatan, din, özgürlük gibi memlerin gen emirlerini yenebildiği ve kişiyi ölüme götürebildiği böyle vakalara memoid diyoruz.

    memoidlerin memetik akraba seçilimi dışında başka bir ilginç tarafı var: uğrunda ölen birilerinin olması, bir memin yayılması ve güçlenmesi için, o ölen kişilerin hayatta kalarak iletişimle yayılma sağlamasından çok daha etkili bir yoldur, "vatan eğer uğrunda ölen varsa vatandır". john evers memlerin, sadece nesilden nesle dikey olarak yayılabilen genlerin aksine iletişimle veya görülenin taklit edilmesi ile yatay olarak da yayıldığını hatırlatıyor ve sözkonusu durumu şöyle açıklıyor: özgeci davranış başkalarının iyiliği için yapılır, bu yüzden büyük olasılıkla o başkalarının yanında vuku bulur (yahut bir şekilde o başkalarının "kulağına gider", bunu “şehit haberleri”ni düşünerek ben ekledim), bu yüzdendir ki o özgeci davranışa sebep olan memin, o başkalarına kopyalanma olasılığı yüksektir (her şehit haberinde kafamızdaki türklük memleri güçlenir, bazen yürüyüşler yapılır, bayraklar sallanır). ölüm her zaman dikkat çekicidir, bu yüzden bir mem uğruna ölen birisi, tüm dikkatleri o meme çeker. bütün bunları şöyle özetlememiz mümkün: özgeci davranışa sebep olan memler yayılma konusunda üstünlük sağlar.

    heylighen, memetik akraba seçiliminden bahsederken aynı kültürel yapıya ait bireylerin kendilerini bazı davranışlar veya görünüş özellikleri ile işaretlediğini hatırlatıyor ve bu işaretler sayesinde kimin “bizim takım”dan olduğunu anladığımızı, ona göre özgeci davrandığımızı ve özgeci davranış beklediğimizi söylüyor. sözkonusu işaretlere sahip biri, beklediğim özgeci davranışı göstermezse onu grubun diğer üyelerine ispiklerim ve cezasını alır; dayağını yer veya gruptan atılır: “işaretleri taşımazsan, iyi davranmamızı bekleme. işaretleri taşıyor ve bize iyi davranmıyorsan, hayatını tehlikeye atıyorsun.” bazı işaret örnekleri olarak aklıma türban, ülkücü bıyığı ve selamlaşması, futbol takımı formaları, metal müzik grubu tişörtleri ve metalci işareti “double-horn” geliyor. heylighen'in anlattıklarının sosyal psikolojiden farkını göstermek için, bu işaretlerin de memetik evrimin ürünleri olduğuna, ilgili mem birliklerine dahil olarak memetik akrabalığı imlediklerine ve akraba seçiliminin kesinlik oranı çarpanına denk geldiklerine dikkat çekmek istiyorum.

    memetik özgeciliğin sebebi iletişimin, işbirliğinin ve yardımlaşmanın memlerin daha çok yayılmasını sağlamasıdır. “ahlak veya din yüzünden iyiyiz” demenin de “memler yüzünden iyiyiz” demekten farkı yoktur. memetik altruizmin genlerin yayılma yolunu nasıl kestiğine, memler kazanırken genlerin nasıl kaybettiğine dikkat çeker giderim ben de.
    (ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi, 03.11.2007 00:22 ~ 25.02.2008 02:48)
  6. pengül'ün özgecilik memi hakkındaki görüşleri ise gen ve mem ilişkisini daha çetrefilli bir hâle sokuyor. genler ve memler arasındaki kaçınılmaz karşılıklı etkileşime dikkat çekiyor pengül. üstünde durduğu nokta özgecilik memlerinin yayılmak için "uygun taşıyıcılar" bulmalarının gerektiği ve uygun taşıyıcı kavramının da yine genlerin yeni roller üstlenmesi için bir kapı araladığı.

    açmak gerekirse, pengül tartışmasına bireyin hayatını akrabalarının hayatı için feda etmesini sağlayan özgeci bir genetik yapıyı ele alarak başlıyor. evrimsel süreçte, insanların yakın akrabalık ilişkilerine dayanan klanlar hâlinde yaşadığı bir döneme kadar böylesine bir yapı oluşmuş ve varlığını korumuş olabilir. bu tür bir yapının tek bir gene bağlı olması gerektiğine inanmamız için bir sebep yok. bu özgeci yapının kendi içinde farklı işlevlere sahip küçük küçük modüllerden oluştuğunu varsayalım. örneğin tetiklendiği zaman sebebi ne olursa olsun bireyin hayatını sona erdirici bir hareket yapmasını kolaylaştıran bir modül hayal edebiliriz rahatlıkla. hücresel düzeyde bu tür intihara benzeyen davranışların genetik kökenini az çok biliyoruz, çok hücreli organizmalar ve insan gibi gelişmiş canlılarda da intihara meyilli olmanın genetik bir sebebi olduğuna rahatlıkla inanabiliriz.

    böylesine bir intihar modülünün günümüzdeki hâlini düşünelim şimdi de. kulaktan kulağa yayılarak kendini çoğaltan bir mem ile karşılaştığında rahatlıkla ilk baştaki "akrabanı koru" işlevinden çıkıp, "özgecilik meminin dayattığı insanları koru" işlevini kazanabilir. değişen çevre koşullarında ilk başta sahip olduğu işlevin dışında başka işlevlere sahip adaptasyonların varlığı zaten bilinen bir şey. buna egzaptasyon (exaptation) diyoruz. özgecilik meminin de çevreyi ciddi bir biçimde değiştirdiğini düşünebiliriz.

    şu hâlde, bu intihara meyilli olma modülünü tetiklemeyi başaran memler gerçekten özgeci davranış sergileyerek kendilerini daha kolay ifade edecekler bu sayede daha kolay yayılma şansı bulacaklardır. aynı şekilde bu tür memler tarafından daha kolay tetiklenebilecek türde intihar modülüne sahip bireylerin bu meme sahip olmaları kolaylaşacak bu da bir grup seçilimi etkisi yaratarak bu bireylerin hayatta kalma şanslarını da arttıracaktır. bir gruptaki bütün bireylerim genetik olarak bu tür modüle sahip olmasına gerek yok. hepsi özgeci memlere sahip olsalar bile, bir tehlike anında kendilerini gerçekten tehlikeye adacak bir grup "fedaî" birey, grubun sürekliliğini sağlaması için yeterli ve gerekli olabilir. dolayısı ile özgeci genler de, memleri kullanarak kendi varlıklarını başka bir türlü grup seçilimine çevirmenin yolunu bulmuş olabilirler. "bu evrim hikayelerinde kimin eli kimin cebinde belli olmuyor zaten." diyor recai pengül.
    (recai pengül, 03.11.2007 17:14 ~ 17:20)
  7. pengül'ün altruizme yaklaşımı gen ve akraba seçilimi yerine grup seçilimine değer verdiğini gösteriyor. alman genetikçi herdagdelen'e göre bu yaklaşım memetik altruizmi daha kuvvetli olarak açıklarken bir taraftan gen ve akraba seçilimini hiçe sayıyor. bir gen "akrabanı koru" yerine "özgecilik meminin dayattığı insanları koru" işlevini kazanırsa kendini seçilmemeye mahum eder. böyle bir değişiklik gen dünyasında avantaj değil dezavantaj getirir. her ne kadar pengül'ün de keyifle hatırlatacağı gibi bir totoloji olarak görünse de, kendini kollayan genler seçilir. "akrabanı koru" emrindeki "akraba" parametresi değiştirilemez çünkü tanımı gereği akraba, ortak genlere işaret eder. bu yüzden akrabayı korumak gen seçiliminde başarılı bir işlevdir.

    bu tür bir mekanizmanın evrilmesi için "özgecilik meminin dayattığı insanları koru" emrinin bir taraftan gen seçilimine de katkıda bulunması beklenir. bu noktada pengül'ün imdadına isviçreli memetikçi dencemond yetişiyor ve şu öneriyi yapıyor: özgeci davranışı tetikleyen memler ülke ve din gibi belli oranda coğrafi sınırlara sahip memetik yapılara aittir. bu yüzden bu memleri paylaşan insanların gen paylaşması olasılığı da (akraba kadar olmasa da) yüksektir. örneğin bir alman başka bir almanla, bir çinliyle olduğundan daha fazla gen paylaşır. bu şekilde bakıldığında "özgecilik meminin dayattığı insanları koru" emri gen seçilimi bağlamında da avantaj sağlar ve seçilir. böylece grup seçilimi gibi demode kavramlara sarılmadan, gen-mem etkileşimli altruizm açıklanabilir.
    (ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi, 03.11.2007 17:58 ~ 18:18)
  8. pengül'in tezini hakkıyla anlatamamışız. onun uzmanlık ile birleştirdiği duru ve şiirsel anlatım gücüne ulaşmayı zaten hedeflememiştik. ancak grup seçilimi konusundaki görüşlerini açmazsak onu yanlış tanıtmış oluruz.

    özgeci davranıştan sorumlu genetik mekanizmanın sadece bireyi intihar gibi davranışlara yönlendiren kısmından sorumlu olan bir "intihara meyilli olma geni" düşünelim. artık genetik olarak bize benzer yakın akrabalarımızla yaşamadığımız çağlardan başlayarak özgeci mekanizmanın varlığını sürdürmesini sağlayan bir işlevi kalmayacaktır ve bu mekanizmayı oluşturan tüm genler gen havuzundan silinecektir. ancak egzaptasyon yoluyla kendisini özgeci davranma meminin hizmetine veren intihara meyilli olma geni bu kaderden kaçınabilir. bu mem ve gen arasında kurulan karşılıklı bir çıkar ilişkisi sayesinde gerçekleşebilir.

    çoğalmak için kendini bazı bireylerin fedası ile ifade etmesi gereken özgeci mem bu noktada intihara meyilli genden faydalanmaktadır. bir grupta bu gene sahip bireylerin çokluğu o memin kendini o kadar çok ifade etmesine (bireylerin tek tek fedasına) sebep olacak, bu da o memin daha da çok kulaktan kulağa yayılmasını sağlayacaktır. peki intihara meyilli genin bu işten çıkarı ne? işin püf noktası memin yayılmak için tüm bireyleri feda etmek zorunda olmamasında. özgeci mem kendini fedaya hazır bireylerin sadece küçük bir kısmının gerçekten kendini feda etmesi ile amacına ulaşabiliyor. ancak zaten intihara meyilli genin yaygın olduğu gruplarda bu ifade daha güçlü olduğu için özgeci davranış daha kolay yayılıyor ve o gruptaki saklı olan "gerektiği zaman kendini feda etme" potansiyeli kullanılabilir hâle geliyor. bu da grup seçilimini sağlayarak intihara meyilli olma geninin bir sonraki nesle aktarımını kolaylaştırıyor.

    eğer bir grupta intihara meyilli olma geni hiç yoksa özgeci davranış memi kendisini ifade edemez ve yayılma şansı bulamaz. ya da özgeci davranış meminin bir şekilde yayıldığı bir grupta tehlike anında kendini gerçekten feda edecek bireyler yoksa (gen eksikse) o grup bir sonraki nesle kadar varlığını sürdüremez.
    (recai pengül, 03.11.2007 18:19)
  9. dencemond, pengül'ün yeni bir altruizm modeli kurarken akraba seçilimine bakışını eksik buluyor. (çok özel fotoğrafları için tıklayın)

    pengül, akraba seçilimi bağlamındaki özgeci davranışın "artık genetik olarak bize benzer yakın akrabalarımızla yaşamadığımız çağlardan başlayarak, varlığını sürdürmesini sağlayan bir işlevi kalmayacağını" söylüyor. bu, grubun boyutuna göre geçerlilik kazanan bir fikir. ormanda klanlar halinde yaşamıyor olabiliriz, ancak hala akrabalarımız çevremizde. ben hızla yaklaşan arabanın önünden üç kardeşimi iterek kendimi feda edebilirim ve bu günümüzde de genetik akraba seçilimi ile açıklanır, memlerle değil.

    pengül'ün akraba özgeciliğinin işlevini küçümsemeden perspektifine dahil etmesi gerektiğini, tüm genetik özgeciliği memlerin tekeline vermesinin yanlış olduğunu vurguluyor son kitabında dencemond.
    (ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi, 03.11.2007 19:01 ~ 19:02)
  10. pengül'ün henüz preprint hâlindeki bir çalışmasını okuma fırsatını bulduğum için tartışmaya dahil olabiliyorum. pengül'ün son eleştirilere cevabı memlerin etkisinin yanında genetik etkilerin (yok olmasalar da) ihmal edilebilecek düzeyde kaldıkları. hızla yaklaşan bir arabanın önünden üç kardeşimizi mi yoksa tek kardeşimizi mi ve hatta kuzenimizi mi kurtarıyor olmamızın bir önemi olmadığı iddia edilebilir. her üç durumda da reflekslerimiz aynı kesinlik ve hızda çalışacak, bu kararı vermemizi sağlayan genlerin bir sonraki nesle aktarımı bundan çok etkilenmeyecektir. eğer bu iddiayı kabul edersek yine genetik özgeciliğin belirli bir parçasının günümüzün memetik koşullarına adapta olmuş versiyonu ile karşı karşıya olduğumuzu da kabul etmemiz gerekir.

    her şeyden ötesinde genetik seçilimin bu düzeyde etkili olabilmesi için hemen her hafta aslanlarla karşılaşan atalarımız gibi bizim de sık sık bu tür feda gerektiren durumlarla karşı karşıya kalmamız gerekirdi. bireysel ölçüde feda gerektiren durumların genlerin devamını sağlamada (artık) çok da belirleyiciliği olmadığını düşünüyor pengül. ona göre mem ve genlerin ortak çalışması grup seçilimi sayesinde kendi kendisini destekleyebilen kararlı bir yapı oluşturabiliyor.
    (recai pengül, 03.11.2007 19:18 ~ 19:23)
  11. anlaşılıyor ki pengül'ün grup seçilimi özgeciliği vurgusunun ve ısrarının arkasında milliyetçi bir insan olması ve grubu millet olarak ele alması yatıyor. bireyin önemsizliğini vurgulaması da "her şey vatan için" anlayışının bir uzantısı. ideolojilerin bilimsel metodun önüne geçtiği bu gibi durumların sonuçlarını özetlemesi bakımından behe örneğini hatırlatmak isterim.

    dencemond pengül'e cevap niteliğindeki tedtalks konuşmasını şu cümleyle bitiriyor: "kardeşim için atlarım ama kuzenim için biraz düşünürüm. hiç sevmediğim kuzenlerim var."
    (ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi, 03.11.2007 19:40 ~ 19:47)
  12. susan blackmore özgeciliğin memetik açıklamasını bol bol verdiğimiz ölüm örnekleriyle değil sosyal davranış memlerini öne çıkararak yapıyor. aslında evers'ın genel modelinin özel bir durumunu tanımlıyor, diyor ki başkalarına cömertçe davranan, içki ısmarlayan, iftar yemeği veren insanlar sevilir, çevreleri geniş olur, bu sayede de o davranışa yol açan memler yayılır. yani (evers'la ilgili giriden aynen kopyalıyorum, alın teri değil) özgeci davranışa sebep olan memler başarılı olur, bu yüzden insan seviyesinde özgeci davranış gözlemleriz.

    "imagine the sort of meme that encourages its host to be friendly and kind. they might be memes for throwing good parties, for being generous with the home-made marmalade, or being prepared to spend time listening to a friend's woes. now compare this with memes for being unfriendly and mean---never giving dinners or buying drinks, and refusing to spare your time to listen. which will spread more quickly? the first type. people like to be with nice people. so those who harbour lots of friendliness memes will spend more time with others and have more chances to spread their memes. it is therefore in the interest of memes to get into nice people. in consequence many of us will end up harbouring lots of memes for being nice to others. "
    (ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi, 03.11.2007 20:23 ~ 02.02.2008 14:17)
  13. ilk okuldan arkadaşım aygün'e (lise terk) bu altruizm (altrüizm?) meselesini anlattığımda ilk tepkisi şu oldu: "iyi de baboli, kerte kerte değişimlerin olmadığı bir ortamda genetik ile analoji kurmak ne kadar doğru olur? evrimin matematiksel formalizmde ayrık değerler alan değişkenler üzerinde tanımlandığını, sürekli değerler aldığı durumlarda çabucak işe yaramaz çözümlere yakınsadığını biliyoruz sonuçta. yani bir insan iyi de olabilir kötü de, biraz iyi de olabilir biraz kötü de. iki iyi, üç kötü arkadaşım varsa beşte iki iyi, beşte üç kötü olabilirim. bu da genetiğin gerçekten işlemesini olanaklı kılan mendel'in kalıtım yasalarına aykırı bir durum oluşturur. neyse kanka usta çağırıyor gitmem lâzım." arkasından "iyi de koçum sen direk memetiğe giriştin!" diye bağırdım, duymadı.

    bu sırada karşı komşumuz emekli ses sanatçısı nisa teyze konuşmalarımıza istemeden kulak misafiri olduğunu söyleyerek şunu ekledi: "insan on dördünde neyse, sonra da öyle kalır oğlum." bu lafla memlerin ne kadar yatay çoğalabildiğini sorgulamak istiyordu besbelli. yirmi yaşından sonra fedakâr insanlarla yaşamak insanı ne kadar fedakâr yapar? milliyetçiler arasında kalmak ne kadar milliyetçi yapar? ateistler arasında kalmak ne kadar ateist yapar? memlerin büyük bölümünün (karşıt ya da popüler memlere açık olma memleri de dâhil olmak üzere) ergenlik öncesi ailemiz tarafından beynimize kazınmadığına dair ne gibi göstergeler var elimizde? özellikle fedakârlık gibi "kişilik" özelliklerinin ergenlik öncesinde hâlihazırda belirlendiğini düşündüğü okunuyordu gözlerinden nisa teyze'nin.

    son olarak, her şeyin yolunda gittiğini düşünürsek, milliyetçi fedâkarlığın (fanatizm?) memetik altrüizmle açıklanmasını irdelemek üzere ilk kitlesel savaşlara bakmak gerekir diye düşünüyorum. gerçekte tam olarak ne zaman toplumu için (aile, kabile, millet) hayatını feda etmek akraba seçilimi olmaktan çıkıp genetik olarak tutarsız bir hâl aldı? insan dışındaki türlerin de aileleri için, hatta kabileleri için ölümcül savaşlara girdiğini biliyoruz (muyuz?). aslında bunu anlamak zor değil: kaynakların kısıtlı olduğu bir ortamda kaynak paylaşımı için yapılan bir savaş varsa savaşa girmek toplumun büyüklüğünden bağımsız olarak tutarlıdır: savaşı kazanamazsanız öyle ya da böyle öleceksinizdir. kaynakları başkalarına yar ettirmemeniz için (dolayısıyla hayatta kalmanız için) genetik evrim çoktan sizi birer savaş makinesine çevirmiş olmalı. durum böyleyken bunun adına fedakârlık demek ne kadar doğru olur?

    buradan hareketle günümüzdeki milliyetçilik eğilimlerini ikiye ayırarak devam edelim. bence ortam olduğunda "beşiktaşııım sen çok yaşaaa canım feda olsun sanaaa!" diye bağırmak ile gerçekten bir savaşta ölümüne çarpışmayı birbirinden ayırmak gerekir. fanatik memlerin insanları fanatik söylemlerde bulunmaya ittiğini iddia edebiliriz. ama ölümüne savaştırdığını iddia etmek için daha fazlasına ihtiyaç var. bir insanın ölümcül bir savaşa istekle gitmesini başka pek çok şeye bağlayabiliriz: kalsa da ölecek olmasına ya da kalırsa uğrayacağı baskının verdiği korkunun ölüm korkusundan daha somut olmasına, olayların öleceğinin farkına varamayacağı kadar hızlı gelişmesine, ruhsal travmalara (savaş sırasındaki travmaların memlerle ilişkilendirilebileceğinden şüpheliyim). yani aslında daha ne olduğunu rasyonel bir şekilde değerlendiremeden kendini cephede kurşunların altında bulan insanlardan bahsediyoruz. burada bir milleti ayakta tutan başarılı soyut kavramlardan (memler) çok, bireyleri ölüme götüren başarısız genler görüyorum. epi topu yüz bin yıllık bir uygarlık tarihinin büyük savaşları düzgün değerlendirebilecek genler yaratamayacağı ortada. peki şu anda varlığını sürdüren milletleri ölümüne savaşma memleri mi korudu? yoksa birkaç kişinin aldığı stratejik kararlar ve birkaç mucidin icatları mı? hm? ha? ya...

    (memetik branşına naif bir giriş yapmama vesile olanlara teşekkürü bir borç bilirim.)
    (ali kamber, 04.11.2007 15:36)
  14. facebook'tan bulduğum ortaokul aşkıma bu konuyu açtığımda önce kısa bir sessizlik oldu msn penceresinde. sonra baktım, osmanlı pokesi göndermiş. "işte bu da bir mem! sen genler ve memler arasındaki bitmez bir savaşın yer aldığı bir meydansın sadece." diye haykırdığımı hatırlıyorum. ondan sonra bir daha ne mesajlarıma cevap verdi ne de poke gönderdi.

    bu konuyu unutmuş, doktora tezimle uğraşırken, 4 yıl sonra postamda "le comportement altruistik und l'origine" başlıklı bir kalın bir kitap taslağı gördüm. yazarı ortaokul aşkımdı. hayret ve heyecan içerisinde okumaya başladım. memlerin genetik bağlamda açıklanamayan bazı davranışlarımızı aydınlattığını ama aynı zamanda bazı militarist bilim çevrelerince her kapıyı açan sihirli bir anahtar şeklinde sunulmasının da hatalı olduğunu iddia ediyordu. hak verdiğim en önemli argümanı mem kavramının anlamlı bir bilimsel analiz yürütmek için gerektiğinden çok kaygan olduğuydu: "bana mem olmayabilecek bir şey gösterin, dişimi kırayım." (ah sen o dişini kırma diye zamanında kafamı kırardım ben) her şey maviyse hiçbir şey mavi değildir aksiyomu uyarınca aslında memler bize gerçekte sahip olmadığımız yanıltıcı bir açıklama gücü sunmakta. bu gücünü de pengül'ün hakikaten keyifle vurgulayacağı totolojik yapısına borçlu.

    eski aşkımın mem evriminin mendelyan yasalara uymuyor olması veya kerte kerte ilerlemeyen evrimin işe yaramaz çukurlarda kalması gibi abuk fikirlerini ise pek dikkate almadım. ne de olsa mendel kuralları evrimsel süreçler için gerekli veya yeterli tek mekanizma değil. belki biyolojik çeşitliliği açıklamak için yeterli ama kültürel evrim gibi konularda daha açık fikirli olmamız lazım.

    eğer hakikî bilimsel değeri olan bir memetikten bahsetmek istiyorsak memleri "ne olsa uyar" mantığının dışında net bir şekilde tanımlayabileceğimiz ve ölçebileceğimiz yöntemler geliştirmeliyiz. aksi hâlde mağara adamı teorilerinin* benzeri onlarca hepsi de akla mantığa uygun memetik teori ile uğraşır dururuz.
    (recai pengül, 04.11.2007 21:36 ~ 21:45)
  15. (bkz: @2059753)
    (ali kamber, 05.11.2007 12:06)
  16. konyula alakalı olarak kropotkin'in, anarşist etik adlı kitabında ileri sürdüğü şu görüşler de ilgi çekicidir;

    "...toplu halde yaşayan hayvanların da tamamen insan gibi, iyi ile kötü arasında ayrım yapmayı bildiği şeklindeki bu basit ve çarpıcı gerçeği ne tanrıbilimciler ne de metafizikçi filozoflar incelediler. dahası hayvanların iyi ve kötü kavramları insanınkiyle kesinlikle aynı türdendir.....

    hayvanlar aleminin bütününün gözleminden çıkarılan ve yukarıdaki anlayıştan ("hristiyan ahlakı"-sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma) çok daha üstün olan ahlak anlayışı şöyle özetlenebilir: 'aynı koşullar altında sana yapılmasını istediğin şeyi sende başkasına yap ve eklenir:

    bunun yalnızca bir öğüt olduğuna dikkat et; ama bu öğüt, toplu haldeki hayvanların yaşamının ve insan da dahil toplum halinde yaşayan geniş hayvan kitlesinin uzun deneyiminin ürünüdür (yazar, darwinizmin yaşam mücadelesini bireye değil topluma yöneltir-toplu halde verilerek kazanılabilecek mücadele- böylece darwin'in "yüzeysel" yararcılıkla yorumlanışına saldırmış olur) bu ilkeye göre davranmak alışkanlık haline geldi. zaten bu ilke var olmadan hiçbir toplum var olamaz, hiçbir soy savaşması gereken doğal engelleri yenemezdi."

    "kilise papazları şöyle diyorlar: -hayvanlara bakın onlarda ölümsüz ruh yoktur: davranışları yalnızca doğanın gereksinimlerinden birine yanıt vermek içindir, bu yüzden hayvanlarda ne iyi, ne de kötü davranış olabilir, tümü de birbirinden farksızdır ve bu nedenle onlar için ne cehennem ne cennet vardır.- ve genç dostlarımızda da aziz-augustinus ve aziz-çakyamuni'nin nakaratlarını yineler ve şöyle derler: -insan hayvandan başka bir şey değildir, davranışları yalnızca doğasının gereksinimine yanıt vermek içindir bu yüzden insan için ne iyi ne kötü vardır.

    her zaman bu lanet olası suçluluk ve cezalanma düşüncesi akıldan geçer; doğaüstü esinden kaynaklanan bir davranışın iyi, doğaüstü kökeni olmayanın önemsiz olduğunu öğreten hep dinsel öğretinin bu saçma mirasıdır. yine,meleğin sağ omuzda, şeytanın sol omuzda olduğu düşüncesi, daima buna en çok güvenenlerde vardır: 'şeytanla meleği kovarsanız size artık hangi davranışın iyi, hangisinin kötü olduğunu söyleyemem; çünkü buna karar vermek için başka neden bilmiyorum.'

    şeytantersi ağacının akıntısı pis kokuyor, yılan beni ısırıyor, yalancı beni aldatıyor mu? bitki, sürüngen ve insan, her üçüde doğanın gereksinimine uyar. olsun! demek ki ben de, pis kokan bitkiden, zehiriyle öldüren hayvandan ve hayvandan daha zehirli insandan(yalancı) nefret ederek kendi doğamın gereksinimine uyuyorum."
    (düzgün kayar, 04.02.2008 13:36 ~ 14:00)