• görseller

    • özgür mumcu
    • özgür mumcu
    • özgür mumcu
    • özgür mumcu
  1. uğur mumcu gibi türkiye için ifade edilemeyecek kadar büyük bir değerin kanından biri olması nedeniyle imrendiğim ve onun yolundan gittiği için de takdir ettiğim örnek şahsiyet.
  2. geçtiğimiz yılın sonları itibarıyla ece temelkuran'la evliliği sona ermiş olan aydın kişi, birgün gazetesi yazarı ve hukuk akademisyeni.

    twitter sayfası: http://twitter.com/...

    birgün'de yazmaya başlamadan önce birçok yazısını yayımladığı, yöneticisi olduğu site: http://www.yenisoz.net/

    geçtiğimiz cuma günü birgün'de yayımlanan, fakat ilk kez yenisoz.net'te ekim 2008'de yayımladığı yazısı bile, ne kadar ileri görüşlü, sağlam duruşlu ve aklı selim biri olduğunu ortaya koyuyor: http://www.yenisoz.net/...

    "işimiz hala çetin..."

    takibindeyiz.
  3. son diyet başlığıyla yayımlanan bugünkü yazısı her zamanki gibi yine çok iyi olan, aklı selim köşe yazarı. tıpkı babası gibi, nerede bir haksızlık varsa özgür mumcu'nun vicdanı orada.


    "8 şubat’ta hrant dink davasının on ikinci duruşması için siyasi cinayetler sonucu hayatını kaybetmiş olanların yakınları olarak beşiktaş'taydık. hay allah, ne sıkıcı cümle. kabul etmeli ki iç açıcı bir hadise değil ve insanın gözü hemen yan sütunlardan yardım arıyor.
    dün sabahattin ali’den hrant dink’e 70 yıldır gözetim ve denetim altında öldürülenlerin aileleri tbmm’ye bir araştırma komisyonu kurulması için dilekçe verdi. bu yazı tam da perşembe sabahı yazılıyor, o sebeple meclis’in ya da basının olaya yaklaşımını bilmiyorum. fakat herhalde hiçbir ihtimale şaşırmazsınız, bu memlekette her şey beklenir.
    bu da oldu neticede. babaları, anneleri, kardeşleri siyasi sebeplerle yok edilmiş olanlar bir araya gelmek zorunda bırakıldı. kimse garipsemiyor belki ama altını çizmek gerek; bu ülke, bu devlet hem yakınlarının öldürülmesine göz yumdu hem de bunun hesabının sorulmasını onlara bıraktı.
    bu insanlar kendi acılarını birleştirip bir araya gelene kadar medyanın önemli bir kısmı sessiz kaldı. meclis, bu insanlar ellerinde kandan bir dilekçeyle yürüyene kadar kendiliğinden harekete geçme ihtiyacını hissetmedi.

    dalga
    bu devletin mahkemesi kendilerine hrant dink’in ‘derin ailesi’ diyen eşleri, kardeşleri ve çocukları tıka basa dolu, izbe, dağınık, havasız ve ciddiyeti şüpheli bir salonda ağırladı. iyi de yaptı. böylece önceki 11 duruşmanın özetini anlamak münkün oldu.
    yoksa, hâkime “şimdi ara verebilirsiniz” diyen sanığı, dink ailesinin bir metre ötesinde bbp propagandası yapan parti yöneticisini, gizli tanığı unutan polisi, gizli tanığın kimliğini saklayamayan hakimi, tanıklarla sanıkları aynı odaya koyan jandarmayı, duruşma sürerken geciken avukat arkadaşına ‘mutfaktan sandalye al, ayakta yolcu kabul etmiyoruz’ diye gevrek gevrek gülen sanık avukatını bir gün içinde görmek mümkün olmayacaktı.
    o havasız, basık ve daracık salonda sadece hrant dink’in değil, o duruşmaya katılan herkesin yakınlarının anısıyla da dalga geçildi.
    öldürülenlerin yakınları acılarıyla baş edip bir de katillerin peşine düşmek zorunda kalıyorsa orada devlet yoktur.
    dün verilen kanlı dilekçe bu devletin, toplumun ve medyanın istediği son diyet olsun.

    yeter
    kontrgerillayı çözdüğü için öldürülen doğan öz’ün kızı bengi’yle tanışmamın onuncu dakikasında tbmm araştırma komisyonu üzerine konuştuk. oysa babalarımız ahbaptı. öldürülmeseler, ihtimal çocukluktan arkadaş olacaktık.
    metin altıok’un kızı zeynep’le babalarımız aynı sene öldürülmese belki daha evvel bir yemekte tanışacaktık. biz sohbet ederken yanda babalarımız kim bilir ortak tanıdık şairlerden söz açacaktı.
    yiğit sendika önderi kemal türkler’i alçakça katletmeseler ailecek ev ziyaretleri yapacaktık belki. salonda sendikal mücadeleden bahsedilirken ben aklım mahallede yarım kalmış maçta, sıkılacaktım da türkler’in kızı nilgün beni oyalayacaktı.
    abdi ipekçi’yle medya üzerine bir konferanstan dönecekti bir akşam babam ve evde konferanstan sonra karşılaştığı nükhet ipekçi’nin etkileyici sükûnetinden bahsedecekti.
    televizyonda bir tartışma programında hrant dink’le karşılaşacaktı belki ve çocuklarının yaşlarının yakın olduğundan konuşacaklardı. arat’la ilk tanışmamda babasının cinayet duruşması hakkında konuşmayacaktım o zaman.
    örnekleri çoğaltayım mı, katilleri bulacak mısınız?
    ben bu yazıyı yazmaktan gerçekten utanıyorum, siz neden utanıyorsunuz?"

    http://www.birgun.net/...
  4. faili meçhul suikastlerde yakınlarını yitiren ailelerin oluşturduğu platformun* bir üyesi olarak, bugünkü yazısı "akp'nin milletvekilleri" tarafından ikinci kez reddedilen araştırma komisyonu kurulması önergesi üzerineydi.

    okurken, canının ne kadar acıdığını hissettim. bilen bilir, o alçak suikastlerden biri de babasını* alıp götürmüştü.

    "(...)araştırma komisyonlarının yetkilerini arttıracak değişiklikleri hem yapmayıp, hem de bunu öne sürerek şubat ayından beri iki önergeyi de reddediyor akp’nin milletvekilleri.
    önce anayasa görüşmelerinden sonra bakarız dediler kulislerde. şimdi de tatilden sonra 'inşallah' görüşeceklerini söylüyorlar.
    aslında haklılar, ölülerin acelesi yok.
    akp’nin milletvekillerinin de ölüler gibi acelesi yok.
    öldürülenlerin aileleri ise uzun yıllardır bekliyor. yine beklerler.
    cinayetlerin açığa çıkmasını engeleyenleri not etmeye alışıklar.
    yine not ederler.
    o notlar elbet bir gün siyasi kariyerlerinizin yanına düşülecektir.
    üç satırlık bir içtüzük değişikliği yapmayıp, cinayetleri araştırma önergelerini reddetmek için mi milletvekili oldunuz?
    aileleri meclis’te kameralar önünde gözyaşlarıyla bunun için mi karşıladınız?
    akp’nin milletvekilleri, siz neden 1 mayıs 1977’nin, jitem’in, askeri darbelerin ve siyasi cinayetlerin araştırılmasından korkuyorsunuz?
    söyleyin bilelim diyeceğim ama yanıtı belli sanırım: tatilden sonra, tatilden sonra.
    inşallah ağam, inşallah paşam.
    belki de aklınızda dolmuş usulü var. biraz daha insan öldürülsün ki araştırma komisyonu kendini kurtarsın. öyle 30-40 siyasi cinayet kimi keser.
    neyse, şu tatil bir geçsin de hele.
    biz bekleriz.
    ölüler zaten bekler.
    tatil beklemez."

    http://www.birgun.net/...
  5. bugünkü yazısıyla* referandumu hayat memat meselesi haline getiren herkese gereken mesajı tarihin simge isimlerine gönderme yaparak çok iyi vermiş:

    "cae­sar'ı in­di­ren­ler öz­gür­lük­le­ri ve cum­hu­ri­ye­ti mi sa­vu­nu­yor­lar­dı yok­sa yer­le­şik dü­ze­nin çı­kar­la­rı­nı mı ko­ru­yor­lar­dı?

    cae­sar te­ker te­ker cum­hu­ri­yet ku­rum­la­rı­nı bu­da­ya­rak kral­lı­ğı­nı mı ilan ede­cek­ti yok­sa ku­rum­la­rı re­for­me ede­rek oli­gar­şi­yi kır­mak pe­şin­de miy­di?

    brütüs bir ha­in miy­di yok­sa sha­kes­pea­re'in de­di­ği gi­bi 'en asil ro­ma­lı' mı?

    bu so­ru­la­rın muh­te­me­len bir ya­nı­tı yok. kal­dı ki ya­nı­tın da as­lın­da bir an­la­mı yok. çün­kü hak­lı olan ne cae­sar, ne brütüs, ne de pom­pey idi.

    hak­lı olan, za­ma­nın­da cae­sar'ın da, bru­tus'un de tem­sil et­tik­le­ri­ne ya­ni ro­ma'ya kar­şı kö­le­le­rin is­ya­nı­nı başla­tan spar­ta­cüs idi. o za­man genç bir su­bay olan cae­sar büyük ih­ti­mal­le kö­le sa­va­şın­da spar­ta­cüs'e kar­şı sa­va­şı­yor­du ve bin­ler­ce kö­le­nin çar­mı­ha ge­ril­me­si­ne ne­za­ret edi­yor­du. cae­sar'ın iç sa­vaşta yen­di­ği pom­pey ise kö­le savaşı­nın so­nun­da ya­ka­la­dı­ğı 5.000 sa­vaş esi­ri­ni­nin hep­si­ni öldürmesiyle gu­rur du­yu­yor­du.

    (...)

    ya­ni her ne arar­san, spar­ta­cüs'te ara; ca­se­ar'da, bru­tüs'te, pom­pey'de de­ğil.

    marx, spar­ta­cüs'ten 'an­tik pro­le­tar­ya'nın ha­ki­ki bir tem­sil­ci­si' di­ye bo­şu­na bah­set­mi­yor.

    bu­gün de 21. yüz­yı­lın pro­le­tar­ya­sı­nın ken­di­ni tem­si­li, herhal­de cae­sar'la­rın pom­pey'le­rin kav­ga­la­rın­dan da­ha az önem­li de­ğil­dir."

    http://birgun.net/...
  6. uğruna tıvitır hesabı açılabilen bir insan. bu da oldu! öyle güzel kıssadan hisseler yazıyor ki..

    "iktidarın emek politikası: madenlerde ölmeyi kader olarak kabul ettiğiniz sürece, 1 mayıs'ın resmi tatil olmasında sakınca yok."

    "erdogan "hanim haklari" demis "kadin haklari" yerine. bayan, hanim derken korkarim "kadin"i argo ilan edecekler."

    "alliaoni yerine bir selcuklu camii olsaydi "cami degil o kervansaray" der miydi barajbakan?"


    seviyoruz.