bir zamanlar ankara temsilcisi mustafa erdoğandı. bildiğimiz dans şeysi, gülben ergen'in kocası, atlas bebeğin babası, yılmaz erdoğan'ın abisi. yediğini, içtiğini sıçtığını flaş haber olarak vermeyi görev bilen medya bundan neden bahsetmez acaba diye düşünür insan...
bu kadar nefret edildiği halde nasıl bu kadar okunulduğunu anlamadığım gazete.hakkında itü sözlükte giri bulmak bile garip.
özgür gündem kapatılmadığı günlerde okullarda gazete bayilerinde satılan gazetedir.gariptir..
beyoğlu asliye ceza mahkemelerinde ki her 10 davadan 6 sı bunların "tsk'ya hakaret" "atatürk ve aziz anısına hakaret" "devletin kurumlarına hakaret" " halkı kin ve nefrete tahrik etmek" gibi suçlarla yargılanmalarına ayrılmış durumdadır..
her biri kendinden çok emin bir şekilde gelirler hakimin karşısına, özgüvenli yaptığından memnun ve sırıtmaktadırlar. hep aynı savunmayı yaparlar: "yazdıklarımız eleştiri mahiyetindedir, hakaret amacı gütmemekteyiz, ülkemizi sevdiğimiz için eleştirmek de hakkımız." derler.
cezayı yiyince de çirkefleşir hakimi türkiye'nin "demokraatikleşme" ve "düşünce ve ifade özgürlüğü" konusunda ki gelişimine darbe vurmakla suçlarlar. söylemler hiç değişmez. kılık kıyafet hiç değişmez, duruş hiç değişmez ve o sebebini anlayamadığım özgüvenleri hiç sarsılmaz...
paşa paşa gidip devam ederler "40 türk askeri öldü biz şehit vermedik" diye manşetler atmaya. hiç biri korkmaz bizim ülkemizde bize posta koymaya. çünkü sanırlar ki bu millet koyundur, tepkisi yoktur, dırdırı çoktur ama 2 günde unutur...
onlar anlamazlar bu ülkenin insanı sabırlıdır. anlamazlar ki bu ülkenin insanı ufak tefek meseleleri ciddiye almaz sizin ipe sapa gelmez laflarınız için üzerinize saldırmaz. sanırlar ki çok güçlüler, ondan dokunamıyor kimse el süremiyor kendilerine...
bilmezler sabırlar taşınca başlarına gelebilecekleri. umarım tanrı bunlara yaşayarak öğrenmeyi nasip etmez... umarım yazdıkları safsatalara gülüp geçecek sakinliği ve erdemi kaybetmeyiz...
internet sitesine erişimin mahkeme kararıyla durdurulduğu gazete. benzeri bir uygulama fırat haber ajansı için de yapıldı. henüz ayrıntılı bir açıklama göremedim ama herhalde pazar gününden bu yana yaptıkları yayınla ilgili olsa gerek.
çocuktum babam elinde bir gazeteyle eve gelirdi, gazetenin her tarafı bembeyazdı. "baba neden hiç yazı yok" diye sorduğumda eliyle bir kelimeyi gösteriridi. koskoca siyah harflerle dgm yazardı. sansür oğlum sansür derdi. büyüyünce daha iyi anlarsın derdi. gazetede haberden çok dgm nin koyduğu sansürler vardı. ara sıra spor sayfasında bile görürüdüm. hep merak ederdim. ne zaman babam yazılı bir gazete alacak diye. büyüdüm yazılı gazeteler almaya başladım. sayfalar dolusu yazı vardı ama hepsi boşa yazılmış yazılardı. hiç bir yazı da o bembeyaz gazetenin dgm yazan yazısı kadar da anlamlı değildi.
çok sonra öğrendim dgm yi de sansürü de işte o zaman babama saygım ve sevgim kat be kat arttı.