|
|
- bundan uzun süre önce bir gazete yazarı demişti ki: "karabük demir çelik fabrikasında çalışan tüm işçiler evine yollansın, işe gelmesinler ancak maaşları ödenmeye devam etsin. bu durumda bile kâr marjı yükselecektir." kâr yükselmeyecekti elbette, ancak zarar ciddi ölçüde azalacaktı.
özel sektörde çalışıyorum, devlet kuruluşlarında çalışan tanıdıklarım da var, eskiden beri buna dikkat ederim. bu adamlar çalışsa da çalışmasa da maaşları devlet tarafından ödenir. ne olursa olsun ikramiye almaya devam ederler. kuruluş zarar ettikçe, bu zarar devlet tarafından karşılanır. peki zararı karşılayan devlete bu para gökten mi iniyor? hayır! senin benim, özel kuruluşların ödediği vergilerden gidiyor bu para. ben bir özel sektör çalışanı olarak köpek gibi çalışayım, yaptığım en ufak bir hatada; bırak şirketimin kârını düşürmeyi, imajını sarsacak bir yanlışımda bile işten atılayım, sen orada "sendika, hak, hukuk, hebele" diyerek çalışma(ma)ya devam et. çok sevdiğiniz adalet nerede kaldı?
"işçiler işsiz kalmasın, çocukları şeker yesin" derken bunun devlet hazinesine ve dolaylı olarak size verdiği zararı düşünemeyecek kadar aciz misiniz? ayrıca kimse bu işçileri veya memurları "gel lan burada çalışacaksın" diyerek zorla yerleştirmedi devlet kuruluşlarına. kendine güvenen, "ben iş yaparım" diyen adam başka yerde de iş bulur. devlet neden sizi korumak zorunda ki? veya ben neden vergi ödeyip sizi korumak zorundayım ki?
farkında mısınız bilmem ama işçiler "hak, hukuk, adalet, hayt, huyt" diyerek meydanları arşınlarken özel sektör çalışanları işlerini yapmaya devam ediyor. herkes hakkına razı olmalıdır. çalışan parasını alır, çalışmayan havasını alır.
(bkz: ne kadar ekmek, o kadar köfte)
- devlet kurumlarının kötü işleyişinin ve işçilerin verimli çalışmamasını özel sektöre satarak düzeltmeyi sanan kişi ve kuruşların aklına acaba lan bu işler kötü ama biz bunu satmak yerine düzeltsek daha iyi olmaz mı diye bir fikir gelmiyor mu acaba.elbette bazı kurumları yabancı sermayeye peşkeş çekenler biliyor ama bilmemezlikten ve bildirmemezlikten geliyor.evet bugün kamu sektörüleri çok kötü işliyor ama bunun kurtuluşu o kurumu birilerine çıkar amaclı satmak değil onun nedenlerini araştırıp düzeltmektir. "hangi istiklal vardır ki yabancıların nasihatlarıyla, yabancıların planlarıyla yükselebilsin?" gazi mustafa kemal atatürkün bu sözünü unutanların işçilerin ve bu kurumların söylemlerini hayt huyt olarak algılamaları normal.ayrıca bugün özelleştirmeyi savunan insanlarımız hiç araştırmış mı acaba özelleştirilen kaç kurum yerli sermayeye satılmış...
- devlet kurumlarının batmasının tek ama tek sebebi işçilerin çalışmamasıdır. "yolsuzluk" mu? what's that?", "hangi dilde o?" . yok gardaş bilmek biz öyle kelimeler falan. heral bizim türkiye'de hiç yok ondan, o yüzden duymadık. anlatırlar ki bazı ülkeler olurmuş. sömürülüp sömürülüp dururmuş halkın ödediği vergilerle ayakta kalması gerekip, gelirinin geri halka dönmesi, halk için kullanılması gereken kurumları. bu baştaki uyanıklar da uydururlarmış çalışmıyo işçiler diye. bu hikayeye inanan koyun sürüsü sürüne sürüne yaşarmış düzüldüğünü farketmeden, kendisini ileride bekleyen felaketlerden haberi olmadan. efendisi için köpek gibi çalışır, haline şükreder dururmuş. ilginç hikayeler tabii. ha-ha-ha....
- evet, bazı alim yazarlarımızın da dediği üzre dünyanın tek komünist ülkesi olan türkiye... yani başındaki diktatörleri hiç gitmeyen, gitse de yerine aynısı veya benzeri gelip de ülkenin malını ye babam ye bitiremeyenlerin ülkesi. eşitsizliğe, ülke gelirinin iktidardaki diktatörler tarafından sömürülmesine karşı çıkanların ise vatan haini, tembel, sülük gibi algılandığı ülke. devlet niye baksın ki işçisine? ona giden para senin, benim, özel kuruluşun vergisinden gidiyor. neden besleyelim o sülükleri beslenecek asıl büyük sülüklerimiz varken? o değerli vergilerimiz büyük sülüklere gitsin... gitsin de yurtdışında bizi temsil etsinler phuket'te, amerikan bayraklı tshirtleriyle hawaii'de falan. dışarıya iyi imaj sergilesinler. onlar bizim gözbebeğimiz. aslanlarımız. helal olsun onlara. sıvasınlar götlerine başlarına. biz çalışırız onlar için. garsonluk, işçilik, orospuluk, elimizden her iş gelir alimallah.
- devlet literatüründe devletin asli görevlerinden biri de vatandaşa hizmet etmektir.. tabi bu vatandaş kavramını biraz açarsak türkiye'de vatandaş; zengin, vergilerini muntazaman ödeyen, devletin her kurumuna saygı duyup devlet ne yaptıysa doğrudur düsturu ile hareket eden, yolsuzluk gördüğü zaman "bir sonraki iktidar zaten düzeltir bunları" diyerek başka siyasi partilere kayan, avrupa birliği hayranı, hayallerinde bir holding'in herhangi bir departmanında göt karartmak olan ekolojik topluluktur.
evet özelleştirme. çünkü "vatandaş" hizmet alacak. devlet hizmet verecek. kaymağını ise devlet ve "vatandaş" yiyecek.
sanayileşmenin büyük bir keraneye dönüştüğü ve işverenin en büyük pezevenk olduğu ülkemizde kurulan fabrika, devlete bağlı kuruluşlarda çalışanların çoğunun "seçkin vatandaş"lardan ve torpilli göt kafalılardan oluşması, bizim gibi "sokak insanları"nı bir anda "sülük" yapıverir.
kendi rahatını birinci planda tutarak orospuluğun en büyüğünü yapan bizim "vatandaş" ise, "ulan bu adamların rahat götüne mi batıyor da her gün eylem yapıyorlar" diye düşünür.
- özelleştirme idaresi başkanı metin kilci özelleştirme de 'durmak yok yola devam' niteliğinde 'satışlarımız devam edecektir' demiş geçenlerde. en son kendi yandaş mağazalar zinciri kiler'e anadoluda faaliyet gösteren bir elektrik dağıtım şirketini sattılar. aslında 2 tane şirket vardı ama ona da katılan kiler gurubu alarko'nun verdiği fiyatın üzerine çıkamayınca bir tanesiyle yetindi. akp özelleştirmeleriyle bir nevi yandaş kuruluşlarını bu ihalelere ortak ettirip onlara 'kıyak' geçme niyetinde uzun zamandır. zaten eğitim-sen'e karşılık yandaş bir sendika kurduranda kendileridir. yandaş sendikadan değilsen senden kötüsü yok. hakkını arayamazsın. ararsan uçururlar. sürerler. 1 mayıstaki olaylar hala gözümüzün önünde. bizim milletimiz ne zaman '3 maymun'u oynamaktan vazgeçecek hala sorarım kendime. ah bu arada ileride yapılacak ihalelerde a101'i de görürseniz şaşırmayın derim.
- arasında negatif korelasyon vardır. özelleştirme ile işçi arasındaki bağ şu şekildedir: işçi sayısı azalır, işçiye abanma katsayısı artar.
işçiler eylem yapıp yolları aşındırırlarken özel sektör çalışanlarının işlerine devam etmesi gibi bir durum yoktur. bu komiktir, şakadır. burada işçi kavramında bir yanlış saptama vardır. üretim araçlarına sahip olmayan her çalışan işçidir. beyin işçisi ya da beden işçisi farketmez.
henüz bu kavramları ayırt etmeden sermaye sınıfının savunuculuğunu yapmak ise ayrı bir şaka olmalı.(onurene, 16.10.2008 12:38 ~ 12:51)
- özelliştirme politikasının işsizliği arttırma potansiyeline de sahip olduğu gerçeğini kabul etmek gerekir. özel kurum işsizliğin azalmasını asla istemez. işsizliğin azaldığı bir ortamda şirket maksimum kar anlayışından ödün verebilme riski ile karşı karşıya kalır. işsizlik bir ülkede had safhada olduğu müddetçe özel sektör ucuza adam çalıştırabilme yetkisini kendinde görecektir. düz bir mantıkla işe başvuran 1000 kişi ile başvuran 10000 kişininin yaratacağı etki farklı tesir edecektir şirket üzerinde. şirket zaten politkalarını buna göre belirliyecektir. akabinde işsizliğin belli bir oranın üstünde kalması yararına olacaktır patronun. bu acı ve keskin tablo türkiyede var olan bir gerçek. her zaman özel kesimde maksimum kar minimum maliyet anlayışı vardır. işçilikte büyük bir maliyet unsuru olduğundan maksimum işsiz üzerinden yaratılabilecek maksimum sömürü sonucu maksimum kar da sağlanacaktır. bu durumda istihdamı belirleme gücü hem bu egemen güçlerin elinde olurken, işçi açısından baktığımızda türkiyedeki gibi taşeron firmalar aracılığı ile asgari ücrete müteahhit olarak köpek gibi çalıştırılırlar. böyle bir ortamda patron neden işsizliğin azalmasını istesin ki. durum kadrolu işçide de geçerli kimse aldanmasın. 500 ytl ye kadrolu olarak ağır sanayide çalışan işçiler var bu ülkede.
|