belki ilginizi çeker
  1. · bir devletin özelleştirme adı altında satılışı
  2. · özelleştirme
  3. · stand by anlaşması
  4. · tekel
  5. · başak sigorta
  6. · yeni add mitinglerinin başarısızlığının sebebi
  7. · abdüllatif şener
  8. · nepotizm
  9. · öss kaldırılsın
  10. · tzdk
gündem
  1. · annenin gençlik fotoğrafları
  2. · dersim katliamı
  3. · 100 opera
  4. · üniversiteyi ingilizce okumayı marifet sanmak
  5. · dinde zorlama yoktur
  6. · gece yarısını geçtiği halde sözlükte dolaşan kız
  7. · yılmaz özdil
  8. · bugünün başlıklarının yok olması
  9. · ahmet hakan coşkun

özelleştirme  

 sayfa  / 3
  1. kamu malı olan bir şirketi özel sektör'e devretme olayı..bir yığın para döner ortalıkta ancak özelleştirilen şirketin çalışanları kaybeder,aileleri kaybeder,devlet ve kapitalizm kazanır.

    (bkz: seka)
    (close2death, 02.03.2005 18:04)
  2. türkiye'de bir türlü adam gibi yapılamayan şey. özelleştirme, devlet şirketini özel sektöre devretmektir. ama bizde nedense yabancı şirkete devretme olarak anlaşılır. sonra da "yabancı sermaye geldi ihya oluruz artık" diye sevinilir.
    (aqua, 02.03.2005 18:32)
  3. özelleştirme devletin elini ayağını ekonomiden çekmesi manasına gelir. yani devlet sadece yasaları yaratan, yürüten/uygulayan ve denetleyen bir kurum olmanın ötesinde bir hiçtir. bu ne anlama gelir ? ülke sınırları içindeki yegâne otorite sahibi olan devletin amacı sadece yasalar ile ilgilenmek ve ortada dönen düzenin daha iyi işlemesini sağlamaktır.

    bu durum elbette sermayedarlara yarayacaktır ki burada sermayedarların milletinin bir önemi kalmaz.

    sözgelimi rusyadan gelir bol paralı kalın enseli bir adam, türkiye'den herhangi bir hammadeye yakın yerde istediği kadar toprağı alır ve oraya fabrikasını diker sonra varolan düzeni daha iyi işletmekten başka bir işlevi olmayan devletten "bak buraya yol yap ki mallarımı daha kolay ulaştırayım oraya buraya" diye yol, su, elektrik hizmetleri için altyapı desteği talep eder. bu durumda devlet yardımcı olur ayrıca vergiden düşer kendi ülkesinin sermayeye verdiği önem açısından.

    bir başka sermayedar da benzer taleplerde bulunabilir, bu sermayedarın milletinin ne olduğunun bir önemi yoktur ve devlet her türlü gerçekler. fakat fakir fukara veyahut sade vatandaş herhangi bir insani hizmeti talep ederse bunun bir önemi yoktur, devlet umursamaz çünkü varolan düzene bir faydası yoktur.

    artık devletin amacı, milletin kültür ve tarihinden ve coğrafyasından bağımsız olarak paranın kendi topraklarında topaklanmasıdır gibi gözükür. vergiler her seferinde sermayedarlardan düşülür çünkü onlar daha zengin olduğunda ya da süreç tamamlandığında onlardan yeterince vergi alınacaktır.5 sene sonra 100x vergi alabilecek devlet neden yardımını esirgeyip x vergi alıp sermayedarın gelişimini engeller, tabii ki engellemez ve desteğini sermayedara vererek ileride daha fazla vergiye yatırıp yapacaktır.

    yeterince çok parası olan kişiye destek demek, onu hızla zengin etmek demektir. devlet sermayedara destek verdikçe aslında onun zenginleşme sürecini kısaltmaktadır o kadar.

    şimdi işin öbür yüzü vardır.

    kapalı bir sistem düşünelim ve bu sistemde sonlu sayıda kutular olsun. bu kutuların içine sayılar koyalım ve tüm kutulardaki sayıların toplamı bir sabit olsun. böyle bir kapalı sistemde bir kutunun içindeki nümerik değerin artması kendisi dışındaki diğerlerinin azalması anlamına gelir.

    kısaca devletin yegane amacı parayı ekonomik olarak becerikli bir grupta toplamak oluverir. bu grubun kim olduğunun önemi yoktur, yerli olabilir yabancı olabilir önemli değildir. bu gruplarda para mıknatıs gibi birbirini çektikçe devlet de oradan vergisini alır ve yeni hizmetlere kullanır.

    bu son derece vahşi bir sistem olarak değerlendirilebilir. nedeni ise birinin zengin olması ki bu durumda bu biri sermayedardır, kendi dışında en az bir kişinin fakirlerşmesi anlamına gelir ki bahis konusu bir fabrika sahibi, tüccar, mağaza zinciri sahibi ise o zaman fakirleşen kişi sayısı onbinler ile ifade edilebilir.

    halkın çoğunluğu sabit ücretle çalışanlardan oluşur ki zenginler azınlık demek olur bu. bu azınlık zenginler sabit ücret ile çalışanlara parayı vermekte ve onların tüketmesi ile verdiklerinden çok daha fazlasını almaktadır. olay en basit olarak bu yapının azdırılması olarak özetlenebilir.

    günümüzde global bir yapıdan sözediliyor o zaman ulus ölçeğindeki sermayedarlar uluslararası ölçekte rekabet edecekler anlamı çıkmakta. bu anlam çıkarken çok daha acı bir gerçek olarak şu da kaçınılmaz olmaktadır. artık çalışanlar ulusun coğrafyasına bağımlı çalışanlar değil uluslararası global dünyanın çalışanları ya da köleleri olacaklardır.

    bu durumda global bir operasyon olarak dünyadaki işçilerin ücretlerini düşürmek amacı ile birileri çin'in ucuz üretimini destekleyebilir ve bu destekçiler dünyanın en kuvvetli sermayedarlarından oluşabilir.

    her halikarda küresel boyuttaki sermayedarlar ulusları yokedecek ve küresel bir oligarşi kuracaktır. bu , ulus devletlerinin sonu anlamına gelecek ve tüm dünyadaki sermayedarların "dünya" adındaki topraklarında istedikleri şekilde zenginleşecekleri anlamına gelmektedir.

    kısaca boktan birşeydir özelleştirme, yolun hangi tarafında olduğunuza göre değişecek şekilde tabii görecelidir bu.*
    (skuba, 29.07.2005 21:30 ~ 21:30)
  4. diyelim bir fabrikanız var. bir adam aldınız, fabrikayı yönetecek. fabrikayı borçtan kurtaracak, kara geçirecek, çalışanların maaşlarını verecek, üretimin kalitesini artıracak, herkesi memnun edecek. böyle bir adam aradınız buldunuz.

    bu adamı genel müdür koltuğuna oturttunuz. ama o zamanlar daha herkes acemi. iş bilen bir tek bu adam var. pek de marifetli. işçiler torna tezgahını kullanamıyor, sizin genel müdür geçiyor tezgah başına torna yapıyor. öğle vakti geliyor işçiler acıkıyor ama aşçılar acemi. giriyor mutfağa kurufasülye, pilav yapıyor. yemeğini yiyen adam tuvalete sıçıyor tuvaleti bok götürüyor. fabrikaya temizlikçi almamışınız. genel müdür giriyor tuvalet temizliyor. bunun yanında adam ayrıca idari işlere bakıyor.

    gel zaman git zaman bu genel müdür işi büyütüyor, kazandırmaya başlıyor. yatırımlar yapıyor işler büyüyor. artık iki torna tezgahı var, daha fazla kişi yemek yiyor ve daha fazla kişi sıçıyor. idari yük de aynı oranda artıyor.

    genel müdür iki tornacıya işi öğretip tezgahları onlara devrediyor. baktı kendi aşçılarında iş yok onları işten çıkarıp yerine bir catering firması ile anlaşıyor. ayrıca bir temizlik şirketi ile de anlaşıp tuvalet temizliğini de bırakıyor. bundan sonra sadece idari işlerle ilgileniyor. mal alış satış anlaşmaları yapıyor, teknik eğitimler ayarlıyor, işçilerin sigortasını yapıyor, vs. vs.

    öte yandan siz de zaman zaman bu genel müdür için "vay anasını... herif günden güne daha az iş yapıyor. benim fabrikama temizlik şirketi soktu, torna tezgahlarımı amelelere bıraktı, mutfağı çürümeye bırakıp dışardan yemek getirtti. bir de üstüne zam istiyor, ipne" diyebilirsiniz. ya da artık asıl işi olan kontrol'ü yapmak için daha çok imkan bulacağı ve size daha fazla kazandırabileceği için destekleyebilirsiniz hamlelerini.

    işte böyle bişey özelleştirme.
    (azwepsa, 12.08.2005 17:34)
  5. temelde, savaşarak alınan toprakların parayla satılmasıdır. satılan kişiler özellikle de yabancı olunca, kolay kolay kaldırılamaz.
    (marla singer, 12.09.2005 00:54)
  6. kamu hukukuna mı özel hukuka mı tabi olduğu belli olmayan işlem.biraz ondan uygulanır,biraz bundan.
    (böcek, 23.10.2005 23:34)
  7. karlı bir işletmenin bir yıllık cirosuna eşit değerle peşkeş çekilmesidir.
    (compasino, 06.12.2005 12:56 ~ 14:06)
  8. (bkz: peşkeş çekmek)
    (kum, 01.02.2006 20:11)
  9. vatan malının tamamen yabancı sermayeye satılmasına uydurulan kılıf.

    şurada çok güzel anlatılmıştır:

    bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı
    satılıktır her santimi her gramı
    sen şehit oğlusun yazıktır incitme atanı
    kim daha fazla verirse sat bu cennet vatanı
    (bizim kankinin chevrosu, 09.03.2006 13:53)
  10. türkiye’de özelleştirme; stratejik öneme sahip bütün kit’leri, dolasıyla sosyal devleti tasfiye etme sürecidir. ımf ve dünya bankası desteğinde bütün kamu varlıkları bir bir elden çıkarılmaktadır.
    özelleştirme, türkiye’de ımf’ye yaranmanın, bunların mali ve politik desteğini alabilmenin, dolayısıyla emperyalist ülkelerin çıkarlarına hizmet etmenin aracıdır. ımf programlarının dayattıkları, hükümetleri tutsak kılıcı ve aşağılayıcı programlardır.bu da özelleştirmenin emperyalizmin dayatması olduğunun bir göstergesidir.
    ımf ve dünya bankası dayatması olan özelleştirme programları asla değişmemektedir. dün bunu uygulayan ecevit hükümetiydi, bugün ise akp hükümetidir. hem de ne uygulayıcı! tayyip...
    (hydramec, 10.04.2006 00:59)
  11. (bkz: @832181)
    (galliani, 06.11.2006 16:40)
  12. imf'in, özal döneminde kredi vermek için şart koştuğu hede. hede diyerek tanımladım; zira özal da he demişti.
    (twinkle, 19.11.2006 00:47 ~ 00:47)
  13. etkin bir şekilde gerçekleştirildiğinde gerçekten de büyük verimlilik artışına neden olan uygulama olmasına rağmen bizdeki gibi bir iki yıllık karına, yabancı sermayeye peşkeş çeker gibi, elindeki her şey üç-beş kuruşa satılıp devlet anadan üryan bırakıldığında finansal ve de reel sektörleriniz manipülatörlerin gösteri sahnesi haline gelebilmektedir.

    bazı kimseler de devletin elindeki bu yerlerin vatandaşa yardım, işsizlere iş yeri falan gibi kullanıldığını zannederek isyan ederler özelleştirmeye küfrederek. halbuki devletin iş yerinde atıl bir şekilde sadece maaş alıp yatan kişi kendi cebinden, vatandaşın cebinden yemektedir de kimse bundan bahsetmez.

    sonuç olarak artık yerleşikliği yadsınamaz hale gelen dünya düzeninde devlet üretici rolünü hiçbir şekilde üstlenemez. kaytarmaya meyilli rasyonel insan devlete kapağı attığında suistimaller başlamaktadır. bu dünyanın her yerinde böyledir. ama bu demek değildir ki devletin elinde piyasadaki çeşitli sektörlere dair üretim yeri olmamalı. tam aksine hemen her sektöre dair bir adet bulunmalıdır. ama bunun amacı yukarıda da söylediğim gibi işsiz vatandaşlara iş kapısı, vatandaşa bedava mal ve hizmet üreten bir işletmenin var olması değildir. yine kamu yararına çalışıp, piyasada oluşacak aşırı karları engellemeye yönelik önlemler alınmasında uygulamada kolaylıklar sağlayacak bir piyasa elemanı olarak kullanmak olmalıdır. ne zamanki yerli firmalar uluslararası arenada küresel devlerle rekabet edebilecek seviyeye gelirler, o zaman elinizde ne varsa "kendi" sermayenize satar kaldırdığınız parayla da düşük fazili krediler verir dünya devi olmaya aday küçük girişimcilerinize destek olursunuz.

    bütün bunlar teoridir. türkiye'de her zaman teori olmadan pratik uygulanmaya kalkışılmıştır veya teori çok teorik kalmıştır ya da başkalarının başkalarına yönelik teorileri başı ağıranın kıçı ağıranın kullandığı fitili alıp "ne de olsa ikisi de hastalık" deyip yutması mantığıyla uygulanmaya çalışılmıştır.
    (tazmanya canavarı, 11.04.2007 02:06)
  14. devletin asli görevi olan savunma, güvenlik, sağlık, eğitim, yargı ve altyapı hizmetleri dışında kalan tüm ekonomi ile ilgili faaliyetlerin özel girişimciler eli ile yürütülmesi de özelleştirilmenin temel amacı olarak kabul edildiği bir dünyada acaba türkiye'deki özelleştirme politikalarının nasıl bir hukuk çerçevesinde gerçekleştirildiğini kendime sormadan yapamıyorum..devlet elinde olmaması düşünülemeyen teşebbüslerin yabancılar ile ortaklaşa (belki gelecekteki politikalar sayesinde daha da ilerisi) yürütülmesine anlam verememekteyim..

    yorum yapacağıma tematik yaparak bitireyim, sinir etmeyim gece gece kendimi; zıttına "devletleştime" diyoruz..
    (zeus, 16.04.2007 23:17)
  15. satış demenin resmi ağızlarca yorumu.
    (gnarus, 16.04.2007 23:29)
  16. devleti satmakla arasında aslında ince bir çizgi bulunan olay.

    devletler işletme ile ilgilenmez, devletin amacı istihdam, hizmet, işleyişi sağlamaktır. gelişmiş ekonomilere sahip devletler bir işletmeyi işletmektense o işletmeyi özel şirketlere devredip/kiralayıp vergi geliri getirmesini ve istihdam açılmasını sağlarlar. aynı zamanda işletmede çalışanların, ya sırtımı dayamışım devlete ay sonu bankamatikte maaşım hazır demesini engellemektir.

    özelleştirme kötü birşey değildir, kötü olan yok fiyatına özelleştirmeler yapılmasıdır. zira yıllarca zarar açıklayan kurumların özelleştirme aşamasında meğer yıllarca kar diyor(!) olmasına ancak gülüyorum.

    lakin eğer devletin üst düzey yöneticileri de ay sonu bankada maaşım hazır deyip özelleştirmeleri çocuk oyuncağı sanarlarsa, bir süre sonra devletin naaşı kalkacağından bankamatiklerden de maaş kalkacaktır.
    (options, 04.05.2007 13:19)
  17. sadece komünistlere kötüleme hakkı verilmesine gülünecek yer aranmaktan geçirilmez. özelleştirmeyi her zaman ön plana çıkaran serbest piyasa ekonomisi modelini savunmak ya da savunmamak kişiye kalmıştır. bakarsanız, bazı kimselere göre devlet tamamen çekilmelidir. bunun adına da gelir liberalizm diyebilirsiniz. iyi mi edersiniz, ben bilemem.

    sonra tek bir dev firman olur elinde, diğerleri ezilir. o geldiği tekel konumunda faaliyet gösteren bir şirketin de yapacağı hizmet belirlidir. "a ama bak pek hümanist şirketiz biz! insanları seviyoruz. her şey para değil!" diye böğüren bir ceo ile yürüyen o tek şirket, madem parayı sevmiyordu neden tekelleşmeye gitti diye sorulur.

    tabii ki ticari değildir devlet, sanaldır. paravan şirketler kurunca onlar gerçek oluyor zira. hep öyle yapmalıyız. herkes özel olmalı. tabii ki.

    sanki devlet adına bu işi yapan kamu kuruluşları yokmuş gibi laf edilir devlete.

    tepeden inme bir şekilde serbest piyasa aşığı kişilerin tapındığı bu modelde varacağınız nokta, hele ki türkiye gibi anarko kapitalizm yanlısı yetersiz bir düzeydeki ekonomik yönetimlerle yönetilmeye çalışılan bir ülke gibiyseniz; açık ve net biçimde ortadadır.

    ha, özel firmalar olmasın mı? kanımca olsun. devlet tekel olunca iyi olacak diye bir şey yok. ha devlet tekelleşmiş, ha kişi. ancak, temel hizmetleri özelleştiremezsin. ne gibi şeyler kalmalı devlette? eğitim kalmalı, sağlık kalmalı, yargı kalmalı, askeri yapılanma kalmalı, iletişim kalmalı. örneğin yani.

    özelleştirdiğin diğer yan hizmetlerden de denetimi aksatamazsın.

    aksi halde geleceğin nokta belli işte. özelleştik, özeliz biz. (bkz: türkiye)
    (asosyal demokrat, 04.05.2007 18:32 ~ 02.06.2007 20:03)
  18. yabancı sermayenin şu doğrultuda da bir stratejisi vardır özelleştirmede;

    örneğin yerel hizmet veren bir fabrika satın alınır ve kapatılır.. bu vesileyle pazara hakim firma sayısı azalacağından sabit talebe yüksek fiyattan arz belirir.. talep arzı büyük oranda cesaretlendirileceğinden ötürü halihazırda rekabetçiye değil, güçlüye meyilli alıcı, satıcısının yeni arz fiyatını yeni denge fiyatı kabul ederken rekabetçinin alıcısı mecburen doğrultu değiştirir..

    strateji riski minimize eder, orta ve uzun vadeli incelendiğinde [insani boyutunu geçiyorum] makuldür..
    (hepinizin ağzına kırmızı biber sürerim, 10.05.2007 22:40)
  19. "manisa’da bir yağma operasyonuna dönüşen sümerbank’a ait pamuklu mensucat’ın özelleştirilmesinin öyküsü, iki yıl önce başladı. 2005’te çeşitli merkez sağ ve merkez sol partilerden 47 patron, akp’li belediye başkanı bülent kar’ın koordinatörlüğünde, manisa milletvekili bülent arınç’ın himayesinde birleşerek manisa ortak girişim grubu aş (manisa ogg) adıyla bir şirket kurdu.

    2004'te kapatılan manisa pamuklu mensucat, özelleştirme idaresi (öib) tarafından 13 haziran 2005'te, manisa ogg’ye 4,5 milyon ytl’ye satıldı.

    bu sırada ogg şirketi, kamuoyunu satışa ikna etmek için söz konusu arazilere iş merkezleri, sosyal tesisler kuracaklarını, 500 kişiye istihdam yaratacakları propagandasını yaptı.

    vurgun başlıyor
    ancak satıştan kısa bir süre sonra manisa ogg, fabrika arsasının 55 bin metrekaresini, 18,5 milyon ytl’ye tesco- kipa'ya sattı ve pamuklu mensucat'ın özelleştirme öncesi küçük hissedarları olan 5 bin kişiye toplam 300 dolar düştüğünü açıkladı.

    böylece “manisalının malı yabancıya gitmesin, manisalılar’da kalsın” şeklinde ikna yöntemleriyle fabrika ve arazileri ele geçiren ogg, kısa sürede büyük bir vurgun yapmış oldu.

    bu gelişmeler üzerine küçük hissedarlar tarafından dava açıldı ve danıştay'a başvurularak öib kararının iptalini istendi. danıştay 13'üncü daire, “yürütmenin durdurulması” talebini reddetti.

    daha sonra danıştay dava daireleri genel kurulu’na intikal eden olayla ilgili kurul, arsanın ucuza satıldığını ve ihalenin açıklık ilkelerine uymadığını belirterek dosyayı 13'üncü daire'ye geri gönderildi.

    hala sonuç bekleniyor
    8 eylül 2006'da davacı küçük hissedarlardan tamer yönder, kazanacağına kesin gözüyle bakılan davadan feragat etti. yerel basında yönder'in 1,7 trilyon lira karşılığı uzlaştığı yazıldı.

    tesco-kipa, arsayla ilgili tartışmalar sürerken satın alma anlaşmasından vazgeçti.

    davanın düşmesinden sonra dosya başbakanlık teftiş kurulu’nun önüne geldi ve kurul 16 mart 2007 tarihli raporunda usülsüzlük iddialarını yerinde gördü.

    6 nisan 2007'de başbakanlık'tan öib'ye, pamuklu mensucat hisselerinin geri alınması talimatı verildi. ogg hakkında da vergi incelemesi başlatılması istendi.

    ancak öib, başbakanlık'tan gelen talimatı uygulamayarak bekletti ve bu sırada 13 nisan 2007'de manisa ogg, 92 bin 241 metrekare arsayı 46,5 milyon ytl'ye, hollandalı redevco beş emlak geliştirma inşaat adlı bir şirkete sattı. bu şirketin ticaret sicil kaydının da 5 şubat 2007’de yapılmış olması dikkati çekiyordu.

    öib, bu satıştan 17 gün sonra, 1 mayıs 2007'de mahkemeye başvurdu. halen bu davanın sonucu bekleniyor. "


    http://sol.org.tr/...


    işte böyle birşey özelleştirme..
    (kskaan, 31.05.2007 14:12)
  20. maliye bakanı unakıtan eko-diyalog programında kendi kendine gerekli itirafı yaptı aslında. son bir kaç yıldır, yıllık bazda bütçe açığının olmadığını vurguladı.

    ancak taner berksoy özelleştirmelerden gelen gelirlerin, gelir kalemlerinden düşüldüğünde ortaya çıkan tabloyu sordu. maliye bakanıda bizim her yıl bu tip beklenmedik ekstra gelirlerimiz oluyor diye karşılık verdi. bütçe fazlası; beklenmedik gelirlerlere yaslanmış, oldukça planlı ve programlı çalışan bir maliye programı görüntüsü vardı programda.

    deniz bitecek net biçimde görünüyor. bizim denizimizin bittiği yerde başlayan başka bir denizmi var acaba bizim öngöremediğimiz.
    (pabuçsuz joe jackson, 10.07.2007 11:30 ~ 11:31)
  21. türkiye özelinden bakıldığında tamamen yanlış olan bir uygulamadır. şöyle ki: türkiye gibi özgen gelişim koşularına sahip ülkelerde özel mülkiyet topluluklardan kopmuş ve devlet sivil toplumun dışında ve yanında yer alan bir varlık haline dönüşmüştür. bu kaçınılmaz bir durumdur. "sosyal tabakaların sınıf bilincine erişmediği toplumlarda devlet yatırım yapmak zorunda kalır ve yapılan her yatırım devleti biraz daha otonomlaştırır." devlet bağımsızlaştıkça ayan ve eşraf artığı burjuva müsveddeleri burjuva kültüründen ve bilincinden uzaklaşır. şimdi, bu, yetenekleri doğuştan dumura uğramış burjuva sınıfına son derece kompleks şirketler (erdemir gibi petkim gibi telekom gibi...) satmak şirketlerin verimliliğini arttırmayacak bilakis düşürecektir. sanırım buradan yola çıkılarak özelleştirmede neden türk şirketleri değil de yabancı çok uluslu şirketler söz sahibidir, anlaşılabilir. fakat bu özelleştirmedeki yabancı hegemonyası da cumhuriyetin asıl dayanağı olan milli burjuvazi yaratmak ve ekonomik bağımsızlık tezlerine çelişik bir durum arz eder.

    (cumhuriyetin kuruluş felsefesini ayraç içine alarak) çözüm: bizim ayan ve eşraf artığı burjuvalaramızın(eczacıbaşı ailesini ayrı tutmak gerekir burada) birikim ve bilinç olarak gelişmesini bekleyip özelleştirmeleri öyle yapmak olacaktır. iş işten geçmemiştir.

    ilk paragrafta yer alan tırnak içindeki tespit için:
    (bkz: karl marx)
    (bkz: alman ideolojisi)
    (aytok, 31.07.2007 00:20 ~ 00:22)
  22. (bkz: özelleştirme idaresinin özelleştirilmesi)
    (adrian, 31.07.2007 17:36)
  23. ülkemizin en önemli,hassas ve muammalı konularından biri.hakkında bir çok yaklaşım var.bunların en belirgini devletçi yaklaşım yani karşı olanlar.devletin önemli kamu kurumlarının devletin elinin altında bulunması gerektiğini ve bir şekilde hiçbir aksaklığa zemin oluşturmayacak şekilde bu kurumları idare etmekle devletin görevli olduğunu savunanlar.olur demiyorum ama özelleştirmecilerin tarafından bakalım bir de meseleye.mesela kurumlarda bir aksaklık zuhur etti veya bir kurumun elden çıkması iktisadi fayda sağlıyor.peki böyle bir durumda devlet yabancı sermayeye değil de devletçi amaçlar güden,devletinin menfaatine hareket edebilecek bir sermaye sahibine veremez mi?sermaye sahibi deyince de akla hemen tüsiad üyeleri geliyor.onlar da ayrı bir muamma.acaba onlar şu anda dünyada türkiye’yi mi temsil ediyorlar,yoksa türkiye’de dünya(küresel sermaye)yı mı?
    yani karmaşıklık diz boyu..
    yine de çözüm yabancı sermaye olmaması gerekiyor.
    (dünya koca bir yalandı gördüm, 22.08.2007 12:27)
  24. şimdi, benim bi şirketim var.. ben kim miyim? kamu benim adım..
    şirket de epeyce eski, zamanında dişimle tırnağımla açtıydım, dün gibi hatırlıyorum..
    sonra mal varlığımdan sorumlu birini tutuyorum kendime.. bu eleman bir gün yanıma geliyor;
    "kamucum satıcaz senin şirketi.."
    "lan ben karıma çoluğuma çocuğuma ne derim? iyiydik böyle"
    "olm, zarar ediyo falan dersin bak iyi para geçicek eline, sen güven bana.."

    allem ediyor kullem ediyor, pek de ikna olmamama karşın satıyor şirketimi.. nedense tutup demiyorum da "lan sen kimsin ki benim olanı başkasına satıyorsun dalyarrak?"
    nedense?! bazen bir iki çıkış yapıyorum "babalar gibi sattım" falan diyor yüzsüz, işine de son vermiyorum ha nedense, böyle kısa boylu, kel mel sevimli bi şey, keratta [!] seni, ehehe!


    konumuza geri dönelim efendim, bu şirket bana yılda x ytl'lik bir gelir sağlıyordu..
    ha, tabii önce;
    x, y, z elemanıdır pozitif tam sayılar kümesi.. ayrıca z >1'den..

    bu şirketi tuttu, x+y ytl'ye sattı bizimki.. sattığı kişi de amcaoğlu muymuş neymiş, günahını almayayım şimdi.. kahvede arkadaşlar da "lan ucuz vermişiniz olum" falan dediler.. neyse..

    ama sonradan bi fark ettim, herif şirketi x+y'ye sattı ama, (x+y) < (x.z)'den!

    o gün bu gündür ağzımdan küfür eksilmiyor.. benim hanımla çocuğu mu sordunuz? ohoo, unuttular bile şirketi falan, dizi izleyip çekirdek çıtlıyolar..
    (escaflowne, 23.08.2007 10:33 ~ 10:35)
  25. devletin önümüzdeki dönemde özelleştirmeyi düşündüğü kamu kurumlarını açıkladıktan sonra, ortada bazıları(!) için ne de iştah açıcı bir durum olduğunu düşünmemek elde değil. öncelikle önümüzdeki dönemde özelleştirilmesi planlanan kamu kurumlarına bir bakalım:

    -elektirik dağıtım şirketleri
    -elektirik üretim şirketleri
    -milli piyango şans oyunlarının işletim lisansı
    -karayolları gelen müdürlüğü'nün yapım, onarım, bakım ve işletimini üstlendiği hizmet üretim birimleri olan otoyollar, köprüler ve üzerinde yer alan tesisler, bazı bağlantı yolları ile boğaziçi ve fatih sultan mehmet köprülerinin bağlantı yollarının bakım, işletme ve ücret toplama merkezleri
    -şeker fabrikaları
    -bandırma, samsun, iskenderun limanları
    -tekel sigara fabrikaları

    hakikaten ne komunist ülkeymişiz sat sat bitmiyor kamu malları. şaşıyorum hala türkiye ekonomisinin iyiye gittiğini söyleyen insalara. devamlı olarak açıkları yamamak için sıcak paraya ihtiyaç duyulan, bunu baz alarak ne var ne yok satan bir ekonomi programı daha nereye kadar yolunda devam edecek acaba? sonra kamu malları bitince, benzini biten otomobil gibi yolda kalmayalım. yine birilerinin yolda kalan arabamızı itmek için yardıma koşacağınıi ardından da arabımızı sahipleceğini unutmayalım.

    not: benim bildiğim kadarıyla enerji ve ulaşım sektörleri bir ülke için stratejik öneme sahip sektörlerdir. hadi iletişimin stratejik önemini grevle anladık, ya enerji ve ulaşımın stratejik önemini fark etmemiz için biraz geç olursa ne olacak?
    (aglaures, 31.10.2007 14:15)
 sayfa  / 3

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil