öykü 

adana çık aradan

  1. (bkz. hikaye)
    (ba of, 02.09.2004 10:53)


  2. (bkz. öykü serter)
    (bewitchingwitch, 02.09.2004 21:04)
  3. yazmaya doyamadığım.
    (close2death, 02.09.2004 21:13)
  4. kung fu solisti ve dream tv deki blue jean in sunucusu antipatik insan
    (captoll, 06.09.2004 11:50)
  5. şiirin kız kardeşi.romandan daha yoğun ve güçlü bir anlatımı kaldırabilecek kadar sağlam bir alt yapısı vardır.beceriksiz ellerin sahiplerini maskaraya çevirecek kadar genel geçer kuralları da vardır, yaratıcı ve marjinal fikirleri kırk yıllık dostmuş gibi gösterebilme kabiliyeti de.öykü (zannımca) şiirden sonra hayata sıkı sıkıya sarılmış ikinci; şiir yazabilecek kadar yetenekli olmadığımı düşündüğümden ve o kadar duygu yoğunluğunu aniden yaşayamadığımdan olsa gerek yöneldiğim (ve becerdiğimi düşünüdüğüm) yazın türü.
    çok seyrek aralıklarla gelebilen ve her yazarın ortak kadını olan ilham denen yaratığın yardımıyla kağıdın üzerine dökülen kelimelerle yaratmanın verdiği hazzı yaşamak.ayrılıkların yanında en iyi giden meze.
    (ucurtma, 12.04.2005 10:52)
  6. "mutlu insanların öyküleri yoktur."
    (ahmak ı hayal, 01.02.2007 15:57)
  7. benim için sonsuzluk demektir.

    (bkz: ölümsüz öykü)
    (navalboy, 03.02.2007 00:04)
  8. kitap-lık/103'te

    sevim burak "büyük günah"

    sami baydar "kısa kısa"

    seyit göktepe "çarşı"

    saba kırer "jako'ya mektuplar"

    b. şamil potur- ö. eği "tren düdüğünü uzun uzunçalar"
    (overland, 12.04.2007 21:23)
  9. katherine mansfield "the singing lesson"
    (mıncır, 15.07.2007 12:50)
  10. hak ettiği değeri görmediğini düşündüğüm edebi sanattır. romanın gölgesinde kalmış olduğunun basit ama en büyük göstergelerinden biri usta öykü yazarlarıyla yapılan röportajlardaki klişe sorularından biridir: ‘roman yazmaya ne zaman başlayacaksınız?’
    ya da bazı yazarların düştüğü hata da öykünün yeteri kadar anlaşılamadığını gösterir niteliktedir ki o da kimi yazarların ‘romancı’lığa başlamadan önce öykü yazarak ‘pişmeye’ çalışmasıdır.

    oysa ki roman ve öykü kıyaslanmaması gereken, ayrı ayrı güzel iki edebiyat koludur. roman, karakterleri ağır ağır sokar hayatımıza, her sayfasında biraz daha keşfederiz, ayrıntılar hikayeyi oluşturur. öykü ise bir solukta okunulan, daha hızlı gelişen, daha öz anlatan bir sanat dalıdır.

    usta öykü yazarlarının roman yazmaya kalktıklarında standartının altında bir iş çıkarması ya da iyi bir romancının öykü yazamaması onun kötü bir yazar olduğunu göstermediği gibi iki ayrı dalda da başarılı olan yazarın ‘über yazar’ olmadığını, sadece iki alanda da başarılı olabildiğini düşünürüm.

    ancak yayınevlerinin okuyucu etrafında şekillenen tiraj kaygılı politikalarının bir sonucu olarak yazarlar ‘roman’ yazmaya teşvik ediliyorlar, öyküyü ‘eh işte’ yazarlara, romanı ise daha nitelikli yazarlara yazdırmaya çalışıyorlar ki edebiyatımızın en büyük yanlışlarından biri olduğuna inanırım bunun.

    kişisel görüşüm romandan yanadır, kitabın ilk sayfasından son sayfasına kadar başka bir ‘hayat’ın içine dalmak, daha iyi konsantre olabilmek gibi klasik sebeplerden ötürü. herhangi bir öykü kitabında bir öykünün bittiği zaman başka bir öyküye geçerken karakter-mekan-zaman değişimlerini hızlı bir şekilde kabul edememem, bi süre beklemem, bitirdiğim öyküyü sindirip yenisi için onu aklımdan çıkarmaya çalışmam ve bunu yaparken zorlanmam da sanırım ‘romancı’ olmamdan kaynaklanıyor, bir çok türk okuyucu gibi.

    ancak asıl hata bu değildir, yazın bir tercih işidir. mesele ‘öykücü’ ya da ‘romancı’ olmak değil, her iki sanatın da birbirinden bağımsız olduğunu idrak edebilmektir diye düşünüyorum.

    yazımın amacı da bir roman-öykü kıyaslaması yapmak değil, öykünün ve öykü yazarlığının yeteri derecede kabul görmediğini, gölgede bırakıldığını anlatmaya çalışmaktır.

    oysa ki türk ve dünya edebiyatı yıpratılmaması gerekilen nice güzel öykü ve öykü yazarları barındırır, tek yapılması gereken gereksiz bir kıyaslama olmaksızın ele alınmasıdır.
    (ya moor, 23.07.2007 13:30)
  11. tertemiz
    memesinin tam ortası yarılmış,içine çocuk taslakları doldurulmuş kadının yerdeki imgesi, önce renkle belirliyor kendini...zihinde ağır, koyu kıvamlı bir kırmızı olarak yaşam buluyor parçalanmış ölü bedeni.katil uygun yere bıraksaydı,uygun yere attırsaydı yapışkan sıvısını ve insan taslaklarını,bir de uygun günde ve zamanda olsaydı bu, kadın iki canlı olacaktı.şimdiyse hiç can yok,büsbütün ölü...bir çocuğun olma olasılığını da sayarsak, yerde iki ölü var.

    tecavüzden şüphelenen ve arayan kolluk kuvvetleri ve kolluk doktorları,beklenen yerde hiçbir ize rastlayamadılar.kadının göğsünü bıçakla açan adam niye oraya boşalmıştır?adam kimdir?bunu niye yapmıştır?aşığıymış dediler,hem de çok aşığı...bir aşkın cinayete dönüştüğü yer,hangi tepenin üstünden iniştir?aşk nereye kadar,ne kadar tekinsiz bir doruğa tırmanmıştır ki,bir taş gibi yuvarlanmıştır kafa göz gövde yara yara?

    ve fakat kanının yüzündeki gülümseme neyin nesidir ve neden ölmeye,öldürülmeye direnmişliğin hiçbir izi yoktur bedeninde?birlikte karar verilmiş bir eylem olduğu düşünülebilir mi?kadın iki memesinin arasından sevişmek istemiş olabilir mi?ya da cinayet sandığımız,diğerine uygulatılmış bir intihar olabilir mi?kendine kıymak isteyen biri ağaçtan ve ipten,silahtan ve kurşundan yardım aldığında eylem intiharken,bir insandan yardım alınca cinayet midir?

    maktulenin kısa mektubu sözcüklerden oluşuyor,cümle olmamış sözcüklerden:"aşk ikimizin, ihanet ve suçluluk sadece benim,itiraf suçumun küçücük bir bölümünü temizledi,geri kalanı ise ancak böyle bitebilir,senden istediğim başkasıyla kirletmediğim bir yerimden seviş benimle ve sonr da akla günahımı kıpkırmızı kanımla,canım."

    aşk...
    bıçak gibi...

    cem mumcu
    sahici aşklar külliyatı
    (tangocu kedi, 23.07.2007 14:50 ~ 14:50)
  12. genelde kız ismi olarak kullanılsa da bir erkeğe de yakışabileceğini düşündüğüm bir isimdir.
    (hepten aykırı, 23.08.2007 00:20)
  13. büyük bir hevesle, özene bezene yazdıktan sonra, zaman zaman onu okutabileceğiniz kimseler bulamamanızdan ötürü size acılar çektirebilen bir yazı türü.
    (geber marla singer, 29.02.2008 02:03 ~ 02:03)
  14. hayat denilen şeyin(artık her neyse hayat işte o şey) en küçük parçalarından biri. insan denilen şeyin(insan nedir ki?) en küçük yapıtaşlarından biri.

    bir nevi yaşantının atomu. zihnimizde bizle ilgili kalmış anılardan her biri." ben"i yapılandıran kurgu veya yaşanmış küçük hayat pınarları...

    kiminde tutarlı olur bunlar kendi içlerinde, çelik gibi bir şey çıkar ortaya; sapasağlam yerinde dururlar. kimilerinde ordan burdan toplanmış, ilgisiz alakasız olur, çiğnemiş bir sakız çıkar ortaya; nereye çekersen oraya uzarlar.
    (tariktuna, 29.02.2008 02:29)
  15. (bkz: türk edebiyatında öykü)
    (karizmatik, 05.06.2008 10:48 ~ 10:50)
  16. tarih öncesinden beri yazılan (bknz: destan, fabl, masal, romans), ancak "profesyonel anlamda" ilk kez 19. yüzyılda kendisini edebi bir yazım türü olarak kabul ettiren hödö.
    (konusan marul, 05.06.2008 11:19 ~ 11:22)
  17. kadın ismi olarak nedense pek seksi bulduğum kelimedir. bilemedim ki ben.
    (ad hoc, 05.06.2008 11:30)
  18. entel kadın ismi.nedense tanıdığım butun öykü isimli insanlar bu tanımı destekler nitelikte.
    (luthien, 05.06.2008 11:36)
  19. şarkı olarak,

    (bkz: küçük bir öykü bu)


    kitap olarak,

    (bkz: the neverending story) ( bitmeyecek öykü )


    müzikal olarak,

    (bkz: west side story) ( batı yakası hikayesi)
    (mabel, 05.06.2008 16:22)
  20. (bkz: kül öykü)
    (yok, 05.06.2008 16:22 ~ 16:31)
  21. özdemir asaf şiiri.

    bir öykü var sakladığın
    bir öykü var ardında duran
    bırak onu uyansın.
    şimdi sen bir anı düğümü önümde
    duvar cana uzanıp duran
    taşlaşmış yükünle uyu yansın
    (iset, 14.06.2008 03:41)
  22. @2488741 budur sanırım.
    (ozanudazai, 22.07.2008 22:51)