hak ettiği değeri görmediğini düşündüğüm edebi sanattır. romanın gölgesinde kalmış olduğunun basit ama en büyük göstergelerinden biri usta öykü yazarlarıyla yapılan röportajlardaki klişe sorularından biridir: ‘roman yazmaya ne zaman başlayacaksınız?’
ya da bazı yazarların düştüğü hata da öykünün yeteri kadar anlaşılamadığını gösterir niteliktedir ki o da kimi yazarların ‘romancı’lığa başlamadan önce öykü yazarak ‘pişmeye’ çalışmasıdır.
oysa ki roman ve öykü kıyaslanmaması gereken, ayrı ayrı güzel iki edebiyat koludur. roman, karakterleri ağır ağır sokar hayatımıza, her sayfasında biraz daha keşfederiz, ayrıntılar hikayeyi oluşturur. öykü ise bir solukta okunulan, daha hızlı gelişen, daha öz anlatan bir sanat dalıdır.
usta öykü yazarlarının roman yazmaya kalktıklarında standartının altında bir iş çıkarması ya da iyi bir romancının öykü yazamaması onun kötü bir yazar olduğunu göstermediği gibi iki ayrı dalda da başarılı olan yazarın ‘über yazar’ olmadığını, sadece iki alanda da başarılı olabildiğini düşünürüm.
ancak yayınevlerinin okuyucu etrafında şekillenen tiraj kaygılı politikalarının bir sonucu olarak yazarlar ‘roman’ yazmaya teşvik ediliyorlar, öyküyü ‘eh işte’ yazarlara, romanı ise daha nitelikli yazarlara yazdırmaya çalışıyorlar ki edebiyatımızın en büyük yanlışlarından biri olduğuna inanırım bunun.
kişisel görüşüm romandan yanadır, kitabın ilk sayfasından son sayfasına kadar başka bir ‘hayat’ın içine dalmak, daha iyi konsantre olabilmek gibi klasik sebeplerden ötürü. herhangi bir öykü kitabında bir öykünün bittiği zaman başka bir öyküye geçerken karakter-mekan-zaman değişimlerini hızlı bir şekilde kabul edememem, bi süre beklemem, bitirdiğim öyküyü sindirip yenisi için onu aklımdan çıkarmaya çalışmam ve bunu yaparken zorlanmam da sanırım ‘romancı’ olmamdan kaynaklanıyor, bir çok türk okuyucu gibi.
ancak asıl hata bu değildir, yazın bir tercih işidir. mesele ‘öykücü’ ya da ‘romancı’ olmak değil, her iki sanatın da birbirinden bağımsız olduğunu idrak edebilmektir diye düşünüyorum.
yazımın amacı da bir roman-öykü kıyaslaması yapmak değil, öykünün ve öykü yazarlığının yeteri derecede kabul görmediğini, gölgede bırakıldığını anlatmaya çalışmaktır.
oysa ki türk ve dünya edebiyatı yıpratılmaması gerekilen nice güzel öykü ve öykü yazarları barındırır, tek yapılması gereken gereksiz bir kıyaslama olmaksızın ele alınmasıdır.
tertemiz
memesinin tam ortası yarılmış,içine çocuk taslakları doldurulmuş kadının yerdeki imgesi, önce renkle belirliyor kendini...zihinde ağır, koyu kıvamlı bir kırmızı olarak yaşam buluyor parçalanmış ölü bedeni.katil uygun yere bıraksaydı,uygun yere attırsaydı yapışkan sıvısını ve insan taslaklarını,bir de uygun günde ve zamanda olsaydı bu, kadın iki canlı olacaktı.şimdiyse hiç can yok,büsbütün ölü...bir çocuğun olma olasılığını da sayarsak, yerde iki ölü var.
tecavüzden şüphelenen ve arayan kolluk kuvvetleri ve kolluk doktorları,beklenen yerde hiçbir ize rastlayamadılar.kadının göğsünü bıçakla açan adam niye oraya boşalmıştır?adam kimdir?bunu niye yapmıştır?aşığıymış dediler,hem de çok aşığı...bir aşkın cinayete dönüştüğü yer,hangi tepenin üstünden iniştir?aşk nereye kadar,ne kadar tekinsiz bir doruğa tırmanmıştır ki,bir taş gibi yuvarlanmıştır kafa göz gövde yara yara?
ve fakat kanının yüzündeki gülümseme neyin nesidir ve neden ölmeye,öldürülmeye direnmişliğin hiçbir izi yoktur bedeninde?birlikte karar verilmiş bir eylem olduğu düşünülebilir mi?kadın iki memesinin arasından sevişmek istemiş olabilir mi?ya da cinayet sandığımız,diğerine uygulatılmış bir intihar olabilir mi?kendine kıymak isteyen biri ağaçtan ve ipten,silahtan ve kurşundan yardım aldığında eylem intiharken,bir insandan yardım alınca cinayet midir?
maktulenin kısa mektubu sözcüklerden oluşuyor,cümle olmamış sözcüklerden:"aşk ikimizin, ihanet ve suçluluk sadece benim,itiraf suçumun küçücük bir bölümünü temizledi,geri kalanı ise ancak böyle bitebilir,senden istediğim başkasıyla kirletmediğim bir yerimden seviş benimle ve sonr da akla günahımı kıpkırmızı kanımla,canım."
büyük bir hevesle, özene bezene yazdıktan sonra, zaman zaman onu okutabileceğiniz kimseler bulamamanızdan ötürü size acılar çektirebilen bir yazı türü.
hayat denilen şeyin(artık her neyse hayat işte o şey) en küçük parçalarından biri. insan denilen şeyin(insan nedir ki?) en küçük yapıtaşlarından biri.
bir nevi yaşantının atomu. zihnimizde bizle ilgili kalmış anılardan her biri." ben"i yapılandıran kurgu veya yaşanmış küçük hayat pınarları...
kiminde tutarlı olur bunlar kendi içlerinde, çelik gibi bir şey çıkar ortaya; sapasağlam yerinde dururlar. kimilerinde ordan burdan toplanmış, ilgisiz alakasız olur, çiğnemiş bir sakız çıkar ortaya; nereye çekersen oraya uzarlar.
bir öykü var sakladığın
bir öykü var ardında duran
bırak onu uyansın.
şimdi sen bir anı düğümü önümde
duvar cana uzanıp duran
taşlaşmış yükünle uyu yansın
çocuklarına,tarih hocalarının ilke,müzik hocalarının melodi,resim hocalarının doğa...... isimlerini koyduğu bi ülkede edebiyatçı olan annemin sahip olmama neden izin vermediğini anlayamadığım çok beğendiğim bir kız ismidir.
hayattır aşkla yoğurulmuş,1 kadın 1 erkek üzerine kurgulanmış. adem ve havva ile başlamış, yasak meyve ilhamı olmuş herkesin tatmak istediği.
aynı dili konuşmuş herkes bu öyküde havva ana aşk demiş, adem baba uğruna cenneti terk etmiş. böylece ekilmiş tohumu ebedi öykünün. insanlar türemiş kadın ve erkek, ruhlar birleşmiş ve bedenler yenileri için yek olmuş.
öykü, hep aynıymış aslında, dallanıp budaklanmadan, roman olmadan gelmiş, gelecek. bu öykü insan var olduğunca hiç bitmeyecek.
kolay sanılan, aslında çok çok zor olan tür. bazı öyküler kendiliğinden sonuca ulaşır ama bazıları vardır ki yazar, o mükemmel konuyu bulmuş olsa da henüz kurguda ustalaşmamış olduğu için harika bir öyküden üçüncü sınıf bir roman yaratır.
biraz göreceli olacak; fakat zannımca romandan kat ve kat zordur yazması. çünkü roman yazma tekniği vardır, kurguyu aynı bir mimar gibi uzun uzun planlayıp yazabilirsiniz. yeriniz de buna müsaittir. uzun öykü adamı sıkacağından daha yoğundur. anlatması gerekeni ve bazen yüzlerce sayfalık roman yazılabilecek bir konuyu bir kaç sayfada anlatmanız gerekir. bunu yaparken de romandaki gibi bir takım ögelere dikkat etmeniz gerekir;fakat temel olarak daha az kelimeyle daha çok şey anlatmanız gerektiği için zordur.
bir de minimal öyküler vardır ki onlar bambaşkadır. şahsımın yazıp yayınladığı bu öyküler içinse: