bu kadar geyik yeter, bu girimde ben biraz ciddi olayım. etrafımda öss sınavına girecek hayatının baharında insanları görüyorum. aynı yolları aşındırmış ve o günlerde yaşadıklarını birer birer not ederek, yıllar sonra bu notlara bakıp yorumlar ve tespitler çıkaran bir insan olarak, sınava 80 küsür gün kalmış şu günlerde gerçekten bu bilgileri bu kardeşlerimle paylaşmak istedim.
sevgili arkadaşım,
gireceğin sınav, hayatının bundan sonrasını tamamıyla etkileyecek bir sınavdır. bu doğru. ama sadece hayatının tamamını etkileyecek bir sınavdır, ölüm-kalım ya da varolma savaşı değil. hayatının bundan sonrasını olumlu ya da olumsuz etkilemesi, yine bu sınavdan sonra tamamen senin elinde olan birşeydir. bunu unutma. medyada orada burada, eleştiriyi sadece birşeye bok atmak olarak görenlerin "öss kaldırılmalı" çığlıklarına da prim verme. çünkü öğrenci seçme ve yerleştirme sistemi şu ülkede adam gibi işleyen birkaç şeyden biridir. hiç değilse en adaletlisidir. öss kalkınca zannediyormusun ki senin yanına gelecekler "hmm sen şu kadar yetenekli bir insansın, o halde seni şu okula yollayalım" diyecekler. türkiye'de yaşıyoruz. ilk sordukları "sağlam torpilli bi baban dayın falan var mı?" olacaktır. tatmin olmazlarsa "kaç paran var?" sorusuna geçilir. o yüzden bu sınav sisteminden nefret etme modasına uyma, bu ülkede gerçekten bileğinin hakkıyla birşeyler başarabileceğin birkaç sistemden birinde olduğun için sadece ve sadece kendine güven. bu sınav, gerçekte ortaöğretim boyunca ezber yapanlar, yalakalık ve torpille sınıf geçenler hatta okul birincisi olanları; gerçekten birşeyler öğrenmek için çabalamış ve bunu başarmışlardan ayırmak için eşsiz bir turnusol kağıdıdır. ve sen ortaöğretimde öğretilenleri gerçekten hakkıyla öğrenmiş, lise bitirme seviyesine hakkınla gelmişsen, bu sınavdan korkman için hiçbir sebep yok. çünkü bu sınavı, yorum yapma yeteneğinden yoksun bir bilgisayar değerlendiriyor. duygusallığa yer yok.
çok ders çalışmak verimli çalışmak değildir. bunu kafanın bir yerine yaz. en verimli ders çalışma yöntemi "isteyerek çalışmak"tır. o yüzden bu işin "günde şu kadar saat çalışçam"ı falan olmaz. "bugün şunları öğrenicem" i olur. tabiki daha önceki tempondan daha yoğun çalışmak zorundasın. ama isteksiz çalıştığın her satır dersin sana çok büyük zararı vardır. zira tamam ben burayı da çalıştım dersin, ama beynin orayı almaz. unutma ki beynin senin bildiğinden çok daha fazla işlem yapar saniyeler içinde. aklında birşey varsa, beyin "aman şimdi bu dersle uğraşamam, atıveriyim şu kenara" der. tecrübeyle sabittir. o yüzden bu dönemde kendini bol bol şımart. istediğini yap. aklın hiçbirşeyde kalmasın ki, o kitabın/notun başına oturduğunda "bugün baya eğlendim biraz da iş yapayım" desin o beyin. kendini şımartmak illa o çok beğendiğin ayakkabıyı almak, deli gibi para harcamak değildir. çok sevdiğin birine gidip birdenbire sarıl örneğin. kendini ruhen tatmin et. hoşlandığın bir yemeği ye. ama bunları yaparken de, kendini, "benim işim öss, onu daha iyi yapabilmek için kendime prim veriyorum" mantığına inandır.
bu şekilde çalıştıktan sonra, soruların ne kadar zor olacağı seni zerre kadar ilgilendirmez. çünkü öss de önemli olan kaç soru çözdüğün değil, kaç kişiden daha fazla soru çözdüğündür. çünkü kaç puan aldığın değil, kaçıncı olduğun önemli o salak bilgisayar için. ve sen de yeteri kadar öğrendiysen, yapabileceğin kadarını yaparsın. unutma ki, herkese aynı sorular soruluyor o sınavda. yani aynı noktadan başlıyorsun yarışa. oöbp falan biraz farkettirir sadece. unutma ki, sana sorulanların hepsini zamanında bildiğin için mezun olabildin o liseden. ayrıca fazla kasma, kapasiten kadar bir üniversiteye gir, kendi kapasitendeki insanlarla daha iyi bir eğitim göreceksin merak etme.
üniversite için kurduğun hayallere gelince; sevgili erkek arkadaşlar hiç heveslenmeyin üniversitede kızlar teklif etmiyor. üniversite sadece kendinizi geliştirmenize, kişiliğinizi bulmanıza yardımcı oluyor ortam olarak. ve muhakkak içlerinden birinin hoşlanacağı bir tip oluyorsunuz. bayan arkadaşlar, siz de böyle bir insan bulduğunuzda ona açılabilecek kadar kendine güvenen bir birey oluyorsunuz. zaten üniversitenin olayı biraz da bu, kendinizi geliştirmek kişiliğinizi bulmak. orda gösterilen derslerin (bazı bölümler hariç) hepsini evde kendi kendinize de öğrenebilirsiniz. ama kantin tozu yutmak bambaşka birşey. hayatınızda gerçekten arkadaş olabileceğiniz insanların önemli bölümüyle burada karşılaşacaksınız.
dediğim gibi öss ye hazırlanmak bir genç için en zorlu dönemlerden biridir. ama en güzel bölümlerden biri de budur. kazanamıycam, daha çok çalışmalıyım, hırss hırsss nidaları arasında kendinize ve eziyet çektirmenin inanın gerçekten ama gerçekten hiçbir artısı yok. kendinize yaptığınız eziyet yanınıza kar kalıcak. kendinizi biliyorsanız, ben bu sınavı kazanacak kapasitede bir insanım diyorsanız, emin olun kazanacaksınız, belki ilk seferde değil, ama ikincide hiç olmadı kesinlikle üçüncüde kazanacaksınız. eğer gerçekten kendinizden eminseniz. herkesi kandırabilirsiniz, kendinizi asla. oturup bunu düşünün, kapasitenizi yoklayın, neye ihtiyacınız olduğunu beyniniz size söyleyecektir merak etmeyin. o yüzden bu dönemi daha neşeli geçirin. bunun da bir artısı olmayacak. ama sonuç aynı olacaksa niye ıstırap çekesiniz ki. hiç değilse eğlenmiş olursunuz.
satırlarıma bir anektodla son vermek istiyorum, gerçekten başımdan geçen bir diyalogla.
şahsım yani heathcliff oöbp
*de okulun sondan ikincisi idi. ve
uludağ üniversitesi'ni kazandı. (oöbp sonuncusu da
marmara üniversitesi'ni kazandı, vay be okula bak diyorsunuz değil mi? hayır efendim, okumaya devam edin). oöbp de okulda iyi bir yerlerde olan şahsiyette yif
*i tutturdu. ve çıktı karşıma:
şahıs: ya eşşekler gibi çalıştım kazanamadım bu adam (heathcliff) nasıl kazandı anlayamadım.
heathcliff: eşşek gibi değil, insan gibi çalışsaydın kazanırdın arkadaşım. sen hiç üniversiteyi kazanan eşşek gördün mü?
hepinize başarılar.