"ilahi yarabbi , istediğini sağa , istediğini sola döndürürsün. istediğini günahkar , istediğini masum kılarsın. bir örttüm başımı , bir açtım. ben miydim bunu yapan yoksa sen miydin? istersin göğe çekersin , istersin yere çakarsın. kaç kat örtü serdin üstümüze sen bilirsin. saçım da senin , başım da senin ilahi. aşkım da senin , rüyalarım da ilahi. teslim al beni ilahi..."
her birimizin örtüleri var içinde , dışında. ve bu örtüler öyle gizli ve öyle açık ki , bazen görmek zor , bazen görmemek.. düşler görmek belki kimilerimiz için önemli değil , ama benim için hayatım boyunca önemli oldu. rüya görememek bir kahr , rüya görmek lütf. her rüya bir aleme sokar ki insanı , yaşayamayacağımız şeyler görürüz. rüya bir dünyaya sokar ki insanı , yaşamak istemesek de hisseder buluruz o anı gizlice.
nuriye akman son kitabı
örtü ile bir kez daha tabuları yıkıyor. başını açan bir kız , düşleri resimleyen bir ressam , hayatı boyunca ezilmiş bir genç birlikte çıkıyorlar örtülerini açmak için girift bir yolculuğa. kitap boyunca sosyal mesajlar yok. özellikle başörtülülerin yaşadığı dramlar kadar , zorla başı kapatılanların , ailesi tarafından zorla başı açtırılanların hikayesi var. özellikle üzerinde durulan tema "örtü" nün hiç kimseyi temizlemediği , hiç kimsenin örtünerek "sütten çıkmış" olmadığı gerçeği. resim ile mükemmel bağlantılar kurulmakla birlikte , hizbullah terörü'nün ve başörtüsü yasağının ard arda yaşandığı bir iklimin içine cinayetler silsilesi katılarak enterasan bir dünya yaratılmış. benim gördüğüm roman'da bir rüyanın yansımasından başka bir şey değildi...