eğer tiyatroya gitmek başkalarını ötekileştirip tüh kaka demeye yolaklık sağlıyorsa gözümde pek bir değer kazanan insan(lar)dır.
ha bir de hangi ülke de hangi şartlarda hangi kavgalarla yaşandığını untmaktır ki, daha da affedilmez.
tiyatro izlemek zaten hayatı seyri genişletip, ufka güzel anlamlar katmıyorsa/katamıyorsa gidilmesinde öyle büyük anlam yok demektir.çünkü şikayet edilen kişi de, aynı sert yargılarıyla aynı darlığı sergiler.
ee o zaman tiyatroyu özel kılan ne şimdi?!
dutluk mutluk hak getire editi: ne bu len başıma kalmış yine yeniden...
bildiğin ottur.
x insandır, y yapan insandır, z diyen insandır. ama insandır.
not: x, y, z değişkenleri yerine yazarlarda duygusal patlama yapacak kelimeler getirilip artı oy alınacak. şu an aklıma gelmedi.
anadolu'nun ücra köşelerinden birinde yaşayan ve yaşam alanından hiç çıkmayan bir insan için gayet normal karşılanan olay.
genellemek gerekirse
sanata pek meyli olmayan insandır.
bu insanların çoğu
sanatsal etkinlik olarak aksiyon ve korku filmlerinin korsan divx/dvd'lerini alıp evde izler, bir cd'ye doldurulmuş 250 mp3'lük cd'yi yazıcıoğlundan alıp arşiv yaptığını düşünür, bilgisyarla haşır neşir olan kısmı en yeni oyunları daima korsanından takip etmekte,
neden korsan diye sorulduğunda "kazıklamaya utanmıyolar mı milleti az bile" gibisinden cevaplar vermektedir.
muhabbet alanları sınırlıdır, erkek olanları futbol, bilgisayar, araba ve içki ekseninde fikir beyan edebilmektedir. kız olanı çok fena yerli dizi izler, gönlünde yatan bir tiyatro sevgisi mutlaka vardır fakat dizi çok caziptir ki hayatında tiyatro görmemiştir.
tiyatroyu birşeye benzetemeyip mankenlerin başrol oynadığı dizileri ayıla bayıla izleyendir.
bunca yıl gittiği okullarda öğretim almış fakat eğitim alamamış kişidir. kesinlikle suçlu değildir. eğer halkın çoğunluğu sinemaya gitmiyor olsaydı, kimse sinemaya gitmemenin yoksunluğunu da hissetmeyecekti. ya da bir dağ köyünde elektriksiz yaşan bir kişiye, televizyonun neye benzediğini nasıl anlatabilirsiniz ki?
tiyatro da öyle bir şeydir. nasıl kitap okumak eğer aile ve okul tarafından çocuğa aşılanmazsa, o çocuk hayatı boyunca kitap okumaz; (aklima
ibrahim üzülmez'in "kitap okumaktan nefret ediyorum" sözü geldi birden, hey gidi deli ibrahim) tiyatroya gitme alışkanlığı o kişiye kazandırılmazsa, o da kendini eksik hissetmez.
öte yandan tiyatroya elbette gidilmesi, görülmesi, dersler çıkarılıp bir şeyler öğrenilmesi gereken bir yer. gitmemek elbette eksiklik, kişinin düşünsel gelişimini ilerletmesi açısından bir noksanlıktır.
savunma mekanizmalarını çalıştırıp, ben insan değil miyim, vay sen bana bunu nasıl dersin demek yerine, imkanlar dahilindeyse (ki şehir ve devlet tiyatroları bilet fiyatları oldukça ucuzdur) bir bilet alıp gidip seyretmek daha pozitif ve anlamlı bir hareket olacaktır.
başlıkta tiyatroya gidememiş insan denilmediğine göre bilet fiyatı ya da bulunduğu yerde tiyatroya gitme olanağı fazla olmayan insanları burada tartışmamızın yerinde olmadığını düşünüyorum.
gidebilecek ortam ve paraya sahip olup da gitmeyenlere gelince; şimdi kalkıp bu insanları eleştirmek, vay öküz, dizi olsa izlersin değil mi demek kolay. gerçi eleştirenler de haklılar ama bir ülke düşünün, bu ülkenin eğitim sistemi içinde (yani en azından lise sonuna kadar) aristophanes, sophokles ya da brecht ile ilgili tek satır yok. bir ülke düşünün yalan söylediğine inanılan insana tiyatrocu musun mına koyım denilsin. ee ondan sonra ne bekleyecektik?
yok sen olabildiğince entellektüel eda ve kisveye bürünüp babadan miras sekiz silindirli cipine atla. gösteriyi hayranlıkla izle sonra aşk ve gözyaşlarıyla dakikalarca alkış tut. saatler sürecek dönüş yolunda da insanlığı kurtaran kahraman edasından sıyrılıp trafikte bilimum taksi ve dolmuşlara söv. ne sanatmış ama.
efendim tiyatro genelde soyutlama becerinden noksan dimağlara birşey sokabilmek için icad olunan bir mefhumdur. peki ya estetik yok mudur? vardır efendim. acak o da ülkemiz koşullarında zurnanın son deliğidir. aç karına estetik iyi gelmez. gidilemez mi? bir şekilde elbette gidilebilir ancak sürekli yarını konusunda kaygılar taşıyan insanlar için doğru mecra değildir.
sanat arıyorsan okunabilecek binlerce kitap var. hem estetik ve bilgiye erişimde daha az zahmetli ve efektiftir.
(void, 11.11.2007 18:56 ~ 18:59)
başlıkta bahsi geçen hiç gitmemiş insan biraz ütopik bir kişidir ancak hayatın türlü rengi var, olabilir. yaşam biçimi gereği gitme ihtimali çok düşük olan, yani hayatında öncelik vermesi zorunlu başka şeyler olan insanı tenzih edersek; imkanı olup da tercih etmeyen kişi de tiyatro biletlerinin "pahalı" olmasından dolayı değil böyle bir alışkanlığı olmadığından dolayı gitmiyordur. aslında açıklamam, "sigara içeceğine gitsin işte" değil. örneğin, oyunun arasında sigara içmeyeceksem ben de bir buruk olurum, sigaramı içeyim yani gittiğimde. sonuç olarak, tiyatroya vereceği o 2 saatte zevk alacağını düşünse dahi bir insan, hayatında böyle bir rengin sırıtacağını hisseder. düşünmez, hisseder yani. içinde böyle bir his olacağı için de tiyatroya gitmek aklına gelmez. bunun bir sebebi de tiyatronun popüler bir sanat dalı olmamasıdır. aslında belki de bir "sanat" dalı olmasıdır. bunu bilemiyorum.
(alik, 11.11.2007 19:38 ~ 19:41)
belki de hayatı tiyatro olmuş insandır bir ömür,aynı perdede
sefilleri oynamaktadır makyajsız,boş koltuklara karşı.
bir
göbeğini kaşıyan adam olarak, birkaç istisna dışında beni işaret ettiğini rahatlıkla söyleyebileceğim tariftir. tiyatroyla falan işim olmaz; ilkokulda zorla götürdükleri, o zamanlar komik gelen, kıkır kıkır güldüğümüz tiyatrolar hariç ciddi ciddi alakam yoktur bu mevzuyla. pijamamı giyer, koltuğa kurulur, göbeğimi hart hurt kaşıya kaşıya izlerim filmimi, dizimi. insanı rahatsız eden sıkıcı kıyafetlerle akşam vakti kalkıp, devlet tiyatrolarının bilmemne adlı oyununa gitmeye zahmet edeceğime, oturur, bir yandan cipsimi çerezimi yerken öte yandan
lost izlerim,
friends izlerim, ayaklarımı da uzatırım dilediğimce, kahkahamı da basarım. ohh mis gibi.
banane lan sanatın tinsel tınılarından? ayrıca
imgelem ne lan?
düz adam şeklinde bakınız verecek arkadaşlara şimdiden selam ederim.
hayattaki en keyif veren anlardan birini kaçırmış olan insan modelidir.
(ceyus, 11.11.2007 20:41)
tiyatroya seyirci toplamaya çalışıp aynı zmanda sevimsiz muhabbetler yaratmaya çalışan yazarların konu başlığı olan cümle.o zaman başka genellemeler yapalım hiç metal dinlememiş dinibütün yobaz insan,hiç gay pornosu izlemeyen mahalle delikanlısı,brütal vokal yapamayan kahrolası arabesk şarkıcıları, vsvsvsvsvs... insanlar illaki sizin tercih ettiğiniz şekilde kültürlü olacak ya da sosyal yaşamını düzenleyecek falan değil denmekki sevmiyor ya da tiyatro sever bi çevresi olmamış ki hayatında tiyatroya gitmemiş günümüzdeki tv dizilerine ve magazin programlarına bende gıcık gidiyorum ama alakaya maydonoz yazmayalım lütfen.
tiyaroya gidip katmerle kültürlendiğini zanneden insanların ezmek için kobay olarak kullandığı insanlardır. tiyatroya gitmeyle
tornadan çıkmış gibi pürüzsüz olunsa böyle bir şeye gerek duyarlarmıydı acaba? zamanında tiyatro yapmış ama hiç tiyatroya gitmemiş biri olarak soruyor ve imkanı olan varsa durmasın diyorum netekim.
(bkz:
bildiğin insan)
abuk subuk tespitler yapıp kendi gibi olmayanları aşağılayan zihniyetin ürünü olan bir tespittir, tespit derken sadece "insan" kelimesi nedeniyle tespit denebilecek bir cümledir.
gerçekte kimin neden tiyatroya gitmediğinin bir önemi yok, herkesin kendince haklı sebepleri muhakkak vardır, önemli olan tiyatro halka yeteri kadar benimsetilebiliyor mu? tiyatroyu halkın gözünde birkaç sanatçının yan gelip yatarak para kazandığı, devletin parasını yediği yer olmaktan çıkartabilecek neler yapılıyor?
türk halkı sanata duyarlıdır fakat herşey bir yere kadar, nereye kadar peki, manevi duygular ve ahlaki değerlere kadar, mesela vajinal monologlar gibi bir oyun için sanat adına .m hikayeleri anlatıyoruz, biz burada sanat yapıyoruz derseniz size "biz o sanatı her gün arkadaşlar arasında sıkça icra ediyoruz" derler, e durum böyle olunca rahat rahat çay sigara içilen kahvehane dururken kim tiyatroya gider?
sayısız sebebi olabilecek insandır. bir de farklı bir tanım yapacak olursak, oyunu bir kilo pirince satan vatandaşı bilinçsizlikle suçlarken, bir kilo pirincin bir oy kadar değerli olabileceği gerçeğini düşünemeyecek kadar halktan uzak olan kişilerin cahil olarak suçlayabileceği insandır.
2.dünya savaşı sonrası dağılmış olan almanya'da fırınlarla birlikte tiyatrolar açılırken, yetkili kişiler bunu şöyle açıklıyorlardı : 'yıkılan halkımızın psikolojik olarak da onarıma ihtiyacı var, sanatsız olmaz'
öte yandan : 'sanatsız kalmış bir milletin hayat damarlarından birisi kopmuş demektir' - m. kemal atatürk
amaaan, bırakın onu bunu da siz, yarın maç kaçta onu söyleyin, maçtan sonra da hatırla sevgilim başlıyor, tiyatro miyatro, sanat manat, milletin kafasını karıştırmayın.
tiyatroya gitmeme nedeni olarak "kamu binalarına yaklaşınca üzerine silah doğrultulması" ve "gözaltına alınırsa sağ çıkamaması" gibi boktan sebepler uydurmuş insandır. hani anladım "doğuda yaşıyorum, buraya pek fazla tiyatro gelmez" ya da "gelse de gidemiyorum çünkü param yok" gibisinden bir şey söylese anlayacağım ama, yok ölüm tehlikesiymiş, gözaltıymış, peeh..
(bkz:
@2008437)
bir de şöyle şeyler söylenmiş:
-sana ne lan yarraam ben göbeğimi kaşıyan, yirmi dört saat cnbce izleyen adamım.
yukarıda bakınız verdiğim giriyi okuyanlar zaten birazdan yazacaklarımla neyi kastettiğimi anlayacaklardır. ama okumayacaklar için bir çift lafım var.
karnın açsa eğer, sanat,
imgelem,
eğretileme... falan zaten umrunda olmaz. olamaz da. çünkü açken karnını doyurmaktan başka bir düşüncen veya bir uğraşın olmamaz. buraya kadar tamam mı? ama hem karnı tok olup hem de tiyatro, edebiyat, sinema gibi sanat dallarını yok saymak, bunlarla alay etmek, ''ben hayatı çözdüm olm. yemişim tiyatrosunu'' gibi beylik laflar etmek ve bir de bunları yaparken komiklik yapmaya çalışmak... afedersiniz ama denyonun önde gideni olmakla eş anlamlıdır.
neden ot gibi yaşadığınızı kabul etmiyorsunuz? mutsuzluğunuzu, yalnızlığınızı, üşengeçliğinizi... futbol maçlarından, lost'tan, heros'dan, kavak yelleri'nden, hatırla sevgili'den, kızlardan, erkeklerden başka üzerinde iki çift laf edebileceğiniz hiçbir şey olmadığını neden kabul etmiyorsunuz. oturmaktan, tıkınmaktan, yediklerinizin artığına dönüşmüşlüğünüzden neden bahsetmiyorsunuz hiç?
standart adamlarsınız hepiniz. ve öyle de kalacaksınız korkarım. zaten sizden yapmanızı beklenen de bu. üzülmeyin bu yüzden.
aralarında benimde bulunduğum güruhtur, bide bunlar standard olurlar.kavak yelleri, lost favori dizileri, en büyük hobileri futbol maçlarıdır.fiziki özellikleri farklılık göstersede tiyatroya giden insanlardan ilk bakışta ayırdetmek zordur haaa tabi tiyatrodan çıkmayan elit, farklı, özgün insanlar tarafından rahatlıkla ayrılırlar.bunlarla yani bizle iletişime geçmek için biraz muhabbeti dinlemek yeterlidir, zaten hepi topu 1 saat farklı konulardan konuşabilen bi gruptur.15inin entekllektüel seviyesini toplasan bi tane tiyatro izlemiş insan kadar etmezler ne konuşabilirler ki başka futbol, kavak yelleri, kızlar, erkekler.çok malız biz canım muhattap alınmaya değmeyiz.bi nevi ibne gibi puşt gibi bişey kısaca ot diyelim en iyisi...
çok şey kaybeden fakat farkında olmayan insandır. halbuki her hafta düzenli olarak tiyatroya gitse hayatın anlamını çözebileceği gibi yeknesaklığın yokedici girdabından kendini kurtarabilme imkanına da kavuşacaktır. artık lost, hatırla sevgili, kavak yelleri (bu ikisi ne ara dahil oldu, bilmiyorum) tarzında niteliksiz dizilerden yakasını kurtarıp geleceğe güvenle bakabilecek, ot gibi yaşadığı hayatına çok derin anlamlar yükleyebilecektir. tiyatronun düşgücüne kattığı zenginlik onun üşengeçliğini, mutsuzluğunu ve yalnızlığını alıp götürecek, bir kuş kadar hafifleyecektir bedeni.
bu vakitten sonra, bir miktar gerçeklik payı barındıran fakat hafif ironiyle cilalanmış girileri seçebilme kabiliyetini de yeterli seviyeye ulaştırmış olacaktır herhalde.
yazıktır, acınasıdır, gereksizdir.