yanlıştır. doğru olan, her
aşkın genlerinin farklı olduğudur. biten bir aşkın etkisi geçtikten sonra, yeni aşkın en güçlü olduğu sanılır. eski aşkın acıları, güçlü duyguları, gözyaşları silinmiştir çünkü. kimi aşk eskisinin izini silemez, kimisi, “daha öncekiler de his miymiş bunun yanında” dedirtir.
geçmişe takılmayan bünyeler için hep "en sonuncusu" ilk aşktır. geçmişle sarmalanan, hüzünle dans eden bünyeler için ise, hep "bir önceki" aşk, en iyisidir. ömrünce, şans eseri bir tane düzgün ilişki yaşamış, bir daha da karşısına doğru dürüst biri çıkmamış kişi için ise, o ilişki, hep tek aşktır. zorunlu olarak.
yıllar sonra, bütün aşkların etkisi eşit olarak geçtiğinde, insanın aklına hep tek bir kişinin geldiği, özlendiği söylenir. bu bir bakıma doğrudur, "sanırım elimde tutmam gereken kişi o'ydu, şu son demlerimde en iyi o eşlik ederdi bana..." düşüncesinin doğurduğu bir özlemdir bu. tutkunun, aşkın doğurduğu bir özlem değil. sağduyu, mantık ve yorgun bir ruh konuşmaktadır, özlemektedir. yoksa en deli çağlarda, kayar, uçar, gider gönül...birini çok sevdiğini sanır, daha sevdiği insana noktayı bile koyamadan, başka birisine aşık olur. bazen iki kişiyi birden sever, hangisinin gerçek aşk olduğuna karar veremez, seçim yapamaz. bazen sıkıldığını hisseder, ama vazgeçemez, onsuz bir hayat düşünemez. “aşk mı alışkanlık mı bu?” diye yer bitirir kendini.
bütün bunlar, yaşanan her aşkın farklı genlere sahip olduğunu kanıtlar bize. hormon olarak biri diğerinden belirgin olarak eksik veya fazla değildir aslında. yıllar sonra akılda kalan kişi, en fırtınalı, en olaylı ilişkimiz değil, en huzur veren ve çok da fırtınalar koparmamış, ama o dönemde mutlu etmiş bir ilişkimiz olabilir pekala.
(bkz:
artık hiç aşık olamayacağına inanmak/@2037762)