kimi kültürlerde cenazeyi gömme, denize atma vs. yerine yapılan şey. ölü yakıldıktan sonra külleri vasiyete göre istenilen yere dökülür. budizm'de, antik yunan-roma'da, kimi hristiyanlık mezheplerinde vardır. hindistan'da, japonya'da gömmeden daha yaygındır. leyla gencer'in ölümünden sonra merak etmiştim halkımızın bu olaya bakışı nasıl diye, bir kaç haber sitesi gezdim, ortalama görüşü yansıtan hürriyet'ten yorumları paylaşıyorum:
"o külleri denize dökerken mideleri hiç bulanmamışmı. "
"gazetem yokki manşet atsam bu haber için. burası ganj nehri değil istanbul boğazı desem. (kırmızı puntolarla) "
"sanatan cok şey anlamış ama islamiyetten hiç bir şey anlamamış yazık olmuş allah af etsin..."
"bu ne yaw yakılmak çağ dışı bir olay değil mi mangalda kül bırakmayan külcü arkadaşlar. güzelim boğazıda pislettiler. bu olayı kınıyorum. allah tan müslümanız."
"ya kardeşim müslüman mahallesinde salyangoz satmaksa işte ancak buma denir. "
arada da yapmayın etmeyin gibi yorumlar da var ama sesleri fazla duyulmuyor.
bugün haberlerde adını gerçekten ilk defa duyduğum bi sanatçının, adı galiba leyla gencer'di emin değilim, vasiyetinin cesedinin yakılıp istanbul boğazına atılmak olduğunu gördüm ve vasiyeti yerine getirildi. bi insan niye böyle birşey ister diye düşündüm. geri kalanları niye kendisinden mahrum eder? yaa dini olarak nasıl olucak? vs....
bi türlü mantıklı bi cevap bulamadım... sadece bencillik olarak düşündüm. allah sana bu kadar güzel bi emanet olarak vücudunu veriyo ve son onu yakıyosun... organlarını bağışla ondan sonra yak bari... bi faydan olsun... sanatçı duyarlılığı göremiyoruz...
ayy tövbe ya ölmüş insanın arkasından.... genel olarak söyledim bunları... allah rahmet eylesin tabii.
"toprağı bol olsun." demenin yalan olduğu andır. toprak moprak yok ki ortada... "cayır cayır yansın. külü bol olsun. iyi uçsun." gibi iyi niyet sözleriyle mi uğurlanmalıdır bilemedim.
amerikan filmlerinden öğrendim ilk ben bunu.böcek korkum olduğundan isterim diye tutturdum hani böcekler beni yiyeceğine ya da tıp öğrencileri beni mıncıklayacağına* yanayım kül olayım, sonra açıklıklara savrulayım dedim.
ancak duruma bakınca öldükten sonra ''sigerim baane fücudumdan'' ya da ''topraktan geldik toprağa gidecez'' öğretisiyle yetiştiğimden daha sonraları beni yiyen böcekler, toprağı beslemek ordan çiçek olmak ordan ineğe geçmek ordan süt olmak ordan bir çocuğun ''sen''i içmesi daha cazip geliyor.toprağa katkımız olsun gibi geliyor bana yoksa şüphen mi var?
mezarlıklarda yer sıkıntısının yaşandığı şu günlerde, ölüyle bir kez de bizim öldüğümüz anlamsız cenaze merasimlerini ortadan kaldıracak iyi bir çözüm gibi.
*doğaya salınan ölünün külü çevreye zarar vermez. kül en steril maddelerden biridir. zira sabun yanan hayvanın yağının kül ile karışması sonucu bulunmuştur. eski insanlar kül ile temizlenmişlerdir. bu olaya çevreye zararlı diye tepki gösteren insanların küresel ısınmaya, boğaz'da bulunan plastik rezervine, neredeyse bakkala bile jiple giden insanlara birşey demeyişine şaşmamalı, bunları düşünmek için biraz da olsa zeka gerekir.
kültürümüz itibariyle çoğunlukla ölüyü gömmek ile karşılaştırılan eylem. her iki durumun belli avantajlarından bahsedilebilir. ölüyü yakmak maliyeti daha düşük bir eylem olması ve yer sıkıntısı itibariyle olumlu görünmekte. öte yandan doğal döngüye dahil olma anlamında toprağa karışmak da bir o kadar anlamlı. ölü yakma eylemine bir eleştiri de yerinizin yurdunuzun belli olmaması(kül savrulma da varsa) ve sevdiklerinizin kabrinizi ziyaret edememesi gösterilir. tabi bazı durumlarda vefat etmiş kişinin küllerini salonunda(tercihen şömine üstü) muhafaza edenler vardır. krematoryum dediğimiz ölü yakılan yerlerin birçoğunda yakılan ölülerin küllerinin muhafaza edildiği raflar bulunmakta ve yerden tasarruf edilmektedir. bu durum düşünüldüğünde savrulma olmadığı müddetçe bahsi geçen manevi ilişkiyi cismen de kurmanın imkanı mevcuttur. benim şahsi görüşüm ise böyle bir manevi ilişki için cismi bir gerekliliğin olmadığı yönündedir. bu durumda aslında ölünün nerede olduğunun bir önemi yoktur. ölüyü gömmek açısından mevzu toprağa karışmak ise kabir ya da mezarlığa ihtiyaç yoktur, varsın sevdiklerim beni ziyaret etmesindir. zaten ben doğaya karışmış ve her yerdeyimdir bir nevi. bu durumda yer alternatiflerim de çoğalır ve bu maddi dünyadan ayrılırken sevenlerime ya da kendime bir maddi külfet daha çıkarmamış olurum. toprağa karışacağım derken mezarlık mafyasına malzeme olup, kendini bir nevi putlaştırmanın alemi yoktur zannımca.
topraktaki ayrıştırma işlemleriyle dünyaya tekrar kazandırılabilecek kaynağın yakılarak ziyan edilmesidir. oksijenle yakıyorsunuz güzelim bedeni, enerji havaya gidip bir de entropiyi arttırıyor. kül de pek bir işe yaramıyordur herhalde...
hangi kültürün hangi dinin?
anlamıyorum.
bir insana saygısızlıktır.bunu islam inancına göre değil insanlıkca düşünüyorum.
bir zamanlar doğmuş,yaşamış birini tamamen hiçe saymak.
edindiği çevresine,ailesine kendi adına bir iz bırakmamak.
gömülü bile olsa,bir toprağın altında eriyip çürüse de onun orda cismiyle yer ettiğini bilip yaşadığının kanıtını görmek bile huzur verir sanki sevenlerine.
çaput parçası muamelesi yapıp , yakmak gibi korkunçluk hangi kültürün ise anlayış gösterisi yapamıyorum.
insana saygının ne olduğunu herhangi bir itüsözlük kullanıcısından öğrenmemek lazım sanki. iz bırakmak, maneviyat denmiş. kimse istemediği halde zorla yakılmıyor. eğer öldükten sonra yakılmak istiyorsam kendime çaput muamelesi yapıyorum anlaşılan. yok vasiyetimi siktir edip gömerlerse insana saygı giriyor devreye. insanlıktan nasibimi almadığım için yaşarken bilemedim tabii. eşref abi'nin sadesi 300, işlemelisi 500 liraya yaptığı mermer taşa bayramdan bayrama su dökmek çok büyük manevi katkı, huzur kaynağı çünkü. maneviyat istiyorsan illa yakmak, serpmek, şömine üstü kadar kral ritüel, manevi mastürbasyon yok ona bakarsan, ki şömine üstü de olmasın, iki dakka rahat bırak ölüyü.
budistler tarafından da yapılan eylem. genelde ahiret inancı olmayan insanlar tarafından yapılır. çevreyi falan da kirletmez, bazıları bir yere dökmez, saklarlar külleri, bu da bir gelenektir.
gittiği yerin toprağını almak, gömülen insanın gömüldüğü toprağı almak gibi bir şeydir bu.
genelde yakıldığı zaman insanlar, külleri deniz, nehir gibi akıcı mekanlara dökerler. bunun temel mantığı, nehir, deniz sularının hiçbir zaman hiçbir yere gitmemesi, hep bir dönüşüm içinde olmasıdır. doğayla bir olsun diye falan yapılan bir şeydir.
buram buram samimiyetsizlik, bencillik, maddecilik kokan bir eylem. yazık değil mi arkada kalanlara, sevenlere. karısını, atını, parasını da gömmek lazım. başka seven varsa onlara da yer açılır tabii. kefene cep dikilir.
ölüyü yakmak sanılanın aksine çevre dostu bir geri dönüşüm metodu değildir. bir ölüyü doğaya geri döndürmenin en iyi yolu onu açıkta bırakarak leşinin diğer canlılarca yenmesini beklemek, daha sonra kalan parçaları da çürükçüllere bırakmaktır. bir ölüyü gömdüğünüz zaman doğaya geri dönme süresini uzatırsınız. ölüyü yaktığınız zaman da açığa çıkan zehirli gazlardan dolayı (özellikle de eğer cesedin kemiklerinde platin, dişlerinde dolgu* gibi portezler varsa varsa) atmosfere zarar verirsiniz.
bir cesedi kısa sürede doğaya geri döndürmenin en etkili yollarından biri, onu sıvı nitrojenle tamamen dondurarak parçalamaktır. anında toz haline getirilen ceset böylece mükemmel bir gübreye dönüşür ve doğaya daha kısa bir sürede basit organik ve inorganik moleküller olarak geri döner.
bir ölüyü nitrojenle dondurmanın maliyeti, krematoryumda doğal gaz kullanarak yakmaya göre çok daha düşüktür.
fakat inançlarımız ve duygularımız gereği ölülerimizden bir an önce kurtulmak değil, onları uzun süre hatırlayabileceğimiz şekilde anıtlaştırmak isteriz. başlarına mezar taşı dikip ziyaretlerine gitmemiz de bu yüzdendir. zaten yıllarca kendisine hizmet etmiş bedenin görevini tamamladıktan sonra ekstrem metodlar kullanılarak yok edilmesini kim ister? bu koşullar altında en doğal ve en insaflı ölü geridönüştürme metodu toprağa gömmek gibi görünmektedir.
eski afrika kabilelerinde istenilmeyen durumdur. hanımın ocakta insanı fazla tuması ile oluşur. ölünün dibinin tutması deyimi de buradan gelmektedir. közde yanan etin kanser yaptığı da söylenmekte. az pişmiş kan yapar ayrıca...
evde yakacak bir şey yokken yapılması dinlere göre mübah olan eylem.
edit: bu kanıya nerden vardım? ortaokulda din dersi hocamız; eğer çölde susuzluktan ölecek durumdaysanız şarap içerseniz günah olmaz demişti. ordan kurdum bağlantıyı. şimdi mesela ben rejkjavik'te bir türk'üm. hadi diyelim müslümanım da. açlıktan ölcem param yok. o bilmem ne enerjisini bağlatacak param da olmadığı için, evimde sadece soba var ama odun kömür de alamıyorum parasızlıktan. işte ben bu durumda, 2 blok ötedeki evin yeni ölmüş şahsını alır sobama atarım. bir güzel ısınır, üstünde kestane de pişiririm.