böyle bişey olduğu takdirde dünyanın çok kısa bi sürede bokunun çıkacağı düşünülürse, bulunulsa bile kullanımına büyük olasılıkla izin verilmeyecek bir hayal.
iyi ki yok öyle bir şey. hayal etmesi bile, çıkacak kaosun ne kadar korkunç olduğunu insana gösterebiliyor.
ölmeyen insanlarla dolu bir dünyada sürekli yeni doğanlarla birlikte adım atacak yerin kalmadığı, hastalıkların kol gezdiği, açlığın ve sürünmenin hat safhaya ulaştığı bir can pazarına dönerdik. istersek 500 katlı gökdelenler dikelim gene de bunun sonu gelmezdi.
haydi bütün bunları hallettik desek, psikolojik kısmı her halde çılgınca olurdu. hayatı boyunca yediği darbeler hep aklına gelecek, 200 yıl önce ayrıldığı eşiyle tekrar karşılaşınca o günleri hatırlayıp yine göçecek, sevinçler de tabi hatırlancak ama üzüntülerin elinden hiç kurtulunmayacaktı.
oyunlarda "godmode" diye anılır.
1. beleşe bölüm geçip "eheh kolay oyun yaaauuwww* 1 oturuşta bitirdim" demek isteyen lamerler
veya
2. bitirdiği oyundaki her ayrıntıyı bulma hevesindeki öz hakiki anadolu oyuncuları*
tarafından olmak üzere iki tip insan tarafından kullanılır. painkiller'daki secret place olayı için az mı kastık, son bölümdeki 6 secretı hala bulamadık ya ona yanarım. yiğit özgür'den bu konu ile ilgili de bir fetva alalım;
- hocam oyunlarda hile yapmak günah mı?
- god mode şirke girer, diğerleri caizdir.
bir rivayete göre rus bilim adamları bu sırrı bulmuş fakat dünya düzenini bozmamak için açıklamıyorlarmış.
işin ilginci ben buna ergenlik yıllarımda uzun yıllar inanmış ve buna inanmıyanı komünizm düşmanı ilan etmiştim. vay anasını şu ölümlü dünya insanı ne kadar değiştiriyor.
dünyayı daha da yaşanmaz hale getirecek olan kavram. zaten şu dünyada bir ölüm korkusu var insanları biraz olsun dizginleyen, onların fütursuzca davranmaktan alıkoyan, onu da yok sayarsak herkese bir başıboşluk, bir kendini bilmezlik, bir bana dokunmayan yılan bi yaşasıncılık hakim olacaktır. kontrolsüz güç, güç değildir, ölüm korkusu otokontroldür. carttır, curttur...
-abi yavaş gitsek biraz...
-sittiret be olum, sonunda ölüm yok ya...
-harbi lan, ölüm yok, az votka var... nereye koydun abi votkayı?
-torpidoda olucaktı bi tane, koymuştum 150 yıl önce...
eski inanışlara göre bitkiler, insanlarla yaratıcı arasında aracılık görevi yapar; çoğu kez de ölümsüzlük bahşederdi..
* * *
i.ö. 2000'den önce sümerler'den kalan gılgamış destanı'nda, utnapiştim, dünyanın sonunda, nehirlerin denize döküldüğe yere henüz varmış olan kahramana şöyle der;
"gılgamış, yorgun argın buraya vardın..ne vereyim sana ülkene dönebilesin diye? sana açıklayacağım şey gizlidir..bir bitkidir..dikenleri tıpkı gül gibi eline batacaktır..ellerin tutarsa bu bitkiden, genç bir adam olacaksın yeniden.."
ölümsüzlük ütopyasını düşünecek olursak;
eğer dünyada hiç kimse ölmeden- yani ölümsülük halinde - bu nüfus artış hızı devam etse; bir yılda ulaşılan yetmiş milyonluk artışa üç haftada ulaşılır. bu da üç yıl içinde 10 milyar dünyalıya ulaşmak demektir. bir de bu durumda, bundan yarım asır sonrasını düşünün. katlanarak artan yüzmilyarlarca insan çığı. eğer ölümsüzlükten kasıt insanın kendi eceli ile yatağında ölmesi ise; bu ütopik olarak elde edilse dahi nüfus çığının zorunlu sonucu olarak, insan insanın mecaz anlamda değil; gerçekten kurdu olur. zaten şu haliyle paylaşamadığımız dünyada, insanlar hamamböcekleri gibi birbirini öldürürdü. dünyada servetlerini, iktidarlarını ve ölümsüz yaşamlarını kendilerinden alabilecek olan potansiyel düşmanlara - halka- karşı daha acımasız olurdu egemenler, zenginler. kalın duvarlar örerleridi aralarına. bir de alt tabakaları düşünün. onlar için zaten anlamsız ve çekilmez olan dünyevi hayat hem dünyevi hem de uhrevi bir cehennem olurdu. bu çekilmez dünyadan kurtulmak için intiharlar artar, anarşi çıkardı. herkes birbirinin azraili olurdu. kısaca ölümsüzlük ütopyası bile sonu çıkmaza giden bir sokak; düşünmesi bile can sıkıcı. insan tabi ki uzun yaşamak ister ama ölümsüz olmak; düşündüm de kalsın.
reel anlamda ölümsüzlük olmasa da, aslında başka bir bakış açısında var olan bişeydir. canlı birgün yaşam fonksiyonlarını yitirip göçse de, genleri ondan sonra gelecek olan nesilin içinde yaşayacaktır. belki yaşam yeniden hissedilmez ama sizden bir parça başka bir bedende can bulur...ölümsüz olmanın tek yolu budur. (bkz: üremek)
bulunmadığı ya da olmadığı asla kanıtlanamayacak olandır. eskiden şöyle bir komplo teorim vardı (ne eskideni lan, daha geçen gün arkadaşına anlatıyordun).
aslında ölümsüzlüğün 1900lerin başında bulunduğu ve sürekli artan dünya nüfusunu düşürmek için dünya savaşlarının bu kişiler tarafından çıkarıldığını, bu kişilerin şu an küresel ısınmanın olabilmesi için ellerinden geleni yaptıklarını, çünkü bu sayede dünya üzerinde çok az insan kalacağı ve dünyanın yeniden yaşanabilir bir yer olacağını (sonuçta dünya tarihine baktığımızda küresel ısınma sonucu gelen kıyametler birer resetlemedir), dünyanın, g.bushun, ingilterenin, amerikanın vesayrenin bu heriflerin içinde bulunduğu örgüt tarafından yönetildiğini.... vs. vs. düşünürdüm..
evet hala da düşünüyorum. çünkü öbür dünya yok. bizler evrimleştiği için düşünebilen hayvanlarız. bu yetiyi bize tanrı denen kavram bahşetmedi, biz kazandık ve öldükten sonra da çürüyecek. o yüzden tek kurtuluş ölmemekte. falan feşmek vesayre işte. yani bildiğin dinsiz imansız düşünceler işte. (hacı olan babaannem duysa "puu" derdi yüzüme)
öncelikle olaya dinsel açıdan bakarsak kapı gibi ayet var: “her canlı ölümü tadacaktır. ve ancak kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir...” al-i imran suresi: 185 (kaynak diyanet)
öte yandan (yine dinle ilgili olarak) ruhun ölümsüzlüğü gibi bir durumda söz konusu. bilimsel açıdan ruhun varlığının kabul edilebilirliği üzerine fi tarihinde bir yazı okumuştum ki, ölümden hemen önce beden hala çalışır durumdayken hemen sonrasında bedenden maddesel hiçbirşey ayrılmadığı halde bedenin işlevselliğini - yada canlılığını diyelim - yitirmesine sebep olan şeyin ruhun bedenden ayrılması olarak açıklıyordu.
yani ruhu bedenden ayırabilir ve hala dünyada tutmayı becerebilirseniz, misal beden yerine geçen bir makine gibi, her ne kadar ütopya yada bilim kurgunun ışık hızında gideni gibi görünse de sanırım ölümsüzlüğü yakalayabilirsiniz.**
not: son anda aklıma geldi, işin sosyal ve psikolojik yönleri için çok güzel bir örnek var. thomas disch'in kobaylar kampı kitabı.
notun notu: kitap bilimkurgu kategorisinde ama ağır bir şekilde avrupa sanat tarihi işlenir demedi demeyin.
manevi olarak kavuşulabilcek mertebe. ya çok sevilmelisiniz, ya büyük bir kitlenin nefretini kazanmalısınız ya da birşeyler bırakmalısnız altında adınız yazan...
günümüz dünyasında bir insanın başına gelebilecek en talihsiz durumlardan biridir.
durumun vehametini anlamak için bir ölümsüzün yüzleşeceği ve kaçınılmaz olan bazı dehşet verici olayları gözden geçirmek yeterli olur;
bir kaç yıl sonra iyice hissedilecek olan kullanılabilir su kaynaklarındaki eksilmeye şahit olmak, küresel ısınmanın alıp başını gitmesi sonucu cehennem gibi bir dünyada yaşamak zorunda kalmak, daha daha ileriki zamanlarda çıkacak olan nükleer bir savaşta fantastik miktarlarda radyasyona maruz kalıp altı gözlü çocukların babası/annesi olmak, ölümsüzlüğün ödenmesi gereken bedellerinden sadece bazılarıdır.
sevdiceğin koynunda geçirilen sonu olmayan bir ömrün hayali ise bu gidişle sadece kitaplarda yada şarkılarda kalacağından herhangi bir kazanç gibi de görünmemektedir ölememek.
kısacası, allah korusundur.
günün birinde, bu özelliğe sahip bir insansanız mutlaka keşfedileceksinizdir. yüzyıllar geçse de keşfedilir.
sonra bütün devletlerin casusları alıp sizi kaçırır, oranıza buranıza bir şeyler sokup sizi konuştururlar ve siz hala canlısınız! kafanız uçmadığı sürece canlısınız hem de. nasıl olsa 50 sene sonra da olsa o kol bacak kaynar, o felci iyileştirecek teknoloji bulunur.