belki ilginizi çeker
  1. · her canlı ölümü tadacaktır
  2. · ölüm
gündem
  1. · 25 kasım 2009 manchester united beşiktaş maçı
  2. · kız arkadaşı behlül ve sawyer la yatakta basmak
  3. · aşk ı memnu
  4. · bittikten sonra insanı mal gibi bırakan filmler
  5. · ibrahim üzülmez
  6. · darwin i bitiren balık
  7. · nurcuların hoşuna giden şeyler
  8. · tatile gitmeden önce ampulü söndürün
  9. · friedrich wilhelm nietzsche

ölüm ve ölümlü olayların sıradanlaşması  

  1. "ayva sarı, nar kırmızı, sonbahar!
    her yıl biraz daha benimsediğim.
    ne dönüp duruyor havada kuşlar?
    nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
    bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar "

    tastamam bir ömür sürüyor ölmek, ne eksiği kalıyor ardında ne zerre kadar fazlası.
    yollar hep onun sokağında kesişiyor herkesle, tanıdıklarımla, tanımakta olduklarımla, hiç tanıyamayacak olduklarımla.
    bazen buruk bazen yalan anmalarla hatırlatıyor her ölüm kendini.
    adaletsizliği yok, her kese bir ömürlük konuk oluyor.
    ne ısrar dinliyor ne de hoşnutsuz ev sahibinin yüzüne aldırış ediyor.
    sakin, vakur, asil, kendini hiç düşürmeden bekliyor kendisine yürüyen zamandan adımları.
    saatlere düşman olanlar biliyorum, her doğan güne nefretini boşaltanlar, kırmak istedikleri aynaların karşısında oturup ağlayanlar, avuçlarının içindeki çizgilerin karaladığı yüzlerinden utananlar.

    "ne yardan geçilir, ne serden;
    korkuyorum bu gecelerden.
    bel bağladığım tepelerden
    gün doğmayabilir bir daha"

    ben ölümü ilk, tek kanal televizyonun verdiği haberlerin sonu olarak öğrenmiştim. siyah beyaz fotoğraflardaki yaşlı kadın veya erkeklerdi ölüm ve hemen ardından okunan spor bülteni ve esen kalınması istenen yarınlar arasına sıkışmış bir bilinmezin adıydı.

    "sala verildiğine göre camii kebir minaresinde
    günlerden cuma olmadığı halde
    muhakkak ölü var mahallede"

    sonra mahalle camii salalarının ardından okunan isimlere dönüştü ölüm, ilk okulu bitirmek üzere olduğum zamanlardı. her salanın sonunda annem ve babamın okunan ismi duymak için boğuk hoparlör sesine pür dikkat olmasından anladım ölümün merak edilecek kadar bir şey olduğunu.

    "şu geçeni durdursam çekip de eteğinden
    soruversem haberin var mı öleceğinden?"

    orta okulun ortasında olduğum bir günün sonu okuldan eve geldiğimde yoktu annem evde. eve girmemden hemen sonra komşu annem çaldı kapıyı, belli ki annemin nerede olduğunu söylemek görevi verilmişti ona, "anneannen merdivenlerden düşmüş devlet hastanesine kaldırmışlar annen oraya gitti, istiyorsan sen de git" dedi. bu kadar pürüzsüz ve net mi söyledi bilmiyorum ama tüm anlamam gerekenin bu olduğunda şüphem yok. oyun oynadığımız yerlere çok yakındı devletin hastanesi, ara sıra gelen çok sesli ambulanslarını seyrederdik oyun aralarında, hemen çıktım evden. koşa koşa gittim hastaneye. acele etmem gerektiğini söyleyen bir ezber vardı içimde. "birinin başına bir şey gelince acele edilir" falan gibi bir şey söylüyordu. okul kıyafetlerimi çıkarmamıştım. ilk baharın son günleriydi zannediyorum, al al olmuştu yanaklarım. annemi buldum araya araya. annemin kıpkırmızı olmuştu gözleri, sarıldı beni görünce, gözlerinin sesi ağzına düştü ağlıyordu. anneannem belli ki kritik bir haldeydi, işte ölüm bir daha çıkmıştı karşıma, ama bu defa televizyonların, minarelerin, başkalarının gerçeği değildi yalnızca annem vardı karşımda ve kan çanağı olmuştu gözleri. ölümün bir kaybetmek olduğunu düşündürmüştü bana annem o gün. daha önce annemin küçük erkek kardeşi ölmüştü ve o zaman da kaybetmenin alevi tutuşturmuştu canlarını anneanemin başını aldığı aile üyelerinin, ne çok ağlamışlardı. ilk o zaman korkmuşum ben ölümden ama bunu annemin, anneannem için kızaran gözlerine baktığımda fark etmiştim. ne haindi ölüm, ne canlar yakıyordu, alıyordu sevdiklerini insanların, buruşturup savuruveriyordu bi taraflara. anneannemin yanından çıkan doktorlar artık pek fazla bir şeyin yapılamayacağını söylüyorlardı. allah' tan umut kesilmezdi ama yine de. zannediyorum yine ilk o devlet hastanesinde allah ve ölüm arasında çok önemli bir ilişki olduğunu fark etmiştim. umut edilecek bir hal vardı ve umudun sahibi allah'tı, ölümde oralarda bir yerlerdeydi işte. o gün yalnız döndük eve ertesi gün anneannemin naşıyla. ben daha o zamandan pek üzülmemeye başladım ölümlere oysa annem mahvolmuştu. gerçi onun da acısı her gün bir dağ aştı; o da alıştı.

    "bas bas paraları leylaya
    bi daha mı gelicez dünyaya"

    lise yıllarında benim olduğum muhitlerde olmadı ölüm. zaten en güzeli yaşamak değil miydi? ölüme en meraksız zamanlarım onlardı. aklına gelmesin, unut; cehalet, en büyük mutluluk

    "neylersin ölüm her kesin başında
    uyudun uyanamadın olacak"

    üniversite ortalarıydı, bu sefer ölüm babaannem tarafından esti. uzun zamandır hastaydı ve hastalık ölüm limanına demirleyivermişti. bu ölümün çok fazla detayı olmadı bende, zaten pek üzülemiyordum ölümlere. ama yine de ufak da olsa bir anısı var.
    babam ameliyat olmuş hastanede yatıyordu; babaannem öldüğünde, hasta yatağından kalkıp annesinin defnedilmesine katılamamıştı, onun yerine ben inmiştim kabre, babaannemi ben indirmiştim kabrine ve sonra uzanan elleri tutup çıkmıştım mezarın içinden.
    o gün fark etmiştim kürekler hep aceleyle çalışır ölülerin üzerine toprak atarken sanki küreği her eline alan kendine toprak atar gibi olur ve hızlı hızlı atıp sırasını savmaya çalışır.
    babaannemi defnettikten sonra babamın yanına gittik annemle. annemle babam, küçüklüğümden beri kullandıkları yine benim anlamakta çok geç kaldığım, sanki gizli bir dille anlaşıverdiler birbirleriyle -anne babaların bildiği bir dil var sanki çocuklarının aklının yetmediği-.
    babam, bir de "ne yaptınız" diye bana baktı; konuşmak istemiyordu ya da konuşamıyordu, anlayamadım. anlattım kısaca babamın hoşuna gideceğini tahmin ettiğim cümlelerle, "onu aratmadığımı, kabre girdiğimi, toprak attığımı" falan söyledim; başı onaylar sallandı ancak parmağı ile hastane nevresiminin sökük yerini daha da genişletirken gözlerini hiç benden tarafa çevirmiyordu. bilirdim babamı ağlamak istemezdi karşımda; sudan bir bahane bulup kaçmayı akıl edecek yaştaydım, annemi babamın yanında bırakıp kaçtım.

    "uzayacağa benzer tutuştuğumuz lades
    ölüm sen beni aldatamazsın aklımda"

    daha sonra hüznünü bile yaşayamadığım haberini geç alıp üzülmek için geç kaldığım bir ölüm vurdu beni. belki bu defa haberi erken alsam üzülürdüm ama bu defada üzülmemek için çok geçerli sebeplerim vardı. o sebepleri sonra söylerim. en iyi arkadaşım öldü (bkz: @1790766), bunu uzun uzun anlatmıştım o fasılda kalsın.
    üniversite de bitti daha sonraları ve biten pek çok şey daha oldu ardı sıra. ölümü hatırlatan tek şey ölümler olmaktan çıktı. her yolun bir tarafında mutlaka uğradı vasıtalar ölüme. korkunun hüküm sürdüğü zamanlar oldu. düşünmek istemediğin bir şeyin inatla zihnini karıştırması gibi ölümü aklımın sınırları dışına taşıyamadığım oldu ama kesinlikle çok sürmedi bu durum. anneannemin doktoru geldi aklıma sık sık umut kesilmez deyişiyle

    ölüm sadece canlılar için değil bu yazı adına daha fazla kelimem yok, dahasına güç yetiremedim.
    her ölüm gibi aniden geldi bu yazının ölümü
    her ölüm gibi yazı da sıradanlaştı.


    "ölüyorum tanrım
    bu da oldu işte.

    her ölüm erken ölümdür
    biliyorum tanrım.

    ama, ayrıca, aldığın şu hayat
    fena değildir...

    üstü kalsın... "

    ukte: anka
    şiirler alıntıdır.
    (khaki, 08.01.2008 07:35 ~ 07:47)
  2. uzaktaki ölümler her zaman sıradan ve fikstür hesabı türünden çağrışımlar yapan basit birer haber gibidir, bir sonraki ilkbahar-yaz kreaksiyonundan önceki "kötü haber" hakkı kullanılan haber sıralamasına göre zaten olması gerektiği -kanaati yerleşen- haberler.
    ....
    "ıraktaki çatışmalarda 47 kişi öldü"
    - iyi lan bu sefer az ölmüş öncekinde 124 kişi mi ne ölmüştü. kanal değiştirsene diğer kanalda ne var acaba?
    ....
    "ayrılıkçı tamil gerillaları ile bilmem ne arasında çıkan çatışmada 8 kişi hayatını kaybetti"
    + üff! şu afrikalılar da hiç bir zaman düzelmeyecek galiba
    ....
    "cinnet geçiren baba 3 kişinin ölümüne iki kişinin ağır yaralanamasına neden oldu"
    - yaa! harcarsan o kadar parayı kredi kartı ile olacağı buydu zaten
    ....
    "intihar saldırısında dördü asker, üçü çocuk 12 kişi öldü"
    + yok birader ya bu ortadoğu hiç bir zaman düzelmeyecek, bu amerika var ya bu amerika bir de lanet israil..
    ....
    "tünelin çökmesi sonucu 3 işçi feci şekilde can verdi. görgü tanıklarının ifadelerine göre..."
    - kardeşim niye önlemini almıyorsunuz ya!
    ....
    .....
    ......
    yolda karşılaşılıp umursanmayan kedi cesedi, arada bir ninni gibi dinlenen selalar, otobüsün camından bakıldığında görülen cenaze aracı, duyguları anlaşılır olmayan yakınını kaybetmiş birileri, adli tıp kurumunun arada bir geçen ismi... ve saire se saire..

    pıtırak gibi açılan alışveriş merkezleri, giyimde son moda, mobilyada son trend, ceo denen -hiç ölmeyecek gibi duran- şişman adamların populer görüntüsü, acımasız rekabet ortamına ayak uydurma zorunluluğu, 5 yıllık 10 yıllık 25 yıllık kariyer hedefleri ve bir gün mutlaka ulaşıcağından emin olunan hayaller, güzel mankenler, yakışıklı artistler varken ve ölüm de bu kadar uzakta gerçekleşen bir şey iken ölüm de ölümlü olaylar da niçin sıradan olmasın ki..
    (anka, 08.01.2008 09:02 ~ 09:31)
  3. (khaki, 08.01.2008 15:37)
  4. türkiye'de ordu-millet kavramı ve tarihsel süreçteki diğer etkilerin de sayesinde, içimize işlemiş ölüm kültü, ölümü yüceltme, ölüme anlam yükleme, kabullenememe ya da öleni kutsallaştırma refleksine aykırı bir şeydir. ölümü sıradan kabul edenlere, ölümden korkmayanlara("ne var ölürsek ölürüz" tarzı yaklaşım. "vatan sağolsun!" yaklaşımı değil yanlış anlaşılmasın) tuhaf gözle bakılır. aslında bir nebze de militarizm yüzünden türkiye'de çok fazla yaygınlaşamamıştır. geleneklerden de dolayıdır ki, her ölünün arkasından ağıt yakılır, ağlanır, acı çekilir, dert paylaşılır ve kara gün dostu kavramı bugünlerde önemini hissettirir.
    (kl7mu, 08.01.2008 15:43)
  5. artık haber bültenlerini izlemiyorum. ölümlerden, katillerden, savaşlardan, soygunlardan, hapsedilen insanlardan ibaret haber bültenleri, artık içler acısı bir hale gelmiştir ve bu gerçekten bir standartlaşma yolunda ilerlemektedir. haber bülteni değil ölüm bülteni mübarek.. hangi tv yayınını açsanız bir bebek cesedi görmekten kendinizi alamıyorsunuz.. ardından gelen gözyaşları...

    şimdi aklınızdan geçeni tahmin ediyorum. "ölümlü dünya naparsın.."

    dünya ölümlüyse daha güzel şeylerden bahsedelim.. birazcık. artık yüzü gülen bir ülke olalım.. ölümler bizi ezmesin. katillere prim vermeyelim. biz gözlerimizin yaşlarıyla o haber bültenlerini izlerken birileri kahkahalarla gülüyor ve yaptıklarını bir marifet sayıyorlar. bunun suçluları kalkıp hala gülebiliyorlarsa halimize ağlayalım haber bültenlerine değil. bu hem kendime bir öğüt hem birilerine..

    ölüm ve ölümlü olaylar sıradanlaştı..

    hepimizin başı sağolsun.
    (night, 25.02.2008 14:26)
  6. hayatın gerçeğidir. kızabilir, alınabilirsiniz. malesef durum budur. bir yakınınız öldüğünde önce inanamaz isyan edersiniz; nasıl yaa bu benim mi başıma geldi diye. ama sonra alışırsınız. rahmetli x bu yemeği çok severdi toprağı bol olsun ee bugün okulda neler yaptın evladım şeklinde muhabbetler döndüğünde garipsemezsiniz.

    ben yıllardır otopsi lafına aşinayım. ilk duyduğum anı hatırlamıyorum bile. herkesin tiksindiği bir laf; otopsi. bizim ailenin hayatının bir parçası. tv de gördüğümüz ve şehrimizde meydana gelen vahşi cinayetler, akılalmaz ölümler bizim hayatımızın çok içinde. bazen tanıdık biri çıkıyor, kahroluyoruz. başkasına anlatınca çok garipsiyor nedense. aman allahım otopsi mi diye. evet otopsi. ailemizin ekmek kapısı, babamın mesleği. dışardan bakan herkes bizim ailecek her gün travma yaşadığımızı zannediyor; ayy yazık onun babası otopsi yapıyor şeklinde. üzülüyoruz o ayrı. ama dengemiz de bozulmuyor. evet acı bir şey ölüm, cinayet, intihar vs. ama hayatın gerçeği. bazen ailecek bir kutlamaya veya bir davete gidecekken otopsi çıkıyor. babam bizi mekana bırakıp işini hallediyor sonra aramıza katılıyor. hayat garip; o morgun kapısında bir yas var, ordan çıkıp kutlamaya gitmek garip. evet garip. alışıyor insan. alışmazsa yaşayamaz ki... küçükken havuza giderdik babamla. o zaman muhakkak otopsi çıkardı. ben morgun kapısında beklerdim. insanlar ağlar dövünürdü. ben arabada oturur kısık sesle müzik dinlerdim. ooh ne güzel ölmüş şıkıdım şıkıdım veya amaaan bana ne ölmüşse ölmüş değil bu anlatmaya çalıştığım, çok daha derin bir şey.

    şimdi bazıları yahu hiç mi etkilenmedin, hiç mi üzüldüğünüz bir şey yok diyecek. haklıdır. iki tanesini paylaşmak isterim. 3-4 yaşlarında bir erkek çocuğu. sanırım trafik kazası geçirmiş, acile kaldırılmış. müdahaleler yapılırken korkudan ağlayan çocuğa oyalansın diye o zamanın parası kağıt 500bin vermiş biri. neyse doktorlar kurtarmaya çalışmış ama malesef olmamış ve çocuk ölmüş. otopsi yapılmaya başlanmış sonradan. o sırada yere bir şey düşmüş; bakmışlar ki korkmasın diye verdikleri 500bin. o minnacık bedenin hayattaki son avuntusu... o minicik elleri açılıp o kağıt parçası düşdükten sonra da malesef işine devam etmek zorundasın.

    öbürü çok daha acı bekli de. zamanında bulunduğumuz şehirde 3 tane lojman vardı. biz x lojmanında oturuyorduk diyelim. babamla beraber bir savcı da nöbetçi o hafta. yine bir otopsiden dönerken otopsi arabasından bir anons duyulur; adliye lojmanlarından birinde 3-4 yaşlarında bir kız çocuğu balkondan düştü durumu ağır. o sıralar benim kardeşim de o yaşlarda, o savcının kızı da. hangi lojman diye deli gibi anons isterler tekrar. x lojmanlarındanmış, çocuk ölmüş. yaşanan psikolojiyi düşünün. 2 adam, 2 kız çocuğu, çocuklardan biri ölü... apar topar hastaneye giderler. çocuk savcının çocuğudur. nöbetçi savcı... ölen kendi kızı... babamın darmaduman psikolojisi... aradan 3 yıl geçti bir şekilde karşılaştık aynı savcı ve eşiyle. yanlarında bir kız çocuğu, adı da tipi de ölen kızla aynı. sonradan anladık ki o ölümü unutmak, yoksaymak için böyle bir şey yapmışlar. ölen kızının adını vermek... işte ölüm bu kadar kabullenilebiliyor yeri geldiğinde.
    (delicaponcadı, 23.08.2008 22:38 ~ 24.08.2008 00:00)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil