yağmurlu bir pazar sabahıydı ve ben evimden atölyeye gidebilmek için
üsküdardan motora bindim. yolculuğum sıadan geçti, motor
beşiktaşa yanaştı, yolcular önce yavaş yavaş, sonra giderek hızlanarak motoru terketmeye başladılar. havanın yağmurlu, sabahın ise erken saatleri olması nedeniyle iskele bomboştu inen insanlar dışında.
ben her zamanki gibi kulağımda kulaklığım müzik dinliyordum. ama yüksek sesle dinleyemem çok. insanları rahatsız etmeyeyim, zaten ne dinlediğimi de duymasınlar diye düşünerek. adımımı iskelenin sert taşına attığım anda çok ama çok derinlerden bir ses işittim ki bu sesi şu an anlatırken bile bir garip oluyorum. refleks olarak soluma doğru yani kimsenin olmadığı, kimsenin de ilgilenmediği tarafa doğru baktım. bir şey gördüm gibi geldi. ayrıca müzik dinlerken ve bir yandan da yağmurla uğraşırken oradan gelebilecek bir sesi duyabilmiş olmam da çok ilginç geldi. o tarafa doğru yürümeye başladım. insanlar önce ilgilenmediler ne benimle, ne de sesle. belki de duymadılar bilmiyorum, bilemiyorum.
biraz daha yürüyüp denize doru baktığımda gördüm onu. yağmur dolayısıyla, dalgalarıyla insanı yutup iskelenin altına doğru çekmeye heveslenen denizin içindeki genci orada gördüğüm anda yardım için deli gibi bağırmaya başladım. işte o zaman beni farkettiler. ama onlar beni farkedene kadar ben o gencin gözlerinde 'ölüm ile yaşam arasındaki ince çizgi'yi gerçekten gördüm. tüm hayatı o bir kaç dakika içinde sesini birilerinin duymuş olması umuduna bağlı olan o insanın bir şeylere tutunmaya çalışırken ki iç güdüsel direncini gördüm. bana bakarken gözlerinde çakılıp kalmış
kurbanlık koyun bakışına tanık oldum ben.
insanlar yardıma geldiler, uzun birşeyler uzattılar ona fakat o kısım çok yüksekti tırmanamadı. dalgalar da çok yüksekti zaten çok tehlikeliydi, izleyemedim. uzaklaştım oradan. beni o gencin göremeyeceği bir yerden izleyebildim sadece savaşını. yan taraftaki vapur iskelesine yüzmeye çalışmasına, orada kendine uzatılan sopaya tutunup karaya zar zor çıkışına çok uzaktan bakabilecek cesareti buldum sadece kendimde. yaşıyordu sonuçta. ve ben terkettim orayı hemen.
beşiktaş motor iskelesinden ne zaman geçsem, hızlı hızlı yürüyorum. hiç soluma bakamıyorum. müziğin sesini ise kapatıyorum geçerken. o gün nasıl oldu da duydum, başkaları neden duymadı, eğer duydularsa nasıl oldu da kimse ilgilenmedi bilmiyorum.
bildiğim tek şey o malum çizgiye, denizde yitip gitmemek için direnen yapayalnız bir gencin gözlerinde tanık olduğum ve asla ama asla unutamayacak oluşum. şu an bile görebiliyorum, bana bakıyor. bu kadar ince işte o çizgi.