ortaokulda bir ingilizce öğretmenimiz vardı, iddialara göre nuri sesigüzel'in kızıymış kendisi. bu arada ben nuri sesigüzel'i tanımam, sadece ünlü biriymiş gibi söyledikleri için ben de adamı ünlüler hanesine kazıdım kafamda. her neyse, bu kadın severdi beni, hemen her ders "sigur yine topluyo yıldızları" türünden laflar ederdi, ben inceden sinirlenirdim buna. biri bir şeyi bilemeyince dönüp "sigur senin cevabın ne" falan derdi.
mınakoyim her şeyi ben mi bilicem lan, ben mi, ne lan bu üzerimdeki baskı. zaten bir bok da yaptığım yok, ama sorsan en iyi sigur, değilim kardeşim, olmak da istemem.
aynı şey lisede de geldi başıma, edebiyat hocası böyle türlü cümleler yazdırırdı, asıl amacı kullanılan grameri tartmak olan. ben ne bileyim, diğer elemanlar böyle "buzdolabındaki sebzeleri aldım", "iş çok yorucuydu bugün", "bir kez daha denemek ister misin adamım" türünden cümleler yazıp götürüyorlarmış. ben biraz daha itinalı davranıp mini öyküler yazıyordum, aslında bi ske de benzemiyordu, ama beğeniyordu hoca, "adam şov yapıyo be" falan diyodu.
gel zaman git zaman benim aslında tırt bi adam olduğum anlaşıldı, üzerimdeki baskıyı da nazik bedenim kaldıramadı. (bkz:
meyilli yazar) ben de saçma sapan şeyler yazmaya başladım, sonra başkaları oldu gözde öğrenci, rahatladım.
hatta bu saçma sapan yazma işi hoşumuza gitti,
tremonti'yle oturup öykü-roman türünde eserler vermeye başladık, iyi de oldu.