daha çoğunlukla ilköğretim dönemlerinde sürreel bir yaşama adım atan saf dimağın içine düştüğü ve bir türlü kurtulamayıp ara ara boğulduğu durumdur. cinselliğe ve dolayısı ile karşı cinse ilk defa ilgi duymaya başlayan birey, bu anlamda kendi yaşıtlarını cinsel açıdan yeterince olgun görmediğinden olsa gerek, hem bir otorite temsilcisi ve hem de cazibesi güçlü bir yaratık olan öğretmene eğilim duyar. lakin daha çok platonik bir eğilimi temsil eden bu durum, çoğu zaman hüsranla sonuçlanacağı gibi; ara ara öğretmenin de karşılık verdiği ve öğretmenle öğrenci arasında iğrençliğe varan bir ilişki yaşandığı da vakidir.
(bkz: ne kadınlar sevdim zaten yoktular.)
eh artık çocuk olmadığımızı, eşşek kadar adamlar olduğumuzu da düşünürsek bildiğin aşktır bu.
yaşıtlarımız öğretmen olup atandı haberimiz yok. şahsen ben de kaptırdım bir öğretmene, hayırlısı..
illa extrem bir şey olması şart değil yani.
özellikle ilköğretim döneminde ergenliğin verdiği garip duyguların, öğretmene yansımasıdır. kendi yaşıtlarından birinin tercih edilmemesinin bir sebebi de durumu daha gizemli kılmak ve durumun daha eğlenceli bir hal almasını sağlamaktır. çünkü x öğretmeninin haftada y saat dersi vardır ve öğrenci heyecanla o günü bekler. arkadaşlarının dikkatini çeker, ha bir de bunu farkeden öğretmenin.
eğer fizik öğretmeniniz çok güzel genç ve sıcak kanlı ise hiç de yadırganmaması gereken bir durumdur.her gün onun o mükemmel parfümünü koklamak için sorular sorarsınız.o size soruyu anlatırken gözlerinizin içine baktığında ter basar her tarafınızı.hele bazen şaka yaparken elinizi tutar işte o zaman etrafta ramazan davulu çalıyor sanar insanlar.halbuki o sizin kalbinizden gelen sestir.mezun olup ayrılınca oralardan çok özlersiniz özlersiniz özlersiniz...döndüğünüzde parmağında yüzükle bulursunuz...tabii ki bir doktor dururken sizinle evlenecek değildi ya...
üniversitede okurken hazırlık hocası ile çıkıyorsanız yolda el ele yürürken arkanızdan yediğiniz sessiz küfürlerden belinizin bükülmesine sebep olan olaydır.
(bkz: odtü)
öğretmen yakışıklı ya da güzelse bakışları kanyak gibi keskinse, sesi beyninizde değil de yüreğinizde ya da muhtelif başka bir yerinizde titreşimlere neden oluyorsa öğretmenim benim kadınım, erkeğim benim diye bir şarkı tutturmanıza neden olacak pek enteresan ve bir o kadarda sıradan durum.
dünytanın en klas ve platonik tribidir.her genç yaşamalıdır.bu saçma ve düzenbaz dünyadan biraz iter benliğimizi şahsımca.çok heycanlı.onu beklemek,dinlemek,hissetmek...
7 yaşındaki yakışıklının platonik aşkını eyleme dökerek, her etek-çorap giyişinizde silgisini, kalemini, kalemtraşını masanızın altına düşürerek(!) alma bahanesiyle bacaklarınızı ellemesine vesile olan olaydır. o kalem, silgi vs. ne hikmetse pantolon giydiğimde hiç masamın altına düşmezdi.
genelde ufak yaşlarda başa gelen bu durum oldukça faydalıdır. insanı okula bağlar zira. lise, üniversitede filan başa gelmesi durumunda ise ciddi sorunlara yol açabilecek durumdur, ısrarla kaçınılmalıdır.
bir mühendisin analitik düşünme çabalarıyla stresli hale gelen hayatına çölde buz gibi gelebilecek bir olgu. öğretmenlik rahat bir meslektir ve öğretmenler bu yüzden mutluluk veren bir meslek grubuna sahiptir.
yaşamadım ancak tüm mühendislere tavsiye ederim, çok uzun soluklu, iyi iletişim maddiyat ve de yaşama bakış açılarının uyumu kesinlikle sorunsuz olacaktır. bunda öğretmenlerin kendilerinin örnek bir meslek icra ettikleri düşünmeleri ve dolayısıyla örnek bir insan olmaya çalışmalarının payı da büyüktür.
her insan evladının başından geçen hüzünlü hadisedir. olaydaki "hüznün" dozu aşkın boyutuyla doğru orantılı olarak ivme kazanmaktadır. sadece uzaktan uzağa, teneffüsten teneffüse, kantinde görüldüğünde iç organlarda kıpırdamalara sebep olan yani hafif şeklinde seyreden bir aşk ise eğer zaten durumun "imkansız" lığı baştan kabul edilmiştir ve sancıları çok sürmez. ancak insanda üzerine taş düşmüş hissi yaratan, acıdan gözleri, beyni, mideyi ve dahi götü pörtletecek türden bir aşktan bahsediliyorsa eğer, bu aşk kantin hudutlarını çok aşmışsa; hisler sizinle birlikte kitaplarınızda, otobüste, defterlerinizde, yemeklerde, caddelerde, parklarda yaşamaya, sürekli nefes almaya devam ediyorsa, "imkansızlık" olgusu bir kulağınızdan girip öbür kulağınızdan çıkıyorsa tıpkı aşkın büyük boyutlarıyla yüreğinizi zorlaması kadar normal olarak hüznün de yüreğinizin çeperlerini zorlaması kaçınılmaz olacaktır maalesef.
genelde ilköğretim yıllarında hepimizin şahit olduğu durum.
her gün okula gelen, çevresindeki sümüklü çocuklardan ve öğretmenden başka doğru düzgün kimseyi göremeyen çocuğun, zevk sahibi bir öğretmene tutulmasına pek şaşmamak gerek.
başıma iki kez gelmiş ve bugün aklıma gelince ''hay aklıma sıçayım''dedirten bir bakıma geleneksel öğrenci psikolojisi.ne gerçekten aşık olmuşsundur,ne de bunun bir önemi vardır.basitçe bir açıklama yapmak gerekirse o yaşlarda hormonların halay çeker sende en yakınında ki yakışıklı öğretmene yamulursun.tamamen fiziksel gelişimin bir aşaması.olay budur.