günümüz türkiye'sinde belkide en zor durumda olan zümredir öğretmenler. hani maddi durumlar bir yana, ülkenin kültürel çöküşüne en yakından takip oluyorlar her biri. maddi durumlarını bir yana bıraktım diye önemsemedim sanılmasın sakın, bi öğretmen çocuğuyum. ayın sonunun gelmediği günleri, yatağımda inşallah babamın cüzdanında sakladığı bir yerlerde parası vardır diye sabahlara kadar dua edip uyumak nedir çok iyi biliyorum. çünkü çoğu geceler babamın cüzdanına bakıp yatardım, acaba parası gene mi bitti diye. üzgün olurdu çünkü bazı geceler. dalar giderdi sadece. gene memur olan annem de ona eşlik ederdi. ama fazla üzerinde durmazdım bunun. maddi durumlar elbet düzelecek diye düşünürdüm hep. hani voleyi vurmak vardır ya hayata karşı, o voleyi vuracaktık elbet, hem de doksana vuracaktık. ama yıllar sonra babamla artık adam gibi konuştuğumda anladım o günlerde tek üzüldüğü, uzun uzun daldığı şeyin maddi sıkıntılar olmadığını.
tatiller için eve geldiğimde, gene o akşamlardan birisiydi her zamanki gibi alelade duran. öğretmenlerden bahsediyordu abbas güçlü. canımız öğretmenler, çok zor durumdalar, maddi durumları yükseltilmeli gibi gene kendisinden beklenen beyhude olduğunu kendisinin de bildiği, söylemesi (insanların duymak istediklerini) gerekeni söylüyordu. emir kuluydu o da çünkü. özgür değildi. babama döndüm. gene aynı bakışlarla dalmıştı televizyona. o kadar tanıdıktı ki yıllar sonra bile. bu sefer sorabilmiştim, yıllar önce cesaretimi toplayamadığım o geceleri hatırlar gibi oldum. babam da artık öğretmenlik kariyerinin sonundaydı. 25 senesini vermişti. yüzlerce öğrenci, bir çok okul, onlarca öğretmen-müdürler-veliler-hademeler. anlatacak çok şeyi olduğunu biliyordum. başlamıştı söze bu sefer, artık yaşımdan da cesaret alıyordu. anlar diye düşünüyordu sanırım.
80'lerde öğretmenlik yaptığı yerden bahsetti önce. mardin'di. mardin'in bi arap köyü. ekledi sonra, mardin'de şehir ikiye ayrılmış gibi bir şeydir, o zamanlar en güzel köşe başları, çarşı pazar arapların elindeydi. öğretmenlik için tayinimin çıktığı köy bi arap köyüydü. tek türkçe bilen muhtardı. abinin adı o adamdan gelir işte. toprağı bol olsun, yaşıyorsam şu an, çok emeği vardır. bi gece silah ve bomba sesiyle uyandım. köyün okulu köyden biraz daha yüksekteydi. ben de okulun içinde yatıp kalkardım. karşı tepede de bi köy daha vardı. tepe bizimkinden biraz daha alçaktaydı. görebiliyordum. o köyün okulundaki öğretmen de arkadaşımdı. baktım, bütün köy ahalisi okulun önünde toplanmış. ellerinde silahları olan o zamanlar daha apocu denen adamlar vardı. sonradan öğrendik, kendilerine yemek ve para yardımı yapmayan aileleri toplamışlar. tek tek vurdular gözlerimin önünde. sesimi bile çıkartamadım. arayacak kimse de yok, çünkü telefon da yok. sonra arkadaşım olan öğretmeni çıkardılar dışarı. astılar göndere.
sustu sonra babam. abbas güçlü gene bir şeylerden bahsediyordu. bi kaç tane akademisyen vardı. abbas güçlü sürekli sırıtan bi ifadeyle umut dolu şeylerden bahsedilmesini istiyordu. ama akademisyenler sürekli geleceğin ciddi tehlike altında olduğundan ve eğitimin niteliksizliğinden, laçkalaşan yeni nesilden, hükümetin ayırmadığı ödeneklerden, öğretmenlere biçilen aşağılama diye tabir edilecek muameleden bahsediyordu. abbas güçlü biraz sıkıldı, rahatsız oldu. evetlerle, gene kendisine has üstü kapalı destekliyorum ama umarım düzelecektir ve çok daha iyi yerlere geleceğizdirlerden bahsediyordu, şaşırmadım. babam şaşırmıştı ama. aramızdaki fark, onun abbas güçlü'yü o kadar da izlememiş olmasıydı. birden parladı.
bu adam nelerden bahsediyor böyle. onlar üniversitelerden dem vuruyor, eğitim nerede başlıyor sanıyor bunlar. bak oğlum aklında bulunsun, yarın öbürgün çocuğun olacak. eğitim dediğin çocuk doğduktan itibaren başlar. sen çocuğa 8 yaşına kadar ne verebilirsen verirsin. sünger gibidir ya çocuk, böyle teyp kaydı gibi. ne verirsen alır. atatürk'le ilgili sen o yaştaki çocuğa güzel şeyler anlat. o çocuk bi daha unutur mu atatürk'ü? bak sen de gördün, yıllarca savaşları okudunuz kitaplarda. hangi cephede hangi albay vardı onları bile ezberlettiler. sen bunları öğrendin ama tevhid-i tedrisat hakkında ne biliyorsun? genel geçer şeyler. size devrimleri öğretmiyorlar oğlum unutma. size savaşı öğretiyorlar. çünkü devrimleri öğrenirseniz aklınız başınıza gelir. öğretmenlerin maaşı neden düşük sanıyorsun sen? sadece ülke durumundan dolayı mı? öğretmenin karnı aç, derse geliyor, ayın on beşini düşünüyor, yeni doğacak çocuğun bez parasını düşünüyor. bu öğretmen nasıl verecek öğrencilerine en iyiyi, en doğruyu? aklı bin tane şeyle meşgul, nasıl düşünecek biz savaşı değil barışı anlatmalıyızı? devrimlerden bahsedilmez, devrimle kurtulduğumuzu anlatmamak için. senin okulda inkılap tarihi var di mi? alıyorsun o dersi? evet alıyorum baba. o inkılap değildi benim zamanımda. devrim tarihiydi. kavramlar bile değişti artık.
hani benim işim daha kolay aslında. ilkokul öğretmeniyiz, arada aşağılarlar da ortaokul öğretmenleri ilkokul öğretmenlerini. daha yüksek görürler kendilerini. farklı bakarlar, öğretmenler odasında mesela bi fen bilgisi öğretmeni bi konuda yorum yapıyorsa, haaa denir, bu adam diyorsa böyledir heralde denir. bi ilkokul öğretmeni derse, kesin bi muhalefet vardır. çünkü ilkokul öğretmeninin illaki bi hatası vardır, onlara göre az okumuşuzdur.
görüyorum ortaokulları, liseleri de. içler acısı. senin okulun da öyleydi. bi kere okula giderken sen bi sabah, gömleğin dışarda diye sana demediğimi bırakmamıştım. sonra da sen okulu asmışsın. aramıştı müdür muavininiz. söylemedim sana akşam. niye bağırdım sanıyorsun sen? hani diyorlar ya bazen, eee hocam sen de ne geri kafalıymışsın, şekilcilikten kurtulun filan. düzgün olmayan bi sistemin var zaten, sen de düzgünlükten saparsan kim neyi nasıl düzeltir?
kolejin (okuduğum okuldur, anadolu lisedir ama kolej kalmıştır adı.maarif kolejiydi adı eskiden) önünde geçende iki kız nası kavga ettiler, sen yoktun. nasıl küfürler. geçen yıllarda iki arkadaşını ulu orta okula giderken vurdular. bi ortaokul öğrencisi geçende ''hoca sen de ne kızgın adamsın, ne var sanki yaa'' diye bağırdı bana. geçende bizim okulun müdürü bi orta2 öğrencisinin dudağını kanattı, çocuk bi arkadaşını bıçaklamak istemiş, öğretmeni elinde yakalamış bıçağı. gel geriye doğru gidelim. mardin'de türkçe bilmeyen bir köy, öğretmeni asılan, halkı vurulan bir köy, arkadaşını bıçaklamak isteyen bi ortaokul öğrencisi, birbirini vuran liseliler, asılan üniversite öğrencileri, parasız öğretmenler, kelimeden bile korkar hale gelen yönetmelikler, sonra sınıfa girince de atatürk'ün gözleri.bak çoktan afalladı bile öğretmen.baktıkça utanırdım atatürk'e okullardaki hali görünce.
tabi öğretmene para vermezler oğlum, öğretmenin karnı doyarsa düşünür, düşündürür, teşvik eder, sorgulatır. niye karnı doysun öğretmenin, bu kadar güzel dönen bi çark varken?
abbas güçlü bitti, akademisyenlerin karizmatik olup olmadıklarını alkışlarla sorgulatıyordu. alkış az geldi. sırıttı. bi kaç peltek kelime etti. kapandı program. babam bi sigara yaktı, yatıyorum ben dedi. benim sigara içtiğimi bilmezdi. hiç o geceki kadar bi sigara yakasım olmamıştı. odama gittim. bi müzik açtım, gene sözlüğü açtım. ritüel tamamlandı, sigaramı bitirdim odamda. yattım. ama gene inkılap tarihi devrim tarihi olmadı.