belki ilginizi çeker
  1. · anne ve babayı sevişirken görmek
  2. · peynirli poğaçanın içerisinden peynir çıkmaması
  3. · kirlenmek güzeldir
  4. · çocuk tehditleri
  5. · çatalı gözüken tamirci modeli
  6. · bombacı
  7. · çocukluk travmaları
  8. · insanı yemekten tiksindiren filmler
  9. · ananız kim
gündem
  1. · disko kralı
  2. · kesilen kediye acıyıp koyuna hiç acımamak
  3. · sevgilinin 5 gün aramayıp naber diye mesaj çekmesi
  4. · google wave
  5. · kurban kesmeye karşı olan dallama
  6. · 21 kasım 2009 beşiktaş fenerbahçe maçı
  7. · ezel
  8. · mehmet günsur
  9. · dikkatli olalım aramıza casuslar olabilir

çocukluk travmaları  

  1. kırmızı ojeli beyaz el şeklinde mıknatıslı sabunluk, stereo walkmende dinlenmeye çalışılan mono doldurulmuş kaset, ağı her daim sıkan fakat nedense bileklerde kat kat yığılıp kalan kırmızı yün külotlu çorap ve daha nice nesne ve olayların minicik beyinlerde bıraktıkları buhran.
    (dreamfactory, 28.06.2008 22:06)
  2. ceset merakı sebebiyle bir gün köyde ölü yıkanırken gasılhaneye girmek ve o günden sonraki 13 yıl boyunca travmanın kralını yaşamak.
    çocuğunuza, çömleğinize sahip çıkın...tehlikenin farkında mısınız?
    (arkadan uzayan bir kisi, 28.06.2008 22:10)
  3. bu vahim olay ankara'da kocatepe beğendik mağazasında gerçekleşmiştir. fona ben "tamam değiştir" diyene kadar neşeli müzikler koyup okuyun. tercihen holly dolly, gummy bear.

    4 yaşındayım, ankara'da iki tane alışveriş merkezi var biri atakule biri de karum, beğendik'in kocatepe'ye açılan mağazası da üçüncü olmuş. çılgın gibiyim, hopluyor, zıplıyor, şirinlikler yapıyorum. tombulum, kabarık saçlıyım, pembeli kırmızılı bir kız çocuğuyum. çok şeker değil mi arılar?

    tamam değiştir

    yavaş yavaş aksiyona giriş yapacağız bu yüzden fona atv ana haber fon müziği, mission impossible ya da frantici koyun.


    şimdilerde bana küçücük, mahalle marketi gibi bir yer gibi gözüken beğendik, o zaman için bir nevi cepa bir nevi panora'ydı. zaten küçücük olan mağazanın içine bir de yürüyen merdivenler yerleştirmişlerdi. ve yürüyen merdivenlerin başladığı noktada sağlı sollu iki tane şadırvan vardı, artık şelale mi dersiniz yoksa olaya mistik bir hava katmak için şadırvan mı dersiniz o size kalmış. neyse işte, yanlarına da aralıksız minik minik saksılar içinde envayi çeşit çiçekler vardı. küçük hayal dünyamda şimdilerde turistik beldelerimizin bakkallarında bile olan bu mizansen bana alice in wonderland in wonderland'ı (bire bir çevirince diyar oluyor.) gibi gözükmüştü. süper bir plan kurdum. yürüyen merdivene binip ikinci üçüncü basamağa geldiğimde çiçeklerin başını okşayacaktım.

    tamam değiştir

    gerilim artıyor burada direk omen i verin.

    bu esnada merak edenleriniz olacaktır anan baban nerede sen bu fantazya diyarında yaşarken onlar ne yapıyordu deyu. inanın ben de hatırlamıyorum.

    planı uygulamaya koyuldum. bindim merdivene ikinci basamağa geldim, çiçekleri okşayım dedim ve "çaaat" diye bir ses geldi. ben gerizekalısı, kurduğum fantazya diyarından bu sesle uyandım. çiçek şadırvanın içinde yüzüyordu.

    tamam değiştir

    çok hüzünlü şeyler koyun dinleyin. hatta önerim hani ay yüzlüm diye bir şarkı vardı ya onun müziği işte, ama sözü değil bak müziği. flash tv'ye haber çekmiyoruz burda.


    işte o anda başımda sinirli bir mağaza müdürü bitti. bana bağırıp çağırmaya başladı. o zamanlar düştüğümü durumu anlatacak kelime bulamıyordum, yıllar sonra fıratla tanışacak ve fırat gibi kaldım diyecektim. bunları düşünemedim sabiyim tabi, ağlamaya başladım. hemen annemle babam koştular yanıma, aklınız neredeydi, müdür bana bağırınca babam da ona bağırdı. derken aralarında bir sinerjioluştu. sonra ne oldu bilmiyorum sanırım bizimkiler mağazayı tüketici hakları derneği'ne şikayet ettiler.

    bu giriyi yazar neden yazmış

    bugün yeğenimle cepa'ya gittik, her girdiğimiz mağazada sevdiler çocuğu, büyüyünce bizim müşterimiz ol falan dediler, sonra oyuncak mağazasına gittik, mağazanın tam ortasına kocaman bir tezgahta oyuncak köpek vardı, fiyatı da çok pahalıydı 300 ytl falan yani çocuğuna gerçeğini al daha mantıklı, bütün çocuklar sevdi köpeği, hatta bizim kız köpeğin ağzından dişlerini düşürdü. bir allah'ın kulu da ağzını açıp bir şey demedi, sonra görevlinin teki geldi dişleri ağzına taktı gitti, giderken de bizim kızın saçını okşadı. çok etkilendim aklıma bunlar geldi.
    (hürrem, 13.12.2008 19:47 ~ 19:48)
  4. 4-5 yaşlarındayken, baba'dan, "egoizmin batağında boğulmaktasın evlatt..." şeklinde veciz bir söylem duymuş olmaktır.**
    (naughtyboy, 15.01.2009 13:39)
  5. hayatınızda yer etmiş psikolojik buhranlardır.

    daha 5, bilemedin 6 yaşındaydım.
    izmir'in o dillere destan sıcak yaz gecelerinden birinde dilim damağıma yapışmış bir vaziyette su içmek üzere mutfağa yöneldim. zaten arada bir yurt dışından gelip varlığını hissettiren babamın rusya'dan getirdiği votka tüm ihtişamıyla şeffaf şişesinde duruyordu.
    ben onun votka olduğundan habersiz bir güzel su niyetine kafaya dikmişim.
    -anneeğ bu suyun tadı ne kadar ilginçmiş.
    -annee ama sen bi daha böcekli su alma yine de olur mu?
    -anne ya uyansana karınca yuttum herhalde bir şey olur muyum?

    işte bugün bu haldeysem sebebi o votka ve suya benzer şeffaf şişesidir sözlük...
    (benbidüşüneyim, 15.01.2009 13:50 ~ 16.01.2009 12:17)
  6. (bkz: @2965153 )
    (uçurtmayı vursunlar, 15.01.2009 20:13)
  7. topun inşaata kaçması ve sonrası..
    (basit, 15.01.2009 23:41)
  8. bisikletle son sürat giderken, gidonun ucuyla bir opelin aynasını kırıp kaçmanın akabinde araba sahipleri tarafından bulunmak. hala nasıl buldular anlamadım...
    (mansizedwrath, 16.01.2009 01:01)
  9. (bkz: sünnet olmak)

    niye kestiler, niye sonrasında düğün yaptılar..
    o pilavın içine koymak için yeterli değildi, o et parçası diye düşünmekten günlerce uyuyamamıştım..
    (çat, 16.01.2009 01:05)
  10. where do i begin - shirley bassey
    travma, insanın dengesini bozan, dünyaya bakışını değiştiren, duygularını harekete geçiren, acı hissetmesine neden olan olaylara denir. travmalar, kartezyen mantığın duraksadığı kara deliklerdir. nitekim, travmaların nedensellik çerçevesi içerisinde açıklamaları ancak duygusal yükleri boşaldıktan sonra yapılabilir. travmalar aynı kara delikler gibi insanın olay ufkunu işgal eder, çekim güçleriyle onu kendine tutsak ederler. insan ancak çabayla bu kara deliklerden kurtulup, geriye bakabilir. bazı travmalarsa, aynı bazı kara delikler gibi, insanın kendisini yada dünyasını değiştirmesine neden olur; bu nedenle solucan deliklerine benzetilebilirler.
    bu olayların çocukluk denen ve takriben 0-12 yaş arasına denk gelenlerine çocukluk travmaları denir. imdi, ben de sınırlı gözlemlerden genellemelere giderek sizlere bu travmaları anlatmaya çalışacağım.
    another brick ın the wall- pink floyd
    çocuklukta ilk travma tabii ki doğumdur. doğum öncesi anneyle “bir” olan, ihtiyaç ve istekleri dile getirilmeden karşılanan; sıcak, ıslak ve karanlık bir sonsuzluğun içinde, nasılını, nedenini bil(e)meden sadece var olan insan yavrusu doğumla birlikte bu güvenli ortamdan ayrılır. bu ayrılık sonrası çocuk, artık dünyada tek başınadır. ihtiyaç ve isteklerinin karşılanması onları dile getirmesine bağlıdır. dile getirme ilk önce ağlamayla olur, daha sonra sözcükler gelir. sözcüklerin kuyruğuna takılıp gelense bilinçtir. yine, benzer şekilde adem’le havva’nın cennetten kovulmasına neden olan yasak elmanın da aslında bilinç olduğunu not etmeden geçmeyelim (paul austera saygılar!).
    paint ıt black- rolling stones
    çocuklukta ikinci travma ölümlülüğün, geçiciliğin kavrandığı andır. bunun ardından anne ve babanın sanıldıkları gibi tüm güçlü olmadığı anlaşılır. işbu travma, çocukluk travmalarının en acılarından biridir. bu travma beraberinde etin ve tensel zevklerin geçiciliğini anlamayı getiren ikinci bir doğumdur. ölümlülüğü reddetmek için insan yavrusu çeşitli yöntemler geliştirir; kimi oyunlar oynar, kimi hayal kurar. hayal kurmak, gözleri açık rüya görmek, geçiciliğin içinde sonsuzluğa erişmek, güneşe bakmak demektir. yaratıcılık, gözleri açık rüya görmenin yan getirisidir -ve rolling stones ile darren aronofskynin güneşe bakmakla ilgili şaşırtıcı ve çelişkili fikirleri vardır-. nitekim, bendeniz çocukluğumdan beri geceleri ölür, her güneşli gün doğumuyla beraber de yeniden doğarım. (ıkarus un düşüşü de içimde bir yerleri titretir, bunu da belirtmeli!).
    gin soaked boy- divine comedy
    blood of eden- peter gabriel
    çocuklukta üçüncü travma aşktır. aşk, çocuğa olmayı bekleyen bir kaza gibi gelir. saatte 120 kilometre hızla, kromdan cilalı dişleri ve sarı fardan gözleriyle. insan yavrusu bu anlarda ancak farların ışığında donup kalabilir. aşk, gerçek iletişim arayışıdır. bu satırların yazıldığı programın da vaat ettiği gibi wysıwyg der. bize, maskesiz varoluşu, beraberliği, (g)ayrılığımızın ve ölümlülüğümüzün reddini önerir. nitekim, oyuncu yada hayalci tüm bireylerin onu arzulamasının sebebi de budur. yine, tüm bireyler, yukarıda bahsedilen ilk travmanın sonucu olarak ebeveynlerine aşık olurlar. daha sonra ise bu ilgi çevreye yönelir (mi?).
    sleep- dandy warhols
    çocukluğun son travması ise bitişidir. çocukluğu biten kişi bu yitik cenneti; parmakların arasından görülen güneşi, allah ı bir arkeoloji kitabında gördüğü orhun heykelleri zannetmesini ( o kitap ne arıyordu yerde, anne, baba? soruyorum size?), bir çiçeği, çam ağaçlarının iğneleri ve babanın sakallarının batmasını, kumru ötüşlerini, beyaz dantel perdeleri, peluş hayvanları (benimki bir tavşandı), gün batımlarını, plastik küvetleri, su tabancalarını, gün ışığında ısınan bir duvara yaslanmanın verdiği hissi, yetilerine göre bir tenin kıvrımında, bir müzik parçasında, yazdığı bir yazı yada şiirde, yönettiği bir filmde, ya da çaldığı alette arar.
    “…i can hear the distant thunder of a million unheard souls…”-peter gabriel
    (dadaist yapıbozumcu, 26.09.2009 22:01 ~ 11.11.2009 23:24)
  11. (borcam, 26.09.2009 22:06)
  12. iyi bir çocuk olman durumunda şirinleri görebiliceğini sanmanın verdiği acı.
    (küflü prenses, 26.09.2009 22:08 ~ 22:08)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil