where do i begin -
shirley bassey
travma, insanın dengesini bozan, dünyaya bakışını değiştiren, duygularını harekete geçiren, acı hissetmesine neden olan olaylara denir. travmalar,
kartezyen mantığın duraksadığı
kara deliklerdir. nitekim, travmaların nedensellik çerçevesi içerisinde açıklamaları ancak duygusal yükleri boşaldıktan sonra yapılabilir. travmalar aynı kara delikler gibi insanın olay ufkunu işgal eder, çekim güçleriyle onu kendine tutsak ederler. insan ancak çabayla bu kara deliklerden kurtulup, geriye bakabilir. bazı travmalarsa, aynı bazı kara delikler gibi, insanın kendisini yada dünyasını değiştirmesine neden olur; bu nedenle
solucan deliklerine benzetilebilirler.
bu olayların
çocukluk denen ve takriben 0-12 yaş arasına denk gelenlerine
çocukluk travmaları denir. imdi, ben de sınırlı gözlemlerden genellemelere giderek sizlere bu travmaları anlatmaya çalışacağım.
another brick ın the wall-
pink floyd
çocuklukta ilk travma tabii ki doğumdur. doğum öncesi anneyle “bir” olan, ihtiyaç ve istekleri dile getirilmeden karşılanan; sıcak, ıslak ve karanlık bir sonsuzluğun içinde, nasılını, nedenini bil(e)meden sadece var olan insan yavrusu doğumla birlikte bu güvenli ortamdan ayrılır. bu ayrılık sonrası çocuk, artık dünyada tek başınadır. ihtiyaç ve isteklerinin karşılanması onları dile getirmesine bağlıdır. dile getirme ilk önce ağlamayla olur, daha sonra sözcükler gelir. sözcüklerin kuyruğuna takılıp gelense bilinçtir. yine, benzer şekilde adem’le havva’nın cennetten kovulmasına neden olan yasak elmanın da aslında bilinç olduğunu not etmeden geçmeyelim (
paul austera saygılar!).
paint ıt black-
rolling stones
çocuklukta ikinci travma ölümlülüğün, geçiciliğin kavrandığı andır. bunun ardından anne ve babanın sanıldıkları gibi tüm güçlü olmadığı anlaşılır. işbu travma, çocukluk travmalarının en acılarından biridir. bu travma beraberinde etin ve tensel zevklerin geçiciliğini anlamayı getiren ikinci bir doğumdur. ölümlülüğü reddetmek için insan yavrusu çeşitli yöntemler geliştirir; kimi oyunlar oynar, kimi hayal kurar. hayal kurmak, gözleri açık rüya görmek, geçiciliğin içinde sonsuzluğa erişmek, güneşe bakmak demektir. yaratıcılık, gözleri açık rüya görmenin yan getirisidir -ve
rolling stones ile
darren aronofskynin güneşe bakmakla ilgili şaşırtıcı ve çelişkili fikirleri vardır-. nitekim, bendeniz çocukluğumdan beri geceleri ölür, her güneşli gün doğumuyla beraber de yeniden doğarım. (
ıkarus un düşüşü de içimde bir yerleri titretir, bunu da belirtmeli!).
gin soaked boy-
divine comedy
blood of eden-
peter gabriel
çocuklukta üçüncü travma
aşktır. aşk, çocuğa olmayı bekleyen bir kaza gibi gelir. saatte 120 kilometre hızla, kromdan cilalı dişleri ve sarı fardan gözleriyle. insan yavrusu bu anlarda ancak farların ışığında donup kalabilir. aşk, gerçek iletişim arayışıdır. bu satırların yazıldığı programın da vaat ettiği gibi
wysıwyg der. bize, maskesiz varoluşu, beraberliği, (g)ayrılığımızın ve ölümlülüğümüzün reddini önerir. nitekim, oyuncu yada hayalci tüm bireylerin onu arzulamasının sebebi de budur. yine, tüm bireyler, yukarıda bahsedilen ilk travmanın sonucu olarak ebeveynlerine aşık olurlar. daha sonra ise bu ilgi çevreye yönelir (mi?).
sleep-
dandy warhols
çocukluğun son travması ise bitişidir. çocukluğu biten kişi bu yitik cenneti; parmakların arasından görülen güneşi,
allah ı bir arkeoloji kitabında gördüğü orhun heykelleri zannetmesini ( o kitap ne arıyordu yerde, anne, baba? soruyorum size?), bir çiçeği, çam ağaçlarının iğneleri ve babanın sakallarının batmasını, kumru ötüşlerini, beyaz dantel perdeleri, peluş hayvanları (benimki bir tavşandı), gün batımlarını, plastik küvetleri, su tabancalarını, gün ışığında ısınan bir duvara yaslanmanın verdiği hissi, yetilerine göre bir tenin kıvrımında, bir müzik parçasında, yazdığı bir yazı yada şiirde, yönettiği bir filmde, ya da çaldığı alette arar.
“…i can hear the distant thunder of a million unheard souls…”-
peter gabriel