çok tepki çekebilecek bir yaklaşımla diyebilirim ki sağlıklı bir insanın asla hissetmemesi gereken bir histir.
bu sığ ve hayvanca görünecek fikre "niye ulan!!" diye sinirlenecek masumiyet arayışındaki arkadaşlarımız olacakır.
iki yönden dalmak istiyorum:
--- çocukluğa özlem duyan bir insan sorumluluklarından kaçıyor demektir. sorumluluklarından kaçma sebebi ise o sorumlulukların aşılması sonrası elde edilecek olanların aslında bir hiç gibi görünmesi ya da sarf edilen emeğin karşılığını vermemesidir. bu açıdan bakınca doğrudur. yani böyle bir anlayış içinde bulunan bir insanın çocukluk içinde bulunması doğrudur. peki ben neye sağlıksız ve yanlış diyorum?
sorumluluklar, hayatın zorunlu olarak önümüze çıkardıkları haricinde geri kalanı tamamen bizim hayat içerisinde yaptığımız seçimler sonucu sırtımıza binerler. zorunluluklara lafım olamaz; babası olmayıp evine ekmek getiren, ailesi fakir olup hem çalışıp hem okuyanlar falan, eyvallah..
bunun dışındaki sorumluluklarda insan "kendim ettim kendim buldum" sözünü hatırlamalıdır. insanlar kirlendi, ben kirlendim derken önce diğer insanları zerre kadar sallamamayı sonra da kendini düzeltmeyi ilke edinmelidir.
etrafı sallamak bütün bir toplum yozlaşmasının başlangıcıdır zaten. etrafı sallayan insan hareketlerini ona göre değiştirir, kendini yaşayamaz, özgürlüğü kısıtlanır. örneğin elektrik-elektronik fakültesinde bağıra çağıra "fener'e opera" söyleyen birini görürseniz o ya benimdir ya da benim çok yakın bir arkadaşım. rezil olmak gibi bir korkusu olmayan bir insan bununla ilgili gereksiz şeyleri de düşünüp kendini kirletmez, çocukluğundaki saflığı da önemsemez.
şikayet edeceğiniz bir sorumluluğa girerseniz yine suç sizin. "bu o kadar kolay mı lan!!" demeyin. ben kolayı değil doğruyu söylemeye çalışıyorum. bir insan (atıyorum) sürekli alkol kullanıyorsa, beyoğlu'nda o bar senin bu bar benim gezip "kalabalıklarda yalnızlık", "bunalımlı sonbahar sabahları", "yitik gençlik", "keşke çocuk olabilsem" diyorsa suç tamamen kendisinindir. tarif ettiğim insan şeklini umarım aktarabilmişimdir.
sürekli birine aşık olup birinden ayrılan bir insanın kesinlikle "hayat kötü, sevgi kalmadı, nerde o eski aşklar, çocuk kalsak keşke, saf kalsak" demeye de hakkı yoktur. dediğim gibi; elde olmayan sebepleri her zaman tenzih ederim.
bunların hiçbiri olmadığı halde, yani düzenli bir hayatı olup, sevgilisi tam bir melek olan ve onu çılgınlar gibi seven biri hala çocuk olabilsem diyorsa da o da zayıf karakterinin acısını çekiyordur. kendisini güçlendirmek ve dünyada zaten yaşam amacımızın bir şeylerin altından kalkabilmek olduğunu anlayabilmek zorundadır. yoksa oooh ne güzel, çocuk kal, ekmek elden su gölden, hiç bir tehlike yok, yarın derdi yok. oldu, başka??? yok öyle iş. insanda eğer dini bir eğilim yoksa bile (hani ateist bile olsa) sırf o hücrelerin bir araya gelmesinin bedelini yaşamak zorundadır.
buraya kadar aslında son derece sığ olarak üstünden geçtim çünkü kelimeleri toparlayamıyorum. benim yerimde şu anda
skuba olsa (hell guardianın yazdıkları) x 5 uzunluğunda ve etkisinde yazabilirdi.
bu arada çocuksu davranışları sergileyebilmek için çocuk olmaya da gerek yoktur. yeter ki insan diğer insanların ne düşündüğünü kafasına takmasın.
--- ikinci bir yönden de bakarsak yine çocukluk, geri dönmeyi isteyecek ve o kadar ihtiraslı bir şekilde özlenecek kadar bir dönem değildir bence.
çocukluk özlemi çeken bir bünye; bulunduğu zamanda sevgisizlik çekmektedir. insan manevi boşluk hissetmeye başladığı anda değişim isteği içine düşecektir. ancak bunun çözümü yine çocukluk değildir. çünkü bir çocuk asla olgun karakterli bir yetişkinin hissedeceği bazı müthiş duyguları hissedemeyecek, sadece ufak heyecanlar, oyunlar oynayıp hiç bir şeyden haberi olmadan sığ bir hayat sürecektir.
(ben, bir erkek olarak kendi açımdan yazarsam)
- bir çocuk asla gerçek
sevginin temel harç olduğu
sevgilinin beline sarılan kolun hissedeceği o muhteşem sıcaklığı hissetmeyecektir.
- bir çocuk asla kendi yarattığı (ya da vesile olduğu) bir başka çocuğu kucağına alamayacak ve o anki duyguları hissedemeyecektir.
- bir çocuk asla dünya üzerinde yeni bir icat geliştirmeyecektir.
- bir çocuk asla dürüst ve adil bir mücadelenin galibiyeti sonrasındaki vakur duruşu resmedemeyecektir.
- bir çocuk asla
yunus emre gibi
göçtü kervan'a kelimeler atayamayacak,
metallica -
one'daki o davulu ve gitarı çalamayacak,
faruk nafiz çamlıbel'in
han duvarlarını ve
eriyen adam'ını anlayamayacak, askerlikte vatan savunmasının sıcaklığını ve daha pek çoğunu tadamayacak.
- bir çocuk asla bir fakire yardım etmenin ne kadar harika bir duygu olduğunu ve bunun gerekliliğini bilemeyecek.
- bir çocuk asla dünyada adaleti sağlamanın değerinin hiç bir maddiyatla ölçülemeyeceğini kavrayamacak.
- bir çocuk asla o kırışık yüzlü, beyaz saçlı bir erkeğin temsil ettiği bilgeliği ve diğer küçük çocuklara örnek olmanın güzelliğini ve görev bilincini anlayamayacak.
erkek bakış açısıyla söylersem: (kadın bakış açısına bu noktada laf söyleyemem)
erkek; büyür, sever, öğretir, geliştirir, korur ve arkasında sevgi dolu, inançlı, gelişmiş bir dünya bırakır.
kısacası aslında adam gibi adam olup büyümek ve büyümek ve büyümek için ne kadar çok sebep olduğunu bilemeyecektir.
(bkz:
hayatla ilgili abartılı istekler/!hell guardian) gibi yazıları hissederek yazamayacaktır.
bana derseniz ki git bi çocuk ol gel... hayır tabii ki.
bir çocuk asla sevgiliyi özlemeyecek ve ona kavuşmayacaktır.
bir çocuk asla sevgiliye, dünyaya, aileye, mutlak huzura, fikirlere, bir şeyleri düzeltme fırsatına, özgürlüğe vs. sahip olamayacaktır.