x, 18 yaşında bi ablamız
y ise 4 yaşında bir kız çocuğu
x:bak ayşecim ne güzel bebek
y:nesi güzel bildiğin bebek işte
x:öle deme ama bak ne güzel arkadaş işte
y:arkadaş mı
x:tabi bak ben onlarla konuşuyorum dertleşiyorum
y:bu yaşta bebeklerin konuşamayacağını bilmiyor musun sen?
x:nası ya
havaalanında, uçak yolculuğunu tek başına yapmaması için çocuğun babasının iş arkadaşlarından birine halası tarafından teslim edilirkenki sohbet sırasında; çocuğun dekoltesini biraz fazla kaçırmış bayana dönerek en yüksek dozda şirinliğiyle "memelerin de ne güzelmiş" demesiyle cevap sayılmasa da hafif tebessümlerin içindeki kahkahaların oluşturduğu diyalog.
çocuklar giderek daha mı zeki canlılar haline geliyor ne?çocuklarla aram çok iyi olduğundan dolayı birçok komik konuşmamız olmuştur onlarla.işte bunlardan biri:
kişiler:ben ve çisil(7 yaşında bir kız çocuğu)
çisil:fakespeare sen pembe giyen kızları seviyormuşsun doğru mu?
fakespeare:eee , evet tabi doğru.
çisil:hmm bekle o zaman ben gelicem.
fakespeare:nereye gidiyorsun , neyi bekleyecem...
fakespeare voleybol oynamaya devam eder...aradan bir 20 dakika geçer...çisil pembe bir etek üstüne pembe bir t-shirtle gelir...
çisil:nasıl yakışmış mı bana pembe?
fakespeare:oy oy yakışmaz mı.çok şirin olmuşsun.
çisil:ya ne şirini güzel olmuş muyum sen onu söyle.
fakespeare: evet.
fakespeare voleybola devam eder 20 dakika geçer...çisil başka pembe kıyafetlerle gelir...bu sefer dudağında ruj da vardır...
çisil:bunlar nasıl?...
fakespeare:(diğer oyuncuların lan yeter artık oyuna dön nidalarına aldırmaksızın)evet çok güzel.iyi de niye pembe giyiyorsun benim için mi?
çisil:annem dedi ki biz "kadınlar" erkeklere güzel görünmek için giyiniyormuşuz.ben pembe giyersem nasıl olsa beğeneceksin.onun için giydim..
bu sözün üzerine kendimden geçip hö?noluyoruz?sen kimsin?ben kimim?neredeyim?kaç yaşındayım? gibi sorular yönelttim içimden.ama hepsi cevapsız kaldı.
tolga'dan bombalar devam eder...
5-)betty:tolgacım abin nerde?
tolga:terazi namazına gitti.* 6-)tolga:betty babam araba aldı biliyomoşun?* betty:öyle mii ne güzel..
tolga:ama ben babama dedim ti baba ben hep arkaya oturcam temerimi de takıcam.(babama dedim ki, ben hep arkaya oturucam ve kemerimi de takıcam)
betty:aferin sana.
tolga:ama niye öyle dedim biliyomoşun?!babam arabayı tullanırten birden fren yaparşa öne fırlamiyim diye dedim yokşa niye diyim manyat mıyım?
bu tolga oldukça da tombiktir, boğazına düşkündür malumunuz. ramazanda yaşanan bir diyalog:
tolga:betty ben oruç tutucam.
betty:tutamazsın tolgacım.
tolga:neden ti?naşıl tutulur ti oruç?
betty:gece davul çalar, uykundan kalkarsın, yemek yersin (tolganın gözlerinden bir ışık geçmiştir bu arada) tekrar uyursun.sonra sabah uyanırsın, sabah kahvaltısı yapmazsın, öğle yemeği yemezsin, bu arada su da içemezsin..(tolga lafı keser)
tolga:şeter çitolata?
betty:hayır hiçbir şey yiyemezsin. ta ki akşam top patlar o zaman her şeyi yiyebilirsin.
tolga:ohooo o şamana* kadar top yerine ben patlarım bee!! tutmuyorum oruç moruç!
betty:?!?!?
bir adet j ai tout oublie, bir adet kardeş, bir adet 3 yaşında kız çocuğu, bir adet dört yaşında erkek çocuğu ve ben tabi ki daha çok ben aslında hep beraber bi çaydanlık, bi ters dönmüş böcek, bi koltuk, tava oluyoruz. en sonunda kahkahalara boğan cümle gelir:
-ben bi topum, beni gol yap
- yavrucum bana şurdaki kültablasını verir misin?
- hı?
- bak bak sehpanın üstünde kültablası var ya
- evet
- hah onu bana getirsene.
- hıı?
- ya kültablasını istiyorum getirsene onu bana
- hı?
- ulan salak mısın versene yanındaki kültablasını bana.
- hıı?
- yan odada çikolata var komodinin üstünde git al ye onu.
- tamam!
çocuk doktoruna gelen hasta ve 3 yaşındaki bir velede iğne yapılması gerekmektedir ve çocuk bütün hastaneyi şu feryatla ayağa kaldırır: allahınız yok mu doktor amcalaaaaarrrr! yapmayın doktor amcalar kıymayııınnn banaaaa!!
3 yaşındaki bir hanım efendinin, zilli demek daha doğru galiba ya neyse, kendisinin olağanüstü marifetlerini anlatan annesiyle girdiği diyalog şöyledir:
anne: ay kızım, bütün arabaların markalarını biliyor, bilgisayarda babasının raporlarına bakıyor, bütün şarkıları biliyor vs.
minicik: anne anlatmasana nazar olurum!
anne:olmazsın kızım, maşallah der onlar.
minicik:demezlerse de alırım bir tane nazarlık takarım yakama bişey olmaz diy mi?!
annee:olmaz kızım.
minicik:(nerden aklına geldiği büyük bir muamma)anne sen deterjanını mı değiştirdin?eskisi daha iyiydi sanki bu tortu bırakıyor!
betty:minicik senin baban ne iş yapıyor?
minicik:hasta bakıcı!(babası kalp cerrahıdır)
bazen bunun gibi çok alakasız cevaplar alabileceğiniz diyaloglardır...
konuşma sevimli 4 yaşındaki küçük bir kızımızla onun teyzesi arasında geçmektedir.bende yan taraftan onları dinlemekteyim...
küçük kızımız çok yaramazlık yapar ve teyzesi de başedemeyince onu konuşturmaya çalışmaktadır.havadan sudan ne gelirse akla küçük kızımıza sorulmaktadır ki kız sakinleşsin...bir sürü saçma sorulardan sonra kızımıza mantıklı bir soru sorulur ama verilen cevap ne kadar mantıklıdır o tartışılır.
teyze: kızım sen büyüyünce ne olcaksın?
ve garip bir cevap...
küçük kızımız: rimelimi kendim sürcem!...
ben de yan taraftan "hönk! ne dedi?"
hande çok hareketlidir. peşinden 10 dakika dolaşanın pestilini çıkarır. aile pikniğinde yamukyumukpirenses kendini bir şezlonga atar, hande yanına gelir, elinden tutup çekiştirir.
h:hadi koşalıııım!
y: yaaa olmaz çok yorgunum, dolaştık işte yeter o kadar...
h: sen ne biçim gençsin!
4 - 5 yaşlarında iki çocuk sokakta top oynamaktadır ve bunları gören futbol özürlü ben, bir iki figür gösterip çocukların hayranlığını kazanayım, sonra da tıpkı filmlerde olduğu gibi enerjik bi şekilde yoluma devam edeyim derken iyice sıçar haliyle. top yola kaçar. yüzde gülmekle ağlamak arası bir tebessüm, çocuklar sinirli:
- naapıyosun lan sen.
- kusura bakma dostum.
- siktir git.
- tamam.
- göt.
tahminen ileride sözlüğün 8. nesline yetişebilecek olan küçük yeğenimle aramda geçen bir diyalogtur.
olay o benim yanımdayken itü sözlük sitesini açmamla gelişir.
-(sol framedeki başlıklar şöyle bir okunur* ve) hiii*....ben içeri geçeyim bari...
myqueen ve arkadaşları,biyoloji öğretmenlerinin oğlu alperen ile konuşmaktadır.esas çocuk alperen bilim çocuk dergisinin verdiği kartlar sayesinde ülkelerin başkentlerini ezberlemiş ve hepimize sırayla sorular yöneltmektedir.sıradaki soru bir erkek arkadaşa gelir
alperen:x abi söyle bakalım portekiz'in başkenti nere?
x:ne biliyim porto mu?(!)
alperen:libozon'dur.
biz:?!?!?!?!...puhahaha
sonradan anlaşılır ki çocuk 'lizbon'dur' demek istemiş ama annesinin biyoloji öğretmeni olmasının etkisiyle olsa gerek ribozom ve lizozom'dan esinlenerek libozon diye bir cevap verip bizi yerlere yatırmıştır
arabayla bir alışveriş merkezine doğru yiğenimi gezdirmek için gitmekteyiz. daha 2.5 yaşlarında olan kendisi ile istanbulun olağan trafiğinin yaşandığı bir yuvarlakta önüme kıran bir şahsıyete karşı seçtiğim nazik kelimeler sonucunda yaşanan diyalog:
ben: yahu kardeşim madem sola dönceksin niye en sağ şeritten gidersin anlamıyorum ki cibiliyetsiz insan (adamın yaptığı el işaretlerine karşılık)
ben: görmüyor musun arkada çocuk var
yiğenim: döküz, manyakk die bağırmaya başlar
ben: oğlum napıyorsun? nerden öğrendin bakayım bunları
yiğenim: manyakk (bana)
diyerek beni nakavt etmesi.
zaten söylenecek söz yok çocuk sinirlenmiş çatmamak lazım.
bir kaç kişi counter strike oynamaktayız (hala daha)
aramızda internet cafe sahibinin 6 yaşındaki oğluda var. çocuk, her yeni round'da ilk ölen oluyor ve bunu rakip takımın büyük abileri yapıyor..
-yaaa neden hep beni ördürüyorsunuz?
-kim öldürüyor seni?
-sen!
-ben öldürmüyorum ki.
-bak benim kulaklarım kör değil, tamam mı! ördürme beni bir daha
çocuk:anne bu ne?
anne:hebe, höbeee
çacuk:anneeeee bu neee?
anne :hödö ,gödöö
çocuk:anneeee bu nee??
anne:kamyon oğlum.
çocuk:neden yalan söylüyorsun o bi kere kamyonet