çocuklukta bilinen bir konunun, durumun, büyüdüğünde aslında tamamen farklı ya da yanlış olduğunun öğrenilmesi (tanım yapıcam diye kasmak bu olsa gerek).
- leylek hikayesi (aslında buna inanan çocuk var mıdır, gerçekten merak ediyorum).
- büyümek güzel birşeydir.
- bütün büyükler herşeyi, en doğru şekliyle bilir.
bilinenin yanlış olduğu anlaşıldığı anda başdan aşağı kaynar su dökülmüş ya da hayat zindan olmuş hissi uyandıran şeylerdir. bunların başında kişinin kendini herkesten özel ve önemli sanması gelir. hemen ardından ise 16 yaşın dolduğu gece aileden birinin -ki bunun hala kişisi olması uygundur- bir büyü kitabı hediye etmesi ve bunun sonucunda aslında bir büyücü, bir cadı olduğunu ilan etmesi beklenir durumu gelir.
gelecekte ilkokul 5 te sevdiği kızdan daha güzel bir kız göremeyeceğini sanmak.
e ama bu da düpedüz salaklıktı yahu...hem bizi kimse kandırmıyordu erişkin şahıslardan.kendimiz buna inanıyorduk.
bin kez dinlediğin masalı bir kez daha anlatsın diye yalvardığın annenin bu işten en az senin kadar zevk aldığına inanmak, dünyanın senin etrafında döndüğüne inanmak, bebek aspirinlerinin istediğin gibi kafana göre yiyebileceğin şekerler olduğunu düşünmek...
ezan okunurken söylenmeli diye çocukken ezberletilen bir manide geçen "melekler iman eder"i yıllarca "inekler iman eder." demek.. lambada şarkısını türkçe sanıp,komşuların çocuklarından şöyle öğrenip,dans etmek:
oooo beto beto
elizabeth'in karısı
elizabeth'in karısı madonna
ve şimdi karşinızda lambada
dıdıt dı dıt
dıdıt dı dıt...
bir gece ay ışığında annenin ve babanın elinden tutmuş yolda yürürken,çok mutluyken ve o an fotoğraflansın diye can atarken ve bu imkansızken:"bizim yansımamız aynı yıldızlar gibi şu an uzayın derinliklerinde uzaklaşıyor.ileride çok zengin olup,nasa'ya bir araç yaptırıp,o görüntüyü geri alacağım." diye düşünmek...
"yakalayın yeşil ışığı hesaplı parlak bulaşığı"ezgileriyle hafızalarımızda yer eden yeşil ışığın gerçek olduğunu sanmak..eve ısrarla alınması istenen bu yeşil ışık ,büyük bir hayal kırıklığıdır bir nesil için..
rol icabı bile olsa iki insanın öpüşmesinin mümkün olmadığını düşünmek.. öpüşme sahnelerinin araya ince cam bir levha koyularak çekildiğini sanmak, bunu babaya sorarak "demi evet ööle yapıolar biliyorum" diyerek babadan evet teyidini alana kadar ısrar etmek.
sonrasında kanka bildiğin çocuk dudağına yapışınca ve senden okkalı tekmeyi yiyene kadar bırakmayınca ölücem sanmak. sonra sırayla anane, baba ve anneye salya sucuk şikayet etmek kendini yerden yere atmak, "kızım hiç bişey olmaz" demelerine kulak veremeden yüz elli kere dudakları yıkamak.
hiç görmeyip sadece adını duyduğun kolalı gömlek konusunda oldukça yanlış fikirlere kapılmak. hatta, "cola? gömlek? iyi de, böyle ilginç bişeyi niye yapmışlar acaba ne işe yarar ki?" gibi düşünceler kafamı bayağı meşgul etmişti, kimseye de sormamıştım. amma salak oluyo insan küçükken.