küçük dev şeyler, önüne hiçbir engel çıkamaz çocukların; herkesin aranarak girdiği büyük binalara ellerini kollarını sallayıp güvenliği "kasımpaşa"
* nidalarıyla tınlamadan geçerler. bu masumluk, saflık göstergesi, salt sevgiden oluşmuş meraklı fiziken küçük insanlar devler gibi dalarlar her yere.
en taş kalpli adamın "buyur yavrucuğum" diyesi gelir de herkesin biraz kıskanç, biraz heves biraz da umutla baktığı pahalı lokantanın aşçısı en pahalı yemekten tattırır. (gözümün önünde sultanahmet'te bir fransız lokantasında oldu, çocuk 3,4 yaşında çok şirindi ve aşçı dayanamayıp acayip telaffuzlu bir fransız yemeğini koydu önüne)
neden peki bu kadar ayrıcalık sahibidir bu herkesin bir dönem yaşadığı evre? çünkü menfaatsiz verme isteği vardır, sevgiyi içlerinen geldiği için verir çocuklar, cıvıl cıvıl gülerler. meraklıdırlar ama ne yapsınlar işte, bilmiyorlar öğrenmek istiyorlar, o kadar da olsun ama. fesat düşünce yoktur kafalarında siz öğretmedğiniz sürece. gülene gülerler... yani her iyi "şeyi" karşılıksız en iyi haliyle besler ve dağıtırlar.
bu sözlükteki bir insan(aslında çoğunuz tanıyor da isimden ziyade fikirin vermek istedim) ile yaptığım bir konuşma sonucu, onun bir fikrinden yola çıkarak aslında hepimizin bildiği ama her seferinde hatırlatılmak zorunda bırakılan şu sonuca vardırm: her insan çocukluğundaki o en "iyi" "şeyleri" en iyi haliyle hissedrr ve yapar, ne zamanki büyür ve pislikleri yaşar, sonradan tekrar çocukluğundakileri hissetmek için, o günlere manevi açıdan dönmek ve eşini de döndürmek için yıllarca düzen kurmaya çabalar.