aklıma başıma devşirip, ne zaman iş, arkadaş, kullandığım toplu taşıma araçları, boş zamanlarımda takıldığım yerler, kısaca yaşadığım çevreyi alıcı gözüyle gözlemlemeye başlasam gerçekleştirmekten gerçekten korktuğum eylem.
bir sabah uyandığımda, o annelerden birisine dönüşmüş olmaktan gerçekten çok korkuyorum. kabus gibi anneler.
en yakın markaj ve uzun mesaili gözlemleri iş yerinde yapabildiğimden; bir kaç örneği oradan vermek isterim sevgili sözlük. mesela bir annemiz, çocuk henüz iki yaş mumunu söndüremese de kendisi 16. çocuk bakıcısı (absürd örnek vermek için abarttığımı düşünenler için söylüyorum, gerçek) ile görüşmelerini sürdürüyordu geçen hafta. sakın bana insan herkese de çocuğunu emanet edemez ki haklı olabilir demeyin anneanne de zaten başında çocuğun. her neyse son bakıcının evden gönderilme nedeni haşlanmış yumurtanın üçte biri yerine yarısını çocuğa yedirmiş olmasıydı. valla ben matematik mezunuyum ama topolojik olarak haşlanmış bir yumurtanın üçte birini hesaplamam istenirse şöyle bir düşünürüm. hani sarısının ve beyaz kısmının üçte birlik kısımlarını ayrı ayrı alıp mı sonra onları bir araya getirecem, yoksa haşlanmış yumurtayı bir bütün olarak ele alıp mı üçte birisini alacağım, öyle mel mel bakarım. sonra göz kararı olayına geçer muhtemelende çocuğa yumurtanın yarısını yedirmiş olurum. her neyse bizim zavallı çocuk bakıcısı da herhalde aynı göz kararı olayına girişmiş olacak ki yumurtanın yarısını yedirdi çocuğa sonra da işinden oldu. neyse anneye nacizane olarak yumurtanın üçte birinden biraz daha fazlasının çocuğa zararının, 16. bakıcının da gidip 17.yi karşısında görünce yaşayacağı tramvadan daha az olacağını dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım ama o dinlemedi. hala yumurtanın üçte biri diyordu. sonra da öğlen kızını sevindirmek için istinye park'a gidip
swarovski taşları olan külot aldı. (tövbe estağfurullah)
başka bir annemiz çocuğuna sürekli kan testi yaptırıyor. belli çocuğun bir rahatsızlığı var demeyin, kızarım. ben bu çocuğu 2000 yılından beri tanıyorum. (hani ailecek görüşüyoruz denir ya, öyle bir şey işte) çocuk neredeyse elimize doğdu ve doğduğu andan itibaren de turp gibiydi. belli bir rahatsızlığı yok. hatta hiç bir rahatsızlığı yok. ne psikolojik ne de başka türlü. ancak anne ziyadesiyle rahatsız. iş yerinde ki fakstan gün geçmiyor ki çocuğun bir kan değer raporu çıkmasın. biruni laboratuvarı bile sıkılmıştır artık o değerleri fakslamaktan. sonra çocuk her hafta sonu
yankı yazgan'a götürülüyor düzenli olarak. neymiş çocuk hiperaktifmiş. yemişim sizin hiperaktifliğinizi. çocuk arada bir zıbarmak istiyor, oyun oynamak istiyor, coşmak kudurmak istiyor. ama nerdeeee. artık doğasının gereği bu hareketleri sergileyen her çocuk hiperaktif anasını satayım. moda ya. herkes birbirine hava atıyor. ah benim de çocuğum hiperaktif (hııhh, seninkinden eksik kalır mı. hem ben
yankı yazgan'a götürüyorum.)
başka bir annemiz çocuğun daha kırkı çıkmadan özel bir okulun kreş kısmına kaydını yaptırmıştı. neymiş ne kadar erken kayıt yaptırırsan o kadar iyiymiş. gel zaman git zaman çocuk büyüdü, kreşe götürülme zamanı geldi. vallahi gözüm korktu, sanırsınız çocuğun üniversite sınav sonuçları açıklanacak. öyle bir telaş. kreş yahu altı üstü. zaten baktığın bütün kreşler hemen hemen aynı kategoride. belli bir kesime hizmet veriyor. parası olan gidebiliyor. bunun daha ilkokulu, orta okulu, lisesi, üniversitesi var yahu.
örnekler çok. anlatsam sayfalarca sürer. uzun lafın kısası çocuk yapmak başta da söylediğim gibi korkutuyor beni. içinde bulunduğum çevre ile hayalimde çocuğum ile kurduğum dünya çok farklı. elbette çocuğumu kendi istediğim gibi yetiştirme hakkım baki. ancak ya ben de heves edip çocuğa
swarovski taşlarla süslü külot almaya kalkarsam. ya bir zamanlar mahalle ilkokulunda dünyanın en mutlu çocuğu olarak okuduğumu unutup çocuğuma en iyi kreşi bulacağım diye aklımı kaçıracak gibi olursam. ya bir gün gelir de çocuğu anneannesine bırakıp tek başıma tatile gidebildiğim için mutluluk duyarsam, oh be iki hafta kafamı dinleyeceğim dersem. ya kendi egolarıma, etrafa atacağım havalara, sidik yarışlarına engel olamayıp çocuğumun mutluluğunu hep ikinci planda tutarsam. bu yazıyı da işte bu yüzden yazdım. bir gün çocuk yaparsam ve değişime uğrarsam eskiden neler düşündüğümü hatırlamak için.