|
|
- (bkz: http://www.itusozluk.net/...)
(camel, 13.03.2006 20:07)
- ucurtmadan muhasebe notları alma mecburiyetimiz yüzünden artı birle beraber katılmak mecburiyetinde kaldığımız zirve. lakin bu mecburiyet yerine hoşluğa bırakmıştır bir süre sonra. camelın ilk organizasyonu olması vesilesiyle bazı eksikliklerini görmezden gelip, düzenlemiş olduğu bu hoş zirveden dolayı kendisine teşekkürü borç biliriz.
- gecenin bir yarısıydı. sözlüğe girmiştim. haftasonu godot ve ucurtma ile yaşayacağım unutulmaz dakikaları garantiye almak için bir yandan da msn'den ucurtma'nın gelmesini bekliyordum. "nie gelmiyo kafatasını sktiğim!" diye sinirlenip msn'e baktım. "hay kafatasımı skim zaten onlinemış" diye kendime isyan ettim. neyse şudur budur derken ucurtma atıldı birden.. "lan c.tesi günü çirkinler zirvesi'ne gidelim!!".. bunu kendime bir hakaret olarak kabul ettim ve "sktir ordan yarraaam" diye bağırdım. sonra hoş şeyler söyledi. "gelirsen vericem" falan dedi. aslında malında falan gözüm yoktu ama sözlükte "ucurtma'yı bi skmişim bi skmişim" demenin de ayrı bir havası olurdu açıkçası..
"iyi" dedim. "yarın godot'u da alıp gidelim.."
ertesi gün oldu. ilk önce mahalleden komşum olan üç kademeli su ısıtıcısı'nın evine uğradım. hiç "kim o" diye sormadan açtı bana kapıyı. daha önceki akşam tavlada elime veren bu eleman, bu sabah karşımda o seksi geceliği ile dikilmiş "ay hoşgeldin" falan diyordu. ısıtıcının bu fevri tavrı pek hoşuma gitmemişti. "ben zaten gitmicem lan zirveye, onu haber etmeye geldim.." diyerek apar topar uzaklaştım evinden.
taksim'e doğru yol aldım. ucurtma bana attığı mesajda "abi taksim meydanında bi kitle ile anlaşma yapmam lazım. ucuza gitmemeye çalışacağım. sen godot'un evinde bekle, ben gelirim seni almaya" diyordu. ben de ona "abi hala bırakmadın mı bu işleri.. bak meydanda ne güzel miting var, git ona katıl, sesini duyur" gibisinden insanlık namına ricalarda bulundum. ama pek takmadı sanırım ki.
sonra godot'un ziline bastım. godot, güvenliğe önem veren bir arkadaşımızdı. balkondan bana baktı. "yine mi sen lan" gibisinden bi bakışı vardı ama ağzı "oo gel gel" diyordu. çıktım evine. amerikan özentisi bir arkadaş olduğundan "çıkarma lan ayakkabıları" dedi, çıkarmadım. selam kelam ii u falan derken birden "sana bişey izleticem" dedi. izlet, dedim. bizim masum diye bildiğimiz bu godot insanı, işlediği seri cinayetleri konu alan belgeseli izletti. karma bir şey olmuştu aslında. filmde cinayetten çok ekmek bıçaklarının aslında ne kadar fonksiyonel bir alet olduğunun ulvi mesajı veriliyordu. film henüz bitmeden ucurtma geldi. "abi bi anlaşmışım, bi anlaşmıcım"cı bakışları vardı. kendisine godot'un adam öldürmek ile meşgul olduğunu belirten küçük bir açıklama yaptıktan sonra yol almaya başladık.
ucurtma kafası karışık bir insandı. taksim'den karaköy iskelesine az biraz yürümek yerine, yolların mitingciler tarafından doldurulduğunu bile bile "beşiktaş iskelesi'ne gidek" dedi. zaten kendisini skmek için bir bahane arayan ben, hemen olumlu karşılık verdim. baktı ki g.tü büzzzükleşti, hemen bir tramvaya atlayıp karaköy'e götürdü beni..
kadıköy iskelesinde ucurtma'nın ekürileri bizi almak için bekliyordu. lord andurien insanı giydiği siyah pelerini ile gayet karizmatik bir tavır sergiliyor olsa da arada bir esen meltemler pelerini havalandırıyor, ortaya marilyn mornoe tarzı görüntüler çıkıyordu.
zirve mahaline intikal etmiş bulunduk. kapıda bizi cemal, eee, camel karşıladı. camel insanının saçları o kadar uzundu ki gelinin gelinliğini tutan nedimeler gibi, hemen arkasında subuo onun saçları yerlere sürtmesin diye yardım ediyordu. merak ettim acaba subuo'nun saçlarını kim tutuyordu diye.. meğerse ben tutuyormuşum. "nerdeyim lan ben" adamı olup çıkmıştım.
subuo'nun saçlarını bıraktıktan hemen sonra içeriden bir çantanın bana doğru yaklaştığını farkettim. daha dikkatli baktığımdaysa bu çantanın, ee, daha doğrusu çantanın sahibinin shau mei insanı olduğunu anladım. "naber c2d" diye el uzattı, elini itekledim. "seni pis civciv" diye bağırdım ona. ancak bu hareketimin maksadını ben dahil hiç kimse anlamamıştı.
kapıdan içeri doğru süzülen nesneyi gördüğümde ise şok geçirmiştim adeta. yürüyen bir jakuziydi. dumanı hala tütüyordu. "yanıyorsun fuat abi!" diye bağırdım, pek bir tepki gelmedi jakuziden.
jakuziyi olduğu yerde bıraktıktan sonra zirveye benden önce gelen arkadaşları selamladım. ilk önce o kırmızı şapkasına aşina olduğum ben de öyle biliyordum kişisine yöneldim. tokalaşma maksadı ile elimi uzattım fakat onun geldiği yerde adetler farklı olacak ki, o elimi yalamaya başladı. nasıl bir tepki vereceğimi, ne söyleyeceğimi şaşırmıştım. "berhüdar ol" mu demeliydim, yoksa "yalayanların çok olsun mu" demeliydim bilemiyordum. hemen yanıbaşımdaki ross kişisine danıştım, "ben bilmiyorum, artı bir'im bilir belki" dedi, artı bire baktım, kafa sallıyordu. "ne lan, yaliym mi yalamiym mi" dedim, kafa salladı. bir kafa da ben de öyle biliyordum'a salladım. oracıkta pestili döküldü zaten.
zirveden bir kişi eksilmişti. ucurtma'ya baktım önce, "ehek ehek" diye gülüp taktığı garip şapkayı önce ağzında bir güzel yalıyor, sonra masada gözüne kestirdiği körpecik, tüyü bitmemiş gençlerin kafalarına takıyordu. iğrendim bir an. çayımı yudumlamaya koyuldum ki koyulmaz olaydım. camel kişisi, "abi benim bi saç telim düştü çayın içine..." diyordu. kaşıkla önce bardağı, sonra camel'in vücudunu yokladım. her şey normaldi. insanların bana bakışları yavaş yavaş değişiyordu. daha sonra bu bakışların açlıktan olduğunu anlamam pek uzun sürmedi çünkü ucurtma ne zaman acıksa, bana "yalarım" tadında garip dil hareketleri yapardı.
karnı acıkan sözlük insanları, "hadi yemek yiyelim" diye bağırdı. ama neden bana bakıyorlardı, herkes ile özel olarak ilgilenemezdim, asker adamdım sonuçta. asıl aç olan bendim. ilgiye, sevgiye, bi 250 grama hasret olan, aç olan bendim.
dışarda yediğimiz yemekten hemen sonra ucurtma'nın çantasının g.tüme girdiğini farkettim fakat kendisine söylemedim zira ucurtma'nın çantasını arayışını sadist bir zevkle izlemek beni huzura erdiriyordu. bu zevki birden crimsonspider insanı bozdu. "çantan c2d'nin g.tünde!".. sinirlenmiştim, hatta utanmıştım. daha fazla olayı büyütmeden ucurtma'ya çantasını takdim ettim.
ayrıldık sonra arkadaşlardan. bir zirve de böyle geçip gitmişti. artık başka hangi zirveden, ne gibi randıman alırdık, kimin bardağından kıl, kimin çantasından kurabiye çıkardı bilemiyordum...
ps: yalnız o jakuzi neydi öyle amına koyim ya..
- kuzenimin dişini kırmam sebebiyle, zirve için son dakikalarda hazırlamayı düşündüğüm atraksiyonları yapamadığım zirvedir. ne kese kağıdı alabildim, ne de photoshop ile gözlere siyah bant çekmeyi düşündüğüm fotoğrafları çekebildim. ama orc ve sith lordlarından oluşan karma bir fotoğraf sergisini zirvetöre koymayı düşünüyorum. zira zirvede o kadar çirkin insanlar vardı ki, ben kimseyle ilgilenemedim, bir ara kusmak için tuvalete falan gittim, o derece yani.
ama genel olarak çok hoş bir zirve oldu, en son hesabı öderkenki 5 milyon liralık hesap eksiği, ellilik bira içenlerden şüphelenmeme sebep oldu.
geldikleri için herkese teşekkür ederim, mekan biraz dardı ama bir dahaki sefere diğer bölümü kapatırız artık.
zirvede votka** içene pek rastlamadım, ama insanlar içtikçe güzelleştiler, güzelleştikçe de zirveden ayrıldılar.
muzevir'e, beni diyalektik, postmodernizm ve ironi konularında aydınlattığı için özel teşekkürlerimi sunarım.(camel, 18.03.2006 23:03 ~ 23:03)
|