merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.

çingeneye beylik vermişler önce babasını kesmiş

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  1. az sorumlulukla yaşayan insanlara, bir görev ya da bir sorumluluk verildiğinde nasıl aniden kraldan fazla kralcı davrandıklarını anlatan bir atasözüdür.

    ankara'da okuyan bir öğrenci olarak buna rahatlıkla ego şoförlerini ve gişelerde çalışan görevlileri örnek verebilirim sanırım. en son tüketici mahkemesi kararıyla ulaşım ücretlerinde bir indirim yapıldı biliyorsunuz. her ne kadar bu indirim sonradan geri alınmış olsa da, bir ara bunun da etkisiyle öğrenci bileti basabilmek ya da alabilmek için paso zorunluluğu getirildi.

    ankara'daki paso olayı, istanbul'dakinden biraz daha farklı. şimdi şöyle, bizim öğrenci kimliklerimize eğer üzerlerinde ego bandrolü varsa paso, yoksa kimlik diyorlar. bunun sebebini hala idrak edemedim. yani benim öğrenci olduğumu, üniversitemin verdiği öğretim yılı bandrolü değil, ego bandrolü ispat ediyor.

    doğal olarak üniversite içinden kalkan egolarda tutup "öğrenci misin" diye soramıyor şoförler. zira oracıkta bir olay patlayıverir, daha da kimse önünü alamaz. zaten ücretler boyumuzu geçmiş. bu durumda okuldan direkt bindiğimizde sorun yok. amaaaa... şayet köprüye kadar (beytepe köprüsü) otostop çekiyorsanız ve oradan egoya binecekseniz çok kötü.

    aslında eskiden böyle bi kontrol yoktu. ama sanırım ego şoförlerine şöyle bir talimat gelmiş: "bandrolü olmayan ve öğrenci kartı basanlara iki kere bastırın, hakaret edin, sövün, ağızlarına sıçın."

    ya da şöyle de olabilir: "bundan sonra öğrenci biletiyle binişlerde paso göstermek zorunludur. bunun sorumluluğu şoförlerdedir."

    ikincisiyle birincisi aynı şey aslında. idrak etmemiz 2 saniyemizi aldı. bastık kartlarımızı, "paso?" diye soran şoföre "yok" dedik ve ilerledik arka tarafa doğru. o anda her şey koptu zaten. adam bağırmaya başladı. hele ki ben tınlamadan arkaya ilerleyince daha da bir kudurdu. hayır ellerimi belime koyup "adam adam, bana bak senin ağzını cart diye yırtarım, doğru konuuş!" falan dememi mi bekliyordu bilemiyorum ama anam babam bana bu kadar bağırıp sövmedi: "bundan sonra çift basacaksınız! bak hiç dinliyor mu! ben kime söylüyorum! bu ne terbiyesizlik! kurallar var burada! pasosu olmayan binemez! edemez! reröreröeeröreörö..." sonra ağzı köpürdü, çözemedik ne dediğini.

    hacı noluyo lan? sakin.

    birincisi, evet öğrenci değilim. akşamın sekizinde de beytepe köprüsünde deli siktiği için otobüs bekliyorum. ulvi bir sebep bence.
    hey allahım. manyak mısınız lan? alt tarafı bandrol. iyi ki size bi "kontrol edin" demişler. yatırıp sikseydin oldu olacak bandrolüm yok diye.

    akabinde demirtepe'deki şerefsiz herif. seni bir daha görürsem kafanı bandrolüme sürteceğim. "bugün aksilik oldu tandoğan'a gidemedik, zaten yarın alacağım" diyorum adam nuh diyor peygamber demiyor. lan çılgın mısın? he noldu, yalan da söylemiyordum. bir sonraki gün gittik bandrol aldık. allah kitap peygamber diyorsun, başında takkeyle gezip sakallarını çüküne kadar uzatmayı biliyorsun ama daha insanlara güvenmeyi öğrenememişsin.

    son olarak da bahçelievler metrosundaki gişede duran yaşlı amca. allah akıl fikir versin demekten başka çarem yok. gittim kart alacağım, adam bağırmaktan işini yapamıyor. nasıl kaptırmış ama kendini, anlatamam. önümde bir kızcağız vardı, kızın ağzına sıçtı bandrolü yok diye: "hem bandrolün yok, hem öğrenci kartı istiyorsun! bu ne terbiyesizlik!"

    oha.

    terbiye insanın bandrolü olmadan öğrenci kartı istemesi mi lan? valla ben bir şeyleri ıskalıyorum ama, hadi neyse. kız ağlamaklı bir şekilde tam aldı kartını mecburen. gitti ayaklarını sürüye sürüye turnikelere, sıra bana geldi; adam bu arada hala kıza bağrıyordu ki beni gördü bana da bağırdı: "ne istiyosun!" bu bir soru cümlesi değildi bence ama ben yine de şansımı denedim: "bir tane ikilik öğrenci."

    adamın gözleri parladı, yine başladı bağırmaya:

    -var mı bandrolün? hep böyle yapıyorsunuz! hem bandrolünüz yok hem de öğrenci almaya çalışıyorsunuz! ben anlamıyorum ki gidip o bandrolü almakta ne var? iki kuruşun hesabını yapıyorsunuz reröererörerö
    +*bandrol ışıltısı*
    -ha... aferim!!!
    +nasıl yani?


    bu insanlara bandrolün ne kadar önemli olduğu söylenmiş ve bir görev verilmiş. bu insanlar da kendilerine böyle önemli bir sorumluluğun verilmesiyle zevkten kendilerinden geçmişler. aslında o asıp kestikleri, ağzına sıçtıkları halkın bizzat bir parçası olduklarını unutmuşlar.

    hale bak hele. biri bütün otobüsün içinde ağzıma sıçar bandrolüm yok diye, tehditler savurur, söver de söver; diğeri kızın birine ego bandrolü üstünden terbiye dersi verir ve iki kuruşun hesabıyla ilgili hayatımızın dersini verir bize.

    biz öğrenciyiz, tabii ki iki kuruşun hesabını yapıyoruz. hiçbir işlevi olmayan bir bandrole 20 lira vermektense onunla bir aylık elektrik faturamı ödeyebilir, 4 ay boyunca apartman aidatını düşünmeyebilir ya da beni 2 ay götürecek kadar su alabilirim. çünkü değil 20 lira, kimi zaman 2 lira bile bulamıyorum. ve bunun hesabını yapan öğrencilere tutup da bu sikindirik bandrol yok diye tam kart aldırmak hayvanlık sadece. üstüne üstlük başarılı bir stratejiyle küçük insanlara sorumluluk verilerek gerçekleştirilmiş bu.

    büyük ihtimalle bir öğrenciyi aşağılarken, onun ağzına sıçarken, onunla dalga geçer ve son parasıyla onu tam bilet almaya zorlarken küçük hayatlarının nadir zafer anlarından birini yaşıyor bu insanlar.

    işte çingeneye beylik vermişler, önce babasını kesmiş bu.

    çok sinirleniyorum düşündükçe.