ilk önce:
(bkz:
düşünce deneylerinin geçerlik koşulları)
(bkz:
düşünce deneylerinin sınırlarını çizmek)
(bkz:
düşünce deneyleri ve deneyci düşünüş)
(altın harflerle)(bkz:
bilmiyorum diyebilmek)
(bkz:
felsefe etkinliğinin tekil ya da çoğul olması)
(bkz:
@2836152)(bilim felsefesi)
(bkz:
kuramlar üzerine diyaloglar)
abese irca metodunu kullanarak oluşturulan bir deney. yanlış olduğunu, mantık hataları içerdiğini düşündüğümüz bir olay var diyelim. olayı ispat etmek için bunun doğru olduğunu kabul edip çeşitli patikalardan geçirirken çelme takacağıma ve bu düşünceyi tepe taklak getireceğime söz veriyorum demek. bak gördün mü tutarsızlığı? nanik nanik yaparak düşünceni kabul ettirme yöntemi. bu şekilde olduğundan ötürü bu gibi ispatları sevemiyorum. kendimi yönlendirilmiş hissediyorum. ortamı kuran zaten sensin. ben başka bir ortam kurup yanıma brezilyalı sarışınları alsam sonuç farklı çıkar. bu yönteme başvuran herkese her horoz kendi çöplüğünde öter diyesim geliyor. haklı yada haksız, düşünceleri benimkilerle örtüşsün yada örtüşmesin ucu felsefeye dayanan zırtapozlukların hepsinde karşıyım.(ruhunda orospuluk var gibi geliyor) bunu yapan matematikçilere bizim orda kız vermiyorlar haberiniz ola. bu ağ sistemini çalışıyor kabul ettiğiniz an tuzağa düşmüşsünüz demektir. uzun lafın kısası düşüncelerinizi hayata geçiremediğiniz zaman bir geçerliliği kalmaz.
belirli bir program dahilinde bu kadar insanı organize etmek neredeyse olanaksız olduğu için pratikte yatar bu iş. deney teorisinde bile bir sürü parametre eksiği var. çevre şartları, deneklerin ruh hali..vs.. ya her şeyi bıraktım bir çekik gözlünün bile ishal olması yeter bu işin başarısızlığına. böyle hisli bir robotu ilk önce yap, arabanın kontağını çevirebilecek hale getir sonra deneyin başına geçip sonuçlarını irdele.
bir deney yapılacak ise bu işi düşünürler yerine bilim adamlarına bırakalım. bilim felsefesi dahi kuantum bahçesinde top koşturamıyor ama gel gelelim kedicikler, şeytancıklar sayesinde anladığımızı sanıyoruz bazı şeyleri. geçenlerde olasılıksız(improbable) diye bir kitap çıktı bunu okuyan kuantum fiziğini ve olasılık teorisini yuttu ezberledi(!) neymiş hemen bakalım kitaptan ''hiçbir şey imkansız değildir, sadece olasılığı düşüktür.'' bir kitabın özetini ister ya hoca sonra gidip filmini izleriz. ayrıntılar sıkar çoğu insanı hatta anlamak bile istemez, belki anlamıyordur bilemiyorum. bu ondan daha beter ve gülünç bir durum. iki elimin parmakları kadar bu deryaları yalayıp yutan insan varsa ne ala.
bazı şeyleri ispatlamak için sadece düşünmek, fikir üretmek yetersiz kalabilir. en barbar conan
* halinizle bile elinize kağıt, kalem alıp hesap-kitap yapmanız gerekebilir. ha ben dilimle ispatlarım ve bu ispatladığımı yutarım derseniz o ayrı bir konu. şayet bu safsatanın adı ''deney'' olacaksa aranıza iki üç kimyager, biyolog, fizikçi, tıp alanı ile ilgili şahsiyetler tercihen doktor ve mühendisler alın ki sizi adam zannetsinler.
kilinik deneylerde herhangi bir çalışma başlanmadan baş araştırmacı(doktor olur genelde), protokol adı verilen bir çalışma planı hazırlar. sosyal psikoloji deneyleri sonucu kullanışlı bilgiler elde edilir.
misal: ptt fonksiyon, mektuplar eleman olsun.
(tanımlar:
fonksiyon,
etkisiz fonksiyon,
birim fonksiyon,
fonksiyonel,
birim,
sinir hücresi)
- mektupların kişiden kişiye ulaşımını sağlayan kurum?
- cvp: ptt.
-o zaman?
cvp:ptt bir fonksiyondur.
- peki şahsen kişiye ileten(elden veren) kim?
cvp: postacı.
-o zaman.
cvp: ben bir nöronum.
sual:
syd barrett'en
david gilmour'a giden bir mektup şöyle bir fonksiyon sayesinde gönderilsin f: s-->d.
i)postacının yaptığı iş nedir?
ii)postacı bu işin neresindedir? ptt olmasa postacı bu işi yapabilir mi?
cevap/yanıt
i) s ile d arasında iletimi sağlamak, postalamak. sevenler arasında bağ kurmak.
ii) işin tam ortasındadır bkz f:s''-->''d. ptt olmasa bile postacının bu işi hobi olarak yapma ihtimali vardır. ilk önce ailesini ve kendisini geçindirecek bir iş bulduktan sonra kalan boş vakitlerinde sevgili karısını soğuk yatakta yalnız bırakarak bu işe kendisini adayabilir. çocukları var ise kesin psikolojik bunalıma girer. kızı baba figürlerinden kazık yer, oğlu sinyalci olur. hadi loto'dan, iddia'dan para kazanmış olsun diyelim, ferarisi ile aşk kokan mektupları daha hızlı bir şekilde sevdiceklere ulaştırabilir ama kesin boynuz yer!(ayrıntılı düşünmek hayatın bu yanlarını dahi görmeği gerektirmez mi?)
burada insan gibi karmaşık bir yapıdan, insan beyninden bahsediyoruz. milyarlarca nörondan bir beyin oluşuyor ama beyni tek nörona indirgeyemeyiz. d(beyin)/dt= nöron diyebiliriz ama bu sadece beynin sinir hücrelerinden oluştuğunu gösterir. ''çin'deki her insanın eline bir telsiz versek ve her insanın beynimizdeki bir nöronun yaptığı işleri yapmasını sağlasak'' demek beyni hatta bir insanı bütün olarak sinir hücresi yapıyoruz demek değil midir? yoksa ben mi yanlış anlıyorum.
keşke hissetmek sıfır ve birlerden ibaret olabilse. duyu organımızı beyin yönetse dahi bu işi hormonlar sayesinde yapabiliyor. çin-çan-çon'a sen bi' gel senle tek norönculuk oynayacağız, romayı yakacağız demekle olmaz bu iş. bu tek nöronu kalmış canavar hem uyarılma, uyarıya tepki verme, enerji kullanımı gibi canlıların ortak özelliklerini gösterecek hem tek bir göreve yoğunlaştığı, odaklandıkları kabul edilip bunun üstüne bir sürahi soğuk su içerek birbirleriyle bağlantı kurarak halay çekecekler? korkmayın. hebele hübeli tarzım deneyin absürtlüğünden ileri gelir. gerekli bilgiler harmanlandıktan sonra neyin doğru olduğu eminim görülecektir. muhim olan dil değil fikrin doğruluğudur.(ha ben sokak çocuğuyum o ayrı bir mesele.)
bu deneyler bana kendi düşüncelerini, inanışlarını bize zorla empoze etmeye çalışan kişi ve kurumların yaptığı belgeselleri hatırlatıyor. bu belgesellere nefret kusanların bu seviyede deneyler yapması ne kadar mantıklı. hani sen üstündün? hayvanlar aleminden ilginç yaratıklar gösterdikten sonra kuran ı kerim'den bir kaç ayet okuyup bak işte o halde allah vardır diyenden ne farkın kaldı senin? bu belgeseller orijinden uzaklaştırırken bu sözde deneyler yaklaştırıyor. ulan çekiştirmeseniz biz yine aynı yerimizde kalacağız zaten. ne diye uğraşırsınız anlamam. bunu şöyle kabul edersek böyle olur diyerek deney yapılmaz. bunu matematikçiler yaptığı zaman bile fıkra konusu oluyorlar.(ilgili fıkra için bkz:
@2768331)
gerçekleşmesini istediğimiz, düşündüğümüz bir deneyden mi bahsediyoruz? yoksa hayallerimizde yaşattığımız ve sadece orada kalacak bir deneyden mi bahsediyoruz? bu ayrımı net bir şekilde yapmak gerek. (lütfen bir daha bakınız:
düşünce deneylerinin sınırlarını çizmek)
tanrı, değişken bir fonksiyondur.
f(x)= özgür irade.[x^3 cos(bıdı) + bıdıkare x - sanane x..]
işin güzel tarafı x'e ne değer verirsek o oluyor. işin kötü tarafı ise x'e istediğimiz bir değer verebiliyor olmamız. ne istersek o.
ben tanrıyı bir kalıba sokmak istiyorum ama sığmıyor. göte giren şemsiye niye açılmıyor? allah kendisinin sığacağı kadar büyük bir kap yapabilir mi? yapabilir. neden yapmasın? ee o zaman kalıba girmiş oluyor. o halde tanrı, allah'ın daniskası(!)
o halde tanrı, rassal bir değişkendir. o zaman ben dönek bir insanım. hayır aslında dönek değilim zaten rassal değişken başlı başına değişken bir fonksiyondur... bu gibi deneylerin sonucu olamaz. olmaz.
(loş ışık ne kadar güzel gösteriyor.)