belki ilginizi çeker
  1. · çin odası deneyi
  2. · bilincini yitirmiş kemancı
  3. · düşünce deneylerinin geçerlik koşulları
  4. · düşünce deneyleri ve deneyci düşünüş
  5. · çin odası
  6. · roger shephard
  7. · bilinç
  8. · birim
gündem
  1. · demokratik sol halk partisi
  2. · hayatında hiç star wars izlememiş insan modeli
  3. · disko kralı
  4. · 21 kasım 2009 beşiktaş fenerbahçe maçı
  5. · ateist yazarların itü sözlük ten defolup gitmeleri
  6. · beşiktaş
  7. · google wave
  8. · sokak satıcısı diyalogları
  9. · sevgiliye kafa atmak

çin ulusu deneyi  

  1. (ingilizcede chinese nation experiment veya china brain)

    ned block isimli filozofun bilinç ve qualia ile ilgili tartışmalarda işlevselcilerin argümanlarını çürütmek için kullandığı bir düşünce deneyi. çin'deki her insanın eline bir telsiz versek ve her insanın beynimizdeki bir nöronun yaptığı işleri yapmasını sağlasak, böyle milyarlarca çinliden oluşan dev bir iletişim ağımız olsa, bu ağın yaptığı hesaplamaları da bir robotun hareket etmesi için kullansak bu robotun wish you were here dinleyip pink floyd'a eşlik ederken duygulandığını söyleyebilir miyiz gerçekten?

    tekrar etmek gerekirse kulağa gelen ses dalgalarının bilgisi bu işten (kulaktaki mekanik enerjiyi sinirsel mesajlara çevirmekten) sorumlu çinlilerimize bildirilecek, onlar da her biri bir nörona karşılık gelecek şekilde iletişimde bulundukları diğer çinlilere bu bilgiyi aktaracaklar, beynimizdekine benzeyen karmaşık hesapları sonucu motor korteksindeki nöronların görevini üstlenmiş çinlilerimiz robotun hareket mekanizmasına komutları gönderecekler biz de robotun gözleri yaşlı bir şekilde "running over the same old ground, what've we found?! the same old fears!" diye bağırdığını göreceğiz. bu noktada yeteri kadar çinli bulma ve beynin çalışma prensiplerini yeteri kadar detaylı bilme gibi sorunları halletiğimizde hard core bir işlevselci, robotun bir insandan farkı olmadığını iddia etmek durumunda. öte yandan robot oldukça mekanik, bilginin işlenmesine dair tüm süreçler çin'de radyo sinyalleri üzerinden yapılıyor. "o hâlde pink floyd'dan alınan keyif gerçekte nerede oluşuyor?" diye soruyor ned block: kafamızın içindeki nöronların böyle öznel bir deneyim gerçekleştirmesi ile çin ulusu bireylerinin bu tür bir öznel deneyime yol açması arasında şu an görebildiğimiz bir farklılık yok. bildiğim kadarıyla sapına kadar işlevselci sayılabilecek daniel dennet böyle bir farklılık olmadığını söylüyor ve bu tür prensiplere göre hareket eden bir robotun da şu an insanları sınarken kullandığımız kriterlere göre bilinçli olarak kabul edilmesi gerektiğini kabul ediyor.

    bu deney sonradan john searle'ın çin odası deneyine ilham kaynağı olmuştur.
    (recai pengül, 18.11.2008 15:20 ~ 19.11.2008 16:52)
  2. ilk önce:
    (bkz: düşünce deneylerinin geçerlik koşulları)
    (bkz: düşünce deneylerinin sınırlarını çizmek)
    (bkz: düşünce deneyleri ve deneyci düşünüş)
    (altın harflerle)(bkz: bilmiyorum diyebilmek)
    (bkz: felsefe etkinliğinin tekil ya da çoğul olması)
    (bkz: @2836152)(bilim felsefesi)
    (bkz: kuramlar üzerine diyaloglar)

    abese irca metodunu kullanarak oluşturulan bir deney. yanlış olduğunu, mantık hataları içerdiğini düşündüğümüz bir olay var diyelim. olayı ispat etmek için bunun doğru olduğunu kabul edip çeşitli patikalardan geçirirken çelme takacağıma ve bu düşünceyi tepe taklak getireceğime söz veriyorum demek. bak gördün mü tutarsızlığı? nanik nanik yaparak düşünceni kabul ettirme yöntemi. bu şekilde olduğundan ötürü bu gibi ispatları sevemiyorum. kendimi yönlendirilmiş hissediyorum. ortamı kuran zaten sensin. ben başka bir ortam kurup yanıma brezilyalı sarışınları alsam sonuç farklı çıkar. bu yönteme başvuran herkese her horoz kendi çöplüğünde öter diyesim geliyor. haklı yada haksız, düşünceleri benimkilerle örtüşsün yada örtüşmesin ucu felsefeye dayanan zırtapozlukların hepsinde karşıyım.(ruhunda orospuluk var gibi geliyor) bunu yapan matematikçilere bizim orda kız vermiyorlar haberiniz ola. bu ağ sistemini çalışıyor kabul ettiğiniz an tuzağa düşmüşsünüz demektir. uzun lafın kısası düşüncelerinizi hayata geçiremediğiniz zaman bir geçerliliği kalmaz.

    belirli bir program dahilinde bu kadar insanı organize etmek neredeyse olanaksız olduğu için pratikte yatar bu iş. deney teorisinde bile bir sürü parametre eksiği var. çevre şartları, deneklerin ruh hali..vs.. ya her şeyi bıraktım bir çekik gözlünün bile ishal olması yeter bu işin başarısızlığına. böyle hisli bir robotu ilk önce yap, arabanın kontağını çevirebilecek hale getir sonra deneyin başına geçip sonuçlarını irdele.

    bir deney yapılacak ise bu işi düşünürler yerine bilim adamlarına bırakalım. bilim felsefesi dahi kuantum bahçesinde top koşturamıyor ama gel gelelim kedicikler, şeytancıklar sayesinde anladığımızı sanıyoruz bazı şeyleri. geçenlerde olasılıksız(improbable) diye bir kitap çıktı bunu okuyan kuantum fiziğini ve olasılık teorisini yuttu ezberledi(!) neymiş hemen bakalım kitaptan ''hiçbir şey imkansız değildir, sadece olasılığı düşüktür.'' bir kitabın özetini ister ya hoca sonra gidip filmini izleriz. ayrıntılar sıkar çoğu insanı hatta anlamak bile istemez, belki anlamıyordur bilemiyorum. bu ondan daha beter ve gülünç bir durum. iki elimin parmakları kadar bu deryaları yalayıp yutan insan varsa ne ala.

    bazı şeyleri ispatlamak için sadece düşünmek, fikir üretmek yetersiz kalabilir. en barbar conan* halinizle bile elinize kağıt, kalem alıp hesap-kitap yapmanız gerekebilir. ha ben dilimle ispatlarım ve bu ispatladığımı yutarım derseniz o ayrı bir konu. şayet bu safsatanın adı ''deney'' olacaksa aranıza iki üç kimyager, biyolog, fizikçi, tıp alanı ile ilgili şahsiyetler tercihen doktor ve mühendisler alın ki sizi adam zannetsinler.

    kilinik deneylerde herhangi bir çalışma başlanmadan baş araştırmacı(doktor olur genelde), protokol adı verilen bir çalışma planı hazırlar. sosyal psikoloji deneyleri sonucu kullanışlı bilgiler elde edilir.

    misal: ptt fonksiyon, mektuplar eleman olsun.
    (tanımlar: fonksiyon, etkisiz fonksiyon, birim fonksiyon, fonksiyonel, birim, sinir hücresi)

    - mektupların kişiden kişiye ulaşımını sağlayan kurum?
    - cvp: ptt.

    -o zaman?
    cvp:ptt bir fonksiyondur.

    - peki şahsen kişiye ileten(elden veren) kim?
    cvp: postacı.

    -o zaman.
    cvp: ben bir nöronum.

    sual: syd barrett'en david gilmour'a giden bir mektup şöyle bir fonksiyon sayesinde gönderilsin f: s-->d.
    i)postacının yaptığı iş nedir?
    ii)postacı bu işin neresindedir? ptt olmasa postacı bu işi yapabilir mi?

    cevap/yanıt
    i) s ile d arasında iletimi sağlamak, postalamak. sevenler arasında bağ kurmak.
    ii) işin tam ortasındadır bkz f:s''-->''d. ptt olmasa bile postacının bu işi hobi olarak yapma ihtimali vardır. ilk önce ailesini ve kendisini geçindirecek bir iş bulduktan sonra kalan boş vakitlerinde sevgili karısını soğuk yatakta yalnız bırakarak bu işe kendisini adayabilir. çocukları var ise kesin psikolojik bunalıma girer. kızı baba figürlerinden kazık yer, oğlu sinyalci olur. hadi loto'dan, iddia'dan para kazanmış olsun diyelim, ferarisi ile aşk kokan mektupları daha hızlı bir şekilde sevdiceklere ulaştırabilir ama kesin boynuz yer!(ayrıntılı düşünmek hayatın bu yanlarını dahi görmeği gerektirmez mi?)

    burada insan gibi karmaşık bir yapıdan, insan beyninden bahsediyoruz. milyarlarca nörondan bir beyin oluşuyor ama beyni tek nörona indirgeyemeyiz. d(beyin)/dt= nöron diyebiliriz ama bu sadece beynin sinir hücrelerinden oluştuğunu gösterir. ''çin'deki her insanın eline bir telsiz versek ve her insanın beynimizdeki bir nöronun yaptığı işleri yapmasını sağlasak'' demek beyni hatta bir insanı bütün olarak sinir hücresi yapıyoruz demek değil midir? yoksa ben mi yanlış anlıyorum.

    keşke hissetmek sıfır ve birlerden ibaret olabilse. duyu organımızı beyin yönetse dahi bu işi hormonlar sayesinde yapabiliyor. çin-çan-çon'a sen bi' gel senle tek norönculuk oynayacağız, romayı yakacağız demekle olmaz bu iş. bu tek nöronu kalmış canavar hem uyarılma, uyarıya tepki verme, enerji kullanımı gibi canlıların ortak özelliklerini gösterecek hem tek bir göreve yoğunlaştığı, odaklandıkları kabul edilip bunun üstüne bir sürahi soğuk su içerek birbirleriyle bağlantı kurarak halay çekecekler? korkmayın. hebele hübeli tarzım deneyin absürtlüğünden ileri gelir. gerekli bilgiler harmanlandıktan sonra neyin doğru olduğu eminim görülecektir. muhim olan dil değil fikrin doğruluğudur.(ha ben sokak çocuğuyum o ayrı bir mesele.)

    bu deneyler bana kendi düşüncelerini, inanışlarını bize zorla empoze etmeye çalışan kişi ve kurumların yaptığı belgeselleri hatırlatıyor. bu belgesellere nefret kusanların bu seviyede deneyler yapması ne kadar mantıklı. hani sen üstündün? hayvanlar aleminden ilginç yaratıklar gösterdikten sonra kuran ı kerim'den bir kaç ayet okuyup bak işte o halde allah vardır diyenden ne farkın kaldı senin? bu belgeseller orijinden uzaklaştırırken bu sözde deneyler yaklaştırıyor. ulan çekiştirmeseniz biz yine aynı yerimizde kalacağız zaten. ne diye uğraşırsınız anlamam. bunu şöyle kabul edersek böyle olur diyerek deney yapılmaz. bunu matematikçiler yaptığı zaman bile fıkra konusu oluyorlar.(ilgili fıkra için bkz: @2768331)

    gerçekleşmesini istediğimiz, düşündüğümüz bir deneyden mi bahsediyoruz? yoksa hayallerimizde yaşattığımız ve sadece orada kalacak bir deneyden mi bahsediyoruz? bu ayrımı net bir şekilde yapmak gerek. (lütfen bir daha bakınız: düşünce deneylerinin sınırlarını çizmek)

    tanrı, değişken bir fonksiyondur.
    f(x)= özgür irade.[x^3 cos(bıdı) + bıdıkare x - sanane x..]
    işin güzel tarafı x'e ne değer verirsek o oluyor. işin kötü tarafı ise x'e istediğimiz bir değer verebiliyor olmamız. ne istersek o.

    ben tanrıyı bir kalıba sokmak istiyorum ama sığmıyor. göte giren şemsiye niye açılmıyor? allah kendisinin sığacağı kadar büyük bir kap yapabilir mi? yapabilir. neden yapmasın? ee o zaman kalıba girmiş oluyor. o halde tanrı, allah'ın daniskası(!)

    o halde tanrı, rassal bir değişkendir. o zaman ben dönek bir insanım. hayır aslında dönek değilim zaten rassal değişken başlı başına değişken bir fonksiyondur... bu gibi deneylerin sonucu olamaz. olmaz.

    (loş ışık ne kadar güzel gösteriyor.)
    (sir da ros floyd, 18.11.2008 15:47 ~ 31.12.2008 09:40)
  3. (bkz: bilinç)
    (recai pengül, 18.11.2008 18:31)
  4. sapına kadar işlevselci sayılabilecek daniel dennett, çin ulusunda bir tür “zihnin” oluştuğunu kabul edecektir. biliyorum, bu cevap kesmez ned amcayı, asıl sorduğu şu: dennett’e göre bilinç veya qualia var mıdır bu sistemde? bu sorunun bir cevabı var kafamda ancak o cevabı dennett’in zihin, bilinç ve qualia yaklaşımlarına hakim olmayan birine aktaracak kadar indirgemem mümkün değil, öyle de bir qualia’sı var. zaten başka bir derdim var benim.

    sapına kadar işlevselci sayılabilecek daniel dennett, her fırsatta, bu tür düşünce deneylerine karşı daima tetikte olmamız gerektiğini hatırlatır. bilinç camiasında birtakım şakacı filozoflar çin odası, çin ulusu, zavallı biliminsanı mary gibi eğlenceli düşünce deneyleri kurgular, sonra da gururla "böyle böyle olduğu/olmadığı çok açık, demek ki şöyledir" diye sonuçlar çıkarır, mutlu olurlar. dennett bunlara sezgi pompası (intuition pump) adını verir; bu tarz düşünce deneylerinde, birtakım hayali senaryoları, öznel sezgilerimize göre yargılamaktan başka bir şey yapmadığımızı söyler. çıkardığımız sonuçların değerini de buna göre biçer.

    çin odası'nda searle, çince her türlü soruya cevap vermeyi sağlayan bir kitaptan bahseder. buna "ha" deyip geçersen yemi yutmuşsundur zaten, sonra pompalansın sezgiler; “bence anladı”, “bence anlamadı”. geri gel biraz. bir dilde gelebilecek her türlü sorunun cevabını içeren bir kitap? böyle bir şeyin varlığı ne kadar olasıysa, deneyin kendisi ve çıkarımları da o kadar güvenilirdir. e ama bu düşünce deneyiydi? bu tür varsayımlar doğal değil mi? şöyle anlatayım o zaman:

    -bizim bir mary var.
    -evet?
    -güzelce bir kız, ev işinden de anlıyor...
    -anne, evlenmeyi düşünmüyorum ben daha.
    -iyi düşün bak, bu kız doğduğundan beri odasından çıkmadı, okudu etti, yeni keşiflerde bulundu, şimdi beyin ve renklerle ilgili fiziksel olarak bilinebilecek herşeyi biliyor.
    -ee?
    -ama odası siyah-beyaz, hayatı boyunca hiç renk görmemiş. tut kolundan gezdir biraz bari, günah.
    -ne yapıcak ki renk görüp, biliyor işte herşeyi?
    -ama bir kırmızıyı, bir yeşili görünce yeni bir şeyler öğrenecek? o hissi bilmiyor? kuvalya?
    -kim diyor?
    -e ama. düşün bi. öyle gelmiyo mu sana da?
    -bana öyle gelmesinin ne önemi var. ben beyin ve renkler hakkında bilinebilecek herşeyi bilmiyorum ki. hatta şu anda bilimimizin buna fırsat verdiğini de sanmıyorum, uyduruyosun bence.
    -kendisi keşfetti diyorum. ama bilmiyor kırmızı görmenin nasıl bir his olduğunu!
    -bence biliyordur.
    -bence bilmiyor.
    -...
    -al kızı bir sinemaya götür bari. batman oynuyormuş. yarasa olmak nasıl bir şey onu öğrensin en azından.

    gördün mü pompayı? işte çin ulusu deneyi de bunlardan farklı gelmiyor bana. beyni çözüyormuşuz da, yeteri kadar çinli buluyormuşuz da, bunları aynı beyindeki nöronlar gibi organize ediyormuşuz da, bu insanlar yemeden içmeden kendilerini bu işe adıyorlarmış da, bu sistemi de robota bağlıyormuşuz da... (bunu eklediğin iyi olmuş recai, yoksa buradan da çemkirecektim biliyorsun: dennett'e göre gerçek zamanlı etkileşim, eyleyicilik, yönelmişlik gibi durumları sağlamak lazım bilinç için, ve ben çin ulusunda bunun mümkün olduğunu sanmıyorum. bağlayamazsın onu o robota.) bütün bu bilim-teknik kısmını bir kalemde geçip, üstüne utanmadan böyle bir organizasyonu hayal edebildiğimizi zannedip sonra bu hayalimize dayanarak bilinç bilimi ile ilgili çıkarım yapacağız öyle mi? “böyle bir sistemde bilinç olduğunu hayal edemiyorum, çok saçma” diyerek işlevselcilere bok atacağız öyle mi?

    demem o ki evet, düşünce deneylerinin olayı, acayip varsayımlardan hareket edilebilmesidir. eğlencelidir, zihin açıcıdır. ancak tam da bu yüzden deneyden “çıkardıklarımız” güvenilmezdir; çoğu zaman değersiz, anlamsız, öznel sezgilerden ibarettir. block, searle, chalmers falan toplanıp kendi aralarında oynasınlar bu deneylerle de, dennett gibi bir adama böyle şeylerle gitmesinler, üzülüyorum.

    "that’s the trouble with “pure” philosophical method here. it has no resources for developing, or even taking seriously, counterintuitive theories, but since it is a very good bet that the true materialist theory of consciousness will be highly counterintuitive (like the copernican theory--at least at first), this means that “pure” philosophy must just concede impotence and retreat into conservative conceptual anthropology until the advance of science puts it out of its misery. philosophers have a choice: they can play games with folk concepts (ordinary language philosophy lives on, as a kind of aprioristic social anthropology) or they can take seriously the claim that some of these folk concepts are illusion-generators."
    (ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi, 19.11.2008 16:48 ~ 26.11.2008 20:46)
  5. filozofların düşünce deneylerinin eğlenceli ama sonuca götürmeyen oyuncaklar olduğu iddiasına daha fazla hak veremezdim. yine de ned block'un bu deneyini ise ayrı bir yere koyuyorum. şöyle ki:

    beynin işleyişi hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimizin farkındayız. belki ileride bilincin oluşması için belirli bir miktarın üstündeki bilgi işlem kapasitesinin belirli bir miktardan az hacmin içine sıkışması gerektiğini bulacağız ve 10 trilyon çinliyi 2 litrelik hacme sıkıştırmanın yolunu bulamadığımız sürece bu deney tamamen geçersiz olacak. belki de zaten hepimizin bu tür hesaplamalar sonucu hareket eden bir robot olduğunu komşu galaksiyi ziyaret edip de hesaplamaların yapıldığı cluster'ları görünce anlayacağız. bu çılgınca spekülasyonların her biri neden ned block'un bu deneyinden sezgi pompalayarak işlevselcilerin hatalı olduğu sonucuna varmanın hatalı olduğuna başka bir kanıttır.

    eminim filozoflar arasında bu tür deneylerden faydalanıp kendince işlevselciliği çürüttüğünü sanacak kadar naif insanlar vardır (searle'ın öyle olduğundan şüpheleniyorum mesela). onları kendi hâlinde bırakmak en iyisi olacaktır. ned block'un deneyini ayrı bir yere koymamın sebebi ise yaptığı varsayımların azlığında ve bilinç konusunu tartışırken ortak bir dil geliştirmemize yaptığı katkıda: bir işlevselcinin* iddialarından çok da fazlasını varsaymıyor ve bize işlevselciliğin sezgilerimize ne kadar ters olduğunu gösteriyor. bu işlevselciliğin hatalı olduğu anlamına gelmez. bilim yaparken sezgilerimize güvenmemiz gerektiğini parçacık fizikçileri sağolsun kafamızı duvarlara vura vura öğrendik. ama bilinç konusunda bir tartışma yürütürken işlevselciliğin sezgilere ne kadar ters olduğunu farketmeden ve bunu hissetmeden ortak bir düzlemde buluşabileceğimizi sanmıyorum. çin ulusu deneyi bu ortak noktaya ulaşmamızı sağlıyor.

    eminim dennett da kendi görüşlerinin doğasını bu kadar net ve çarpıcı yansıttığı için bu çin ulusu deneyini sevmiştir.

    (bkz: işlevselcilik)
    (recai pengül, 19.11.2008 17:10 ~ 19:10)
  6. deneyin çin ulusu üzerinden yapılıyor olmasına fazla takıldığımızı düşünüyorum. belki de yaratıcısı çok da iyi bir seçim yapmamış aklımızın algoritmalarını çin ulusunun eline vererek. belli ki biraz mizah katmak istemişti.

    tanımam etmem, ama bence kendisi şunu demek istiyordu: aklımız madem fiziksel bir sürecin ürünü ve madem biz bir fiziksel süreci başka bir fiziksel süreç ile taklit edebiliyoruz, öyleyse aklı da taklit edebiliriz. ve bu öyle bir taklit olur ki; vıcık vıcık beyinlerimizle aynı girdileri alır, aynı çıktıları üretir, yine de bir beyne hiç benzemez. çin ulusu bir beyne benzemez, ama fazla yavaş çalışacağı aşikâr. onun yerine buyrun bir süper bilgisayar koyalım. transistörlerden ibaret bir "aklın" bir gün avuç içimize sığacak bir yere sıkıştırılabileceğini iddia etmek o kadar büyük konuşmak olmaz.

    hah, gelin şimdi işlevcinin karşısına bu aleti, asimo 3000'i koyalım. görüntüsü bugünkü asimo'yla aynı olsun, ama davranışı bir insanınkiler kadar karmaşık olsun. "judas priest dururken pink floyd dinlemem abi" desin, sevgilisini düşünerek otuzbir çeksin, kuvalya muhabbeti açılınca konuşsun dursun. eğer bu deneyi ortaya atanın yerine geçmem gerekseydi, bu noktada tüm işlevcileri ve bizzat dennett'i bu makinenin karşısına geçip hislerinin ilüzyon olduğuna ikna etmeye çağırırdım. sonra da bakardım, makineyi ikna etmek için bizi ikna ederken harcadıkları kadar enerji harcıyorlar mı, yoksa savsaklıyorlar mı, yoksa iyice kendilerini kaybedip "makineyle kuvalya konuşuyorum lan manyak mıyım?" mı diyorlar diye. eğer ilkiyse delikanlılarmış derim; sonuncuysa "yolunuz yol değil" derim.

    işte bence bu deneyin asıl işlevi, işlevcileri bu sınava sokmaktır.
    (ali kamber, 21.11.2008 02:11 ~ 02:34)
  7. (sir da ros floyd, 22.11.2008 07:24)
  8. ned block'un avucumuzun içine sığabilecek bir "aklı" değil de çinlilere bağlı bir aklı örnek olarak göstermesinin sebebi (eğer iyi niyetliysek) işlevselciliğin sezgilerimize nerede ters düştüğünü vurgulamak veya (eğer kötü niyetliysek) sezgi pompasından faydalanmak olabilir. avucumuzun içine sığan bir akıl, diğerinden daha makul gözüküyor ilk bakışta. belki de içimizde neden olduğunu bilmediği hâlde yerel, ufak bir hacimde yürütülen hesaplar sonucu oluşan bir akla his ve bilinç atfedecek insanlar vardır. bu aklı alıp çin ulusu deneyinde olduğu gibi koca bir gezegenin yüzeyinde dağıttığımızda akıl ve bilince dair sahip olduğumuz tüm sezgiler şaşıyor. yoksa bu sezgi pompalama meselesi dışında sadece algoritmik süreçlere dayalı olarak çalışan bir bilgisayar programı ile sadece algoritmik süreçlere göre işleyecek çin ulusu deneyi arasında ne fark olduğunu bilen yok. eğer bir fark varsa bu önemli bir bilgi olurdu. bu bilgiye ulaşmak için de önce kafamızda çin ulusu deneyi gibi bir deneyi canlandırmalız. eğer "bu filozof saçmalamasıdır." diyip bir kenara atarsak ortada arayacak fark da kalmaz. ya da dennett gibi aradaki farkın ne olabileceği konusunda tahminler yapmalıyız. deneyi bir kenara atmak veya deneyin işlevselciliği çürüttüğünü iddia etmek dışında her yol mübah benim gözümde.

    hem bu deneyin çinlilerin birisi ishal olursa deney sıçar, diyerek eleştirilmesi çok hakça bir davranış değil bence. bu yola girecek olursak kafamızda tek bir nöron ölürse ben de ölüyor muyum diye sorabilirim. ayrıca bir çinlinin bir nöronun görevini üstlenmesi için nöron olması gerekmiyor. her birinin elinin altında tek bir nöronu modellemek üzere özelleşmiş süper bir bilgisyar verirsek bu işi de çözebiliriz. bilincin nöronların tükettiği atp'ye de bağlı olabileceği düşüncesi ya da bilincin sadece bizim beynimizdeki gibi hormonların, ıslak dokuların olduğu bir yerde ortaya çıkabileceği düşüncesi bana çok karbon bazlı, vıcık vıcık doku şovenizmi gibi geliyor. kısacası evet, bu deneyde teorik çok ciddi sorunlar olabilir. zaten çin ulusu deneyinin neden asla gerçekleşemeyeceğini dolayısıyla da neden anlamsız olduğunu açıklamak isteyen bir işlevselcinin teorik sorunlardan bahsetmesini beklerim. ancak ben henüz bu tür aklıma yatan teorik bir sorun görmüş değilim. ned block'un temel sorusu da bu: "aradaki fark nedir ki kendimizde bilinç varken orada bilinç oluşmasın?"

    ayrıca indirgemecilik ve işlevcelcilik "beyin sinir hücrelerinden oluşuyor o hâlde beyin sinir hücresidir." dememekte. bu indirgemeciliğe karşı getirilmiş bir "straw man" argümanı, dolayısıyla varılan sonuçlar geçersiz. bir indirgemeci "beynin içinde her ne varsa bunları alıp ayırırsak ve kendi aralarındaki etkileşimlere bakarsak sadece fiziksel kurallara bağlı kalarak beynin tüm aktivitelerini açıklayabiliyor olmalıyız." demekte. ne bu ifadede ne ned block'un çin ulusu deneyinde "beyin nörondur." gibi bir ifade okumuyorum ben.
    (recai pengül, 22.11.2008 10:10 ~ 13:49)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil