çiçeklere dair yapılan adlandırmalarda, benzetmelere yönelik yöresel farklılıklar/ağızlar dikkat çekici düzeydedir... turhan baytop'un "bitki adları sözlüğü" ile ersin yücel'in "yetişen çiçekler ve yerörtücüler" adlı iki kitapta bile adlandırma karmaşası yaşandığını görebiliyoruz... resimlere bakıyorum, adlar aynı ama çiçekler kel alaka... türkçede çiçek adlarının bir bölümü batı ve doğu dillerinden dilimize aktarılırken yerlileşir: latince
ortenzianın türkçede
ortanca olması gibi...
türkçe çiçek adlarında, benzetme yoluyla adlandırma zenginliği dikkat çekicidir... her dilde, bitkilerin adlandırılışında onların biçimlerini yansıtan doğadaki benzer nesnelerle ilişki yoluna gidilmiştir... örneğin: çiçeğinin biçimi aslanın ağzına çok benzeyen
anthirrinum bitkisi türkçede
aslanağzı adını alırken; ingilizce lion's mouth , almanca löwenmaul karşılıkları da aynı anlamdadır... çiçeği farenin kulağına benzeyen
auricula muris bitkisi de latince, yunanca, farsça, arapça, fransızca hep "fare kulağı" diye adlandırılırken türkçede, eldeki en eski kaynaklarda
sıçankulağı adıyla karşılaşılmaktadır... [almanca ya da fransızca falan bildiğim yok... çiçek isimleriyle alakalıyım hepsi bu...] örneklerden bir bölümü başka dillerden çeviri yoluyla aktarılırken, hayvan organlarından benzetme yoluyla oluşturulmuş doğaya bağlı anlatımın tanığı çiçek adlarının bir bölümünde de diğer dillere anlamca yakınlığı bulunanlar vardır:
horozibiği,
öküzgözü,
ayıpençesi,
devedikeni,
eşekdikeni,
devetabanı,
öküzdili v.s gibi... doğadaki nesnelere benzetmeye dayanan adlandırma örneklerinden "
yıldızçiçeği,
boruçiçeği,
mercançiçeği,
patlıcançiçeği,
ateşçiçeği,
atlasçiçeği" de burada sıralanabilir...
gelinyanağı,
kızgüzeli,
kaynanadili,
kaynanayumruğu,
ballıbaba,
kadıngöbeği gibi ilginç adlandırmalar, türklerin özgün hatta muzipçe ve nükteli sayılan benzetmelerinin kanıtıdır...
şimdi tespitlerim...
1. çiçek adlandırmalarında dil birliğinin sağlanamadığı, aynı çiçeğe, ağızlarda farklı adlandırmalar yapıldığı gibi, farklı çiçeklere de değişik yörelerde aynı adın verildiği görülür [
kardelen ve
çiğdeme, ak(ça)bardak denilmesi,
koyungözü çiçeğinin,
papatya ve
mor çiğdeme yönelik kullanılışı,
gelincik çiçeğine veya
sümbüle anadolu ağızlarında pek çok ad verilmesi gibi ...]
2. türk dilinin ağızlarında görkemli bir zenginliğe ulaşan doğa ve insana yönelik benzetmeyle oluşturulmuş çiçek adları, genellikle ad tamlaması biçimindedir [
boru çiçeği,
rüzgar çanı,
kral tacı,
süvari yıldızı,
civan perçemi gibi...]
3. çiçek adlarındaki benzetmelerin şiirselliği [
gelincik,
beyaz yelken,
naz perçemi gibi...] , gözlem gücünün dile yansımasındaki zenginlik [
hanım çantası,
hanım düğmesi,
tabanca kapsülü,
çadır çiçeği gibi...] ve nükteli yaklaşımlarla [
kaynana yumruğu,
osuruk çiçeği,
katır kuyruğu v.s...] yapılan benzetmeler, türk dilinin bu anlamda zenginliğinin de bir göstergesidir...
4. çiçek adlarındaki kimi benzetmelerin gerçek anlamları dışında dilimizde farklı kavramlara yönelik benzetmeleri de karşıladığı görülmektedir [
bülbülyuvası,
gülbeşeker,
dilberdudağı,
kadıngöbeğinin aynı zamanda tatlı adı olması gibi...]
5. benzetmelerin genellikle kadına yönelik oluşu, çiçekle kadın arasındaki bağın "güzel buluşması" olarak tanımlanabilir [
ağlayan gelin,
hanım düğmesi,
gelinçiçeği,
kadıngöbeği,
hanımkirpiği,
hanımağzı,
gelintırnağı,
gelineli,
haseki küpesi gibi...]
hamiş: ne zaman yaşayan anadolu ağızlarına yönelik bir dil derlemesi okusam ya da incelesem "bir bayanın ağzına yakışmayacak" denilen adlandırmaları, anadolu kadınının ağız dolusu kullandığına da rastlıyorum ve bu kadar kompleksten uzak, doğal oluşlarına hayran oluyorum...