can yücel kendi çeviri şeklini, anlayışını şu şekilde açıklar:
" "çeviri kadın gibidir, güzeli sadık olmaz, sadığı güzel" diye bir atasözü var. çoğu atalar gibi, o rus atası da yanılmış.
çeviri kadın gibidir, doğru. doğru ama, güzeli sadık olur onun da. sadığı güzel mi olur ille, bakın, orasını bilemiyorum. bu köpeksi kuşkum, belki de, o '
güvenilir', o '
sadık' bellenmiş çevirmenlerin harfî, lafzî, anlamı yakalayacağım derken şiirin tınını kaçıragelmiş olmalarından doğuyor. oysa şiiri şiir eden tınıdır, o gümledi mi, şiir de gümler... muradımı başka bir kolpayla anlatmaya çalışayım! şiir, ('
ses' demiyorum, anlamı safdışı kalıyor çünkü) tınılarla zaman içre yaratılmış, patlatılmış bir olaydır. şairirnin bütün öznelliğine karşın, şiirin nesnelliği de burdan ileri gelmektedir. çeviri denen uğraş, söz konusu olayı bir başka dilde yaratmak, yeniden patlatmaktır. '
dakiklik' de tam da bu bağlamda işte devreye girmektedir. '
sadakat' demiyorum, dikkat edin! çevirmen bir taharri memuru veya bir simenon gibi asıl olayın dizeleri arasında kol gezecek, seyirtecek, ayrıntıları kurcalayacak, ipuçlarını yoklayacak, parmak-izlerini toparlayacak, işin çetelesini tuta tuta, olayın künhüne varacak, bütününü, tınını kavrayacak, sonra da onu başka bir dilin (mekânı değil) zamanı içinde yeniden yaratacaktır. benim şiir çevirilerimin altına '
türkçe söyleyen' kaydını düşmemin nedeni budur. sınırı be ki bu dalganın? çeviri bir '
serhad' olduğuna göre, (sınırı değil) amacı '
fetih'dir elbet..."