ciddi bir önyargı içerir cümledir. ancak, bunu söyleyen kişinin çok yanlış bir kanıya varmadığını söylemek mümkün. zira çerkesler ve ondan ayrı tutulmaya çalışılan abazalar, ki abazalar da çerkes'tirler ve adlarının ayrı anılması bir zamanların ufak politik hamlelerinin bir sonucudur, yaşadıkları coğrafyanın yapısına uyum sağlamak için ve uzun yıllar yaşadıkları savaşların da etkisiyle, hata affetmeyen ve biraz da asabi birer kişilik yapısına bürünmüşlerdir. kuzey kafkasya dağlık bir bölgedir. burda yaşayan insanlara bu sebeple "dağlı" da denir ve dağlı olmak demek, doğayla her daim savaş halinde olmak demektir. keza, başta ruslar ve kazaklar olmak üzere daha başka bazı halklarla hep savaş halinde bulunan çerkes insanının sonradan yaşadığı sürgünleri, acıları da değerlendirmemize dahil edersek, bu insanların kişilik yapıları hakkında daha fazla ve etkili yorumlara girişebiliriz. gerek doğayla ve gerekse insanlarla yapılan bu savaşlar hata kabul etmez asla; en ufak bir hata canınıza malolabilir. işte bu sebeplerle çerkes insanının geliştirdiği savaşçı, mücadeleci, hata affetmeyen kişilik, onlarla gündelik hayatta ilk kez karşılaşan kişiler için, zannediyorum "allah muhafaza" lık bir durum ortaya çıkarabilir.
buna dair bir fıkra anlatılagelir:
bir kasabada hata affetmezliğiyle ve buna bağlı asabiliğiyle tanınmış bir abaza bey'i** varmış. beyimiz cuma namazlarını hep kasabanın merkez camiinde kılarmış ve camiye hep erken gelir, imamın hemen sağına otururmuş. herkes de bunu bilir, abaza'yla papaz olmamak için bu yeri boş bırakırmış. bir gün abaza camiye epey bir geç kalmış. yeri tabiki boş bırakılmış. namaza başlamışlar. o esnada o kasabadan olmayan ve bu sebeple o yerin abaza'ya ait olduğunu da bilmeyen bir adam, geç kalmışlığın da verdiği telaşla içeri girip abaza'nın boş olan yerine durmuş. imam bunu farketse de tepki verememiş. derken imam, sol yanında beliren karartıyı farketmiş. bakmış abaza. biraz asabi, ters ters kendi yerine kurulana bakmış abaza, bir "lahavle" çekip, mübarek gün hem de namazda arıza çıkarmayayım diye düşünüp imamın solunda saf tutmuş. ama bu arada imamı da bir telaştır almış. kendisine selam verilmediğinde çok sinirlendiği için hep namazdan önce selamlaştığı, halini hatrını sorduğu abaza beyi, hem de yeri başkasınca işgal edildiği için sinirli şekilde solunda duruyormuş. imamın da namazın kuralları gereği ilk önce sağına selam vermesi gerekiyormuş. namazın sonu gelene kadar kıvranan imam sonunda "allah affeder ama hele de bu olanlardan sonra abaza affetmez.." demiş, önce sola dönüp selam vermiş, sonra da sağa dönmüş.