bir çok, çok etkileyici hikaye vardır. bunlardan özetle biri;
adamın biri uzak bir
diyarda tanımadığı bir çiftçilikle uğraşan bir kabile ile karşılaşır; onlarla tanışır vs. kabiledekiler bu adamı sevmişlerdir ve kabile reisi adama bir hediye olarak toprak vermek istemekte böylece birlikte yaşayabileceklerini düşünür.
adama toprak verme olayı şöyle gerçekleşir; reis adama, göz alabildiğince geniş arazide sabahtan başlayıp akşama kadar dolaştığı (çembersi bir hat boyunca) kadar araziyi vereceğini söyler.
adam da bu teklifi sevine sevine kabul eder ve büyük bir heyecanla sabahın köründen itibaren yürümeye başlar. öğle olduğunda, o hâlâ maksimum alanı kat etme peşindedir, ikindi vaktinde ise aklına geri dönmesi gerektiği gelir. ve o vakitten sonra hızla istediği araziyi çevreleyerek geri dönmeye başlar.
akşam belirtilen vakitte reisin yanına ulaşmak için
yusuf yusuf olan adam tüm gücü ile geri döner. döner fakat son bir kaç metre kala yorgunluktan
takati kesilir, yere yığılır; adam ölmüştür.
reis, adam için bir mezar kazdırır ve adamı defnederler. adam elinden geldiğince en fazla arazi peşinde can havli ile uğraşmışken nihayette iki metre kare yerle yetinmek zorunda kalır...
edit: bu hikayeyi bir de -anlatımdan dolayı içine edilmemiş- aslından okumak vardı şimdi.
(bkz:
hayatın anlamı)
(bkz:
dünyaya kazık çakmak)