sedirde al yeşil, dal dal bursa ipeklisi,
duvarda mavi bir bahçe gibi kütahyalı çiniler,
gümüş ibriklerde şarap,
bakır lengerlerde kızarmış kuzular nar idi.
öz kardeşi musa'yı ok kirişiyle boğup
yâni bir altın leğende kardeş kanıyla aptest alarak
çelebi sultan mehmet tahta çıkmış hünkâr idi.
çelebi hünkâr idi amma
âl-i osman ülkesinde esen
bir kısırlık çığlığı, bir ölüm türküsü rüzgâr idi.
köylünün göz nuru zeamet
alın teri timar idi.
kırık testiler susuz,
su başlarında bıyık buran sipahiler var idi.
yolcu, yollarda topraksız insanın
ve insansız toprağın feryadını duyar idi.
ve yolların sonu kale kapısında kılıçlar şakırdar,
köpüklü atlar kişner iken
çarşıda her lonca kesmiş kendi pirinden ümidi
tarumar idi.
velhasıl hünkâr idi, timar idi, rüzgâr idi,
ahüzar idi.
halkondil: birinci mehmed'i, tavırlarına, hareketlerinde sürate, vakarına ait övgülerin hepsinin fevkine yükselten şeyi, osmanlı tarihçileri gibi bizans tarihçileri tarafından da adaleti, şefkati, civanmertliği, dostluğunda sebatı, gerek türkler gerek rumlar için hayırseverliği hakkında herkesin birleştiği şahadettir.
dukas: çelebi yalnız türklere değil hristiyanlara da iyilikle muamele etmiş ve can-ı gönülden hisleriyle fikrinin genişliği ve ahlakının güzelliği birbirine uygun düşmüştür.
hoca sadeddin efendi: padişahlık süresi sekiz yıldan beş gün eksikdi. güzel huyu ve şefkatli tutumuyla her yanda şöhret yapmıştı. adet edindiği şekilde dileyenlere nafakalar dağıtır, her cuma günü fukarayı doyurur, ihtiyaç sahiplerine gereken yardımı yapar, hesapsız hediyelerle kırık gönülleri sevindirirdi. allahü teala şanlarını yüce etsin. haremeyn (mekke ve medine)’de konuklayanlara her yıl sayıya gelmeyecek ölçüde mal gönderirdi.