çocukken büyük zevk alarak yapılan aktivite.fazla yumuşayan bisküvinin bardağa düşmesi sorunsalı vardı ki; anında çay bulanıklaşır ve alınacak zevkin içine ederdi bu durum.
çocukken; ''aa bu çayı emiyoo, acaba hiç içmesem, sırf bisküvi batırarak bitirebilir miyim bu çayı'' gibi deneylere sürükleyen faaliyet. bi de daha sonra, kahveye madeleine batıran çocuğu düşünüp, o da çocukluğunu, büyük annesini falan hatırladığı için, anneanneyi hatırlama, maziye dalma gibi eylemleri beraberinde getiren etkinlik. (bkz:
a la recheche du temps perdu). o bisküvinin bardağa değil de, tam ağıza yaklaştığı sırada üstünüze düşen daha hain modelleri de vardır.
bisküvi-tercihen petibör veya finger- öne dizilir,narin el hareketleriyle bisküvinin çayda kalması gereken azami süre milimetrik hesaplarla ayarlanır,ağza tatlı kaşığıyla minimum sürede götürülür.tadından yinmez.
çayın bulanmasına ve berbat görünmesine sebep olan harekettir ama batırılan bisküvi
pötibör ise tadına doyum olmaz, orası ayrı...
bu dadından yenmeyen olayda petibörleri ince belli bardağa sığması için uygun boyuta getirmek baya zordur, sürekli yanlış yerden kırılırlar
çayın klasik su bardağında olması
(bkz:
duble çay)
bisküvinin ise
çokoprens olması durumunda
lezzetinden yenmeyecek hadisedir.
bu arada tam çokoprens su bardağına sığmaz ya kenarından tırtıklamak lazım yada ortadan ikiye kırmak
eğer normalde çayı şekerli içiyorsanız, bisküvi batırma işlemi bittikten sonra kalan çayı içmemeniz gerekir, çünkü tadı iğrenç olur (hadi şeklini geçtik)..
dökülen kırıntıların bardağın dibine birikmesiyle sonuçlanan eylem. ya bardak yıkanarak eski halini alır ya da çay kaşığıyla bu yumuşamış kırıntılar yenerek.
batırılan bisküvi
eti cici bebeise tadından yenmez ama çayında bir tadı olmaz.
rahmetli anneannemin dişlerinden dolayı yiyemediği bisküvileri yeme şekli.bisküviyi çaya batırdıktan sonra çayın aldığı hali görünce hep tiksinirdim.ama keşke anneannem yanımda olsa da ben tiksinsem.
(pingu, 26.07.2007 12:50)
pötibörü boylamasına kırmak gerekir ki bardağa girebilsin,ayarı da kaçırmamak gerekir fazla tutulunca bütünden ayrılan püskühüt parçaları bardağın dibini boylar.sonra çay kaşığıyla yarım saat kurtarma girişiminde bulunursun böylece parça pinçik olan bisküvi dipte kalır,sonra o çaydan da hayır gelmez.
valla bunun bi üst versiyonunu paşa dedem 3 yaşındayken yeğenime yapmıştı.
şöyle ki
bir su bardağı çay doldurulur.içine önce bal,sonra ekmeğin üzerine sürdüğünüz tereyağı,daha sonra pekmez,daha sonra sütyüzü kaymağı(bildiğiniz kaymak ama tezesinden)sanırım bide çörek atmıştı.sonunda tüm malzemeleri ahenkli bir şekilde karıştırmak akabinde ayı tosuncuk torunun bu karışımı büyük bir iştahla yemesi/içmesini izlemek kalır size.
olayın akabinde fal taşı gibi açılmış gözlerimize bakarak dedem şu sözleri sarf etmiştir;
-çok güçlü kuvvetli olacak aslan torunum benim!
yıllar sonra tosuncuk yeğen bu obez bünyesinin böyle bir hikayeyle başladığını acaba hiç bilebilecek miydi?
sevmediğim hatta midemin bulandığı bir eylemdir lakin bunu kötü bi olayla gün yüzüne çıkarınca yerin dibine girmişimdir şöyleki;
arkadaşla
çay,
muhabbet yapılıyordur,sohbetin dibine vurulmuştur,arkadaş mutfaktan
pötibör büsküüt getirir ikram eder,ben pek haz etmediğimden hafif buruk bi ifadeyle sağol derim ardından yine
sohbet muhabbet bi ara elimi büsküüte uzatırım birden bi parçası çayıma düşer ve benden bi çığlık
--allllaaaah öffff
iğrenç yaa çay
mundar oldu hiç sevmem böle çay-büsküüt
ardından arkadaşın çayına göz atılır,çay bardağı yarısına kadar büsküüt doludur,bebek maması gibi yemektedir saatlerce,ben de yerin dibine girmişimdir.
*
bisküviyi çaya batırma süresini iyi hesaplamak gerek yoksa o şahane lezzeti ağzına atamadığına mı,üstüne başına geldiğine mi ya da aslında seni kurtarmış gibi yapsa da bardağın yanına düşüp de hem masayı berbat hale getirip hem de üstüne kaçamak iğrenç lekeler bıraktığına mı yanarsın.bu yüzden ne kadar açgözlü gibi görünse de ağzı adeta bardağa yapıştırmak iyi bir tercihtir.
bardağın ağzı darsa işkenceye dönüşür en güzeli kaseye çay koymak. işin özü ise parmağı da kaynar çaya değdirmek belli belirsiz sızıyla, bisküvili parmağı da yalamak keyfine varmak. aksi özgürce yiyememektir, bir keyif temkine dönerse yazık bize...
(heidi, 28.06.2008 01:05)
ardından
balıklı çay ya da bisküviye çok abanmışsanız
bulamaç içmek eylemi gelir.
uzun ve titiz bir araştırma sürecinin sonunda
biskrem ile en makbulü olduğu tesbit edilmiştir (edilgen çatı inandırıcılığı!)..
bildiğin ıslak bisküvi yiyosun lan, bunun neresi sevilir. ayrıca da içtiğin o güzelim tavşan kanı çayın içini saçma sapan bisküvi artıklarıyla dolduruyosun, bok gibi bişey. çocukken yapılırdı, yaptırılırdı genelde.
valla bunu çocukken yapan başka milletten insanlar var mı diye merak içindeyim. altını karıştırsan sosyolojik olarak bir sürü şey çıkar şaka değil ha, cidden bak. bir iki tespitte bulunayım. mesela, bu millet zamanında bir dilim ekmeğe muhtaç, kuyruklarda karneyle çaresizce beklemiş bir geçmişten geliyor. ebelerimiz dedelerimiz o günleri yaşamış, epey zorluklar çekmiş. eve alınan temel gıdalar haricinde, her yiyecek abur cubur olarak görülmüş; sadece petibör giriyormuş eve. hem de koli koli. hacmi ekmek kadar olmasa da yine de büyük olduğundan, yendiğinde tokluk hissi veriyor diye heralde. belki de, "fiyatı ekmekten pek pahalı değil, bari abur cubur olarak bunu alalım, kızanlar yesin evde", zihniyetinin de sonucu olabilir.
çoğu çocuğun aksine nefret ettiğim olaydı küçükken.
- çayın billur görüntüsünü bozar.
- bisküvi parçaları bardağın kenarına yapışır.
- şeker ihtiva ettiği için çayın tadını değiştirir.
- ıslanan bisküvi ağza giderken yere düşer.
çaya bisküvi batırıp yemek iyidir hoştur dostlar ama hele o bisküvi fazla batırılıp bekletilmişse ve de çaya düşmüşse vay halimize. mutsuzluktur.
asıl amacı çay içmek değil de püsküüt yemek isteyen insanların gerçekleştirdiği eylem. çaya saygısızlık gibi gördüm hep. o yüzden, çayımı kana kana içtim, bisküvimi böldüm de yedim.