1. hanımefendi gibi görünmek, erkek gibi davranmak ve eşşek gibi çalışmak zorunda olan insan.
  2. kendisi için olduğu kadar ailesi için de hayatı zor olan kadındır.iş hayatı ile aile haytını ikisini beraber sorunsuz idare edebiliyorsa gerçekten başarılıdır o kadın.ama zordur.özellikle de çocuğu varsa.mutlaka o çocuğa bakacak birileri lazımdır.annesi,kayınvalidesi ya da olmadı bir bakıcı.ama kimin yanında olursa olsun aklı hep çocuğunda kalacaktır.çünkü kendi istediği gibi yetiştiremeyecek,istediği eğitimi veremeyecektir.aynı şekilde çocuk için de çok zor.insan kaç yaşında olursa olsun annesini yanında ister.hele küçük bir çocuk iseniz.ben de hiç sevmezdim annemin çalışmasını.hep yanımda olsun isterdim.'ben büyüyünce çalışmayacağım,çocuğumun yanında olacağım'derdim.şimdi düşünüyorum da bir anne için ne kadar da üzücü sözler.ancak şimdi anlıyorum o zor günleri benim için çektiğini.

    ne yazıkki türkiyede hiçbirşeyin garantisi olmadığı için ne olursa olsun bir kadının çalışması,kendi ayakları üstünde durması gerekiyor.kimseye muhtaç olmamalı.kendi ailesine bile.çünkü zamanın ne getireceği belli olmaz.günün birinde artık eşine katlanamayacak duruma geldiğinde onun karşında dimdik durabilmeli kadın.bunun için de çalışması,eşinden bağımsız bir geliri olmalı.
    ne kadınlar var sırf ayrıldıktan sonra gidecek yeri,çalışıp çocuklarına bakacak bir işi olmadığı için haketmediği yaşamı yaşayan,çocukları için o hayata katlanan.

    tüm bu sebeplerden bir kadının çalışması şart.hem kendi hem de çocuğunun geleceği için.bu ne kadar güç ve yorucu olsa da ne yazıkki gerçek böyle.
  3. birey olabilmiş, kendi ayakları üzerinde durabilen kadındır.çalışan kadının da eve kendisi gibi yorgun argın geldiğini bilen ve eşitlikten yana olan bir kocası varsa; evişleri de yapılıp yetiştirilir, çocuk da bakılabilir hayat tam anlamıyla paylaşılabilir.aksi durumda işi çok zordur.
  4. çalışmayan kadına göre daha bi boku yemiştir ( tabi çalışmayanları yermiyorum) şöyle ki bu çalışan kadın dediğiniz sabah erken kalkacak, çocuk uyandırılacak, kreşe gönderilecek ya da okula ya da bakıcıya her nereye ise işte gönderilecek, çantası hazırlanacak, kahvaltıyı hazırlayacak, zıbaran kocayı kaldıracak, sonra kendi hazırlanacak, evden apar topar çıkıp işine gücüne koşturacak, yok faturalardı, yok evin ihtiyaçlarıydı bunları düşünecek, üstüne birde ay akşama ne yemek yapsam acaba diye bi ton kafa yoracak, koştur koştur eve gidecek, evi toplayıp evirip çevirecek, koca gelecek , yemekti , bulaşıktı ee üstüne bir de kocayla sevişilecek..ee pes yani..bu da can..
  5. her türlü zorluğa rağmen bağımsız, kendi ayakları üzerinde duran kadındır, takdire şayandır.
  6. daha henüz çalışmayanına ben rastlamadım zira ev hanımlığı da bir çalışmadır çok feminen oldu belki ama ev hanımlarını veya ücret almadan çalışan aile işçisi kadınları * hariç tuttuğumuzda iş gücüne katılımları erkeklerin yarısı kadardır.
  7. hele bir de çocuğu varsa her zaman meşgul, hayatını programlı yaşamak zorunda olan, spontane hiç bir eğlenceye katılamayan, evi, işi, eşi, çocuğu hesaba katıp en az üç kişilik yaşayan, koşuşturan kadındır. bir kere tempoyu ve düzeni oturtturursa hayatından tatminde olabiliyorsa mutlu kadındır.
  8. çalışan kadın deyince çok geniş bir kitle ele alınır. bu kitle kendi içinde kategorilere ayrılır. en fazla dikkatimi çeken, mahalle arasında yetişip sonradan "iş kadını" haline gelenlerdir. ortaokul yıllarından itibaren, mahallenin delikanlıları ile takılmaya başlar bu hanımlar. taksici mustafa, berber kalfası mehmet, internet cafe çalışanı fuat... kızımız, bu delikanlılarla arkadaşlık veya gönül ilişkisi kurar. onların korumacığılığını, delikanlılığını sever ve sayar. sokakta karşılaştığında onlarla konuşur, dertlerini dinler ve bu dertleri mahalle arası kız arkadaşlarıyla paylaşır. sonra kızımız liseye başlar, iyice serpilir. mahalle delikanlıları tarafından daha da ilgi bulur, kızımız da bundan hoşnuttur. artık gönül ilişkileri ve dostlukları daha sıklaşmıştır. mustafa taksisine her sabah binen bir bankacıya aşık olduğunu anlatırken, fuat da internette aşık olduğu kızları sıralar. mehmet ise kızımıza ilan-ı aşk eder ve kızımız ana babadan saklı bir ilişkiye başlar. mahallenin arkadaş grubuyla artık beykoz piknk alanlarına, lunaparklara, salacak çay bahçelerine gidilir. delikanlılar mahallenin güllerini korurlar ama bir taraftan da onları aç gözlerle seyrederler. böylece mahale sınırları içerisinde, kızımız hızlı gelişimini sürdürür. sonra lise biter ve kızımız tanıdık vasıtasıyla mecidiyeköy'de iş bulur. artık bütçesi elverdiğince takımlar giymeye başlar. kumaş pantolon, etek, uyumlu çanta ve ayakkabı, makyaj ... artık dışa açılmıştır ve satış danışmanı murat, bilgi işlem uzman yardımcısı gökhan, öğle yemeğinde tanıştırıldığı diğer şirketten kenan ile takılmaya başlar. mahalle delikenalıları onu sadece akşam iş dönüşü görürler ve kızımız yavaş yavaş götü kalkık bir formata bürünür. mahalleden geçerken gözü ileridedir, burnu havadadır, çantasını sıkıca tutar, topukları kaldırımlarda yankılanır. delikanlılarımızdan selam gelmedikçe o selam vermez. selam verirse de kısa, net, sınır çizen bir ton tutturur. "iyiyim metin sen nasılsın". o kadarç fuat da, mustafa da, mehmet de artık onun için alt sınıftır. kızımız ise level atlamıştır. haftasonları artık piknik ya da eğlencelere katılmaz, mahalleden sıyrılır. o artık bakımlı erkekler ve kızlarla takılan iş kadınıdır. kendi parasını da kazandığı için bağımsız hareket eder, kenan ile sevgili olur, alışveriş merkezlerini dolaşır, dolaştırır, hediyeler alır, aldatılır, aldatır, dedikodu yapar, patronu ve sekreteri çekiştirir, ingilizce öğrenme hevesine kapılır ( beceremez ), msn'i keşfeder, açık öğretim bitirme sevdasına kapılır... kısaca genç, yeni filizlenmiş, mahalle arası günlerini geride bırakmış, götü kalkık bir işkadını haline gelir. mustafalar, mehmet'ler aşağıda kalmıştır.
  9. yorgun kadındır.

    sabahın köründe kalkıp hazırlanıp işe gider ve günlük maratona başlar böylece. önce işte tüketir enerjisinin büyük kısmını, sonra eve gelir , bir de üstüne ev işleri. gün sonunda yatağa uzandığında yahu neden kemiklerim ağrıyor benim diyerek uykuya dalar veyahut sızar.
  10. hele bir de anneyse kat be kat yoğun,yorgun olan kadındır.sabah sekiz akşam 6 ofiste koşturur,sonra eve gider,yemek yapar,çocuğuyla ilgilenir.
    evin işi hiç bitmez.çocuğa yeterince vakit ayrılamaz,komşu ağırlamak gibi lüksleri pek yoktur bu kadınların,kendilerine bile vakit ayıramazlar gönüllerince.
    hayat orda oraya koşturulan,aynı andan birden fazla rolün hakkının verilmeye çalışıldığı kocaman bir savaş alanıdır.anneanne de olmasa...