belki ilginizi çeker
  1. · ıssız adams
  2. · imperius
gündem
  1. · itü sözlük e bir daha gelinse alınacak nickler
  2. · günün tek kelimelik özeti
  3. · apertura 2009
  4. · zongul ducks
  5. · okan bayülgen
  6. · 29 şubat 1453 galatasaray fenerbahçe maçı
  7. · başkaları sevinsin diye yapılan atraksiyonlar
  8. · simit
  9. · unutulmak

çağan ırmak ın yeni filmi için sahne önerileri  

 sayfa  / 2
  1. çağan ırmak'ın filmlerinde işlediği bazı sahneleri gerçek hayatından aldığını biliyoruz. bu sebeple çağan ırmak'a ilham olması maksadıyla bu mecrada aklımızdaki romantik ve göndermeler dolu sahneleri paylaşacağız. el birliğiyle türk sinemasını bu şekilde geliştirebiliriz ve önerilerin kullanılması durumunda gelecekteki çağan ırmak filmlerini daha fazla "tam bizi anlatmış" havasında izleyebiliriz.

    çağan ırmak eğer bu önerileri kullanmayacak olursa, kendi yaşamındaki ayrıntıları filmlerine konu ettiğini bildiğimiz jean pierre jeunet de kullanabilir. öneriler creative commons altında lisanslanmıştır. jenerikte ilgili sözlük yazarının nick'i geçtikten sonra problem yok.
    (wondrous, 25.11.2008 03:38 ~ 03:46)
  2. dekor: loş ışıklı bir oda, bir yatak. yatağın yanındaki sehpada içi su dolu bir bardak var.

    esas oğlan yatakta çıplak ve düşünceli şekilde otururken kız da yatakta oturur haliyle oğlana sarılıyor. kız birden ağlamaya başlayıp,

    - seni onunla aldattım, ama artık seni sevdiğimi anladım, diyor.

    bunu duyan çocuğun 5 saniyelik bir sessizlikten sonra su dolu bardağı alıp suyu içtiğini görüyoruz. su bittikten sonra çocuk hışımla bardağı yere çarparak kırıyor. kamera bir an cam kırıklarına zoom'lanıyor.

    yine bir beş saniyelik sessizlikten sonra çocuk, kendi kırdığı bardağın camlarını toplayarak açık pencereden aşağı bırakıyor.

    burada sahneden ve çocuğun davranışlarından alt metin olarak, çocuğun aldatıldığı için bir anlık öfkelenip bazı şeyleri bitirmeye çalıştığını ancak sonra düşünerek, kırdığı şeyleri toparlamaya yeltendiğini, uzlaşı mesajları verdiğini okuyoruz. yönetmen bir hareketle bir sayfalık hisleri anlatıyor.
    (wondrous, 25.11.2008 03:44)
  3. dekor: loş ışıklı bir oda, bir yatak. yatağın yanındaki sehpada içi su dolu bir bardak var.

    esas oğlan yatakta çıplak ve düşünceli şekilde otururken kız da yatakta oturur haliyle durmaktadır. esas oğlan da yatağın yanındaki sehpaya uzanarak bardağı alır ve bir dikişte suyu bitirir.

    burada sahneden ve çocuğun davranışlarından alt metin olarak, çocuğun hararet yaptığını, hayatta her daim var olan susamışlığımızı giderebilmek için gerekli enerjiyi harcamamız gerektiğini, bunun için emek vermekten çekinmemizi, bu büyük mücadele sonunda istediklerimize er- geç ulaşacağımızı ve susamışlığımızı gidereceğimizi, evde hasta varsa iyileşeceğini, mutlu bir haber alınacağını, evden bir kişini uzun bir yolculuğa çıkacağını, bekar varsa da evleneceğini anlıyor, bu mesajları okuyoruz. yönetmen bir hareketle ana britannica kadar hisleri anlatmış oluyor -valla-
    (hemokudumhemyazdim, 25.11.2008 03:57 ~ 10:53)
  4. dekor: loş ışıklı bir oda, bir yatak. yatağın yanındaki sehpada içi yarısına kadar su dolu bir bardak var.

    esas oğlan bardaktaki su gibi yarı çıplak yatağında düşünceli bir şekilde otumaktadır. kızın üzerinde oğlanın gömleği aynı esas oğlan gibi yarı çıplak bir şekilde içeri girer ve sehpanın üzerindeki suyu yarısına kadar içer.

    burada sahneden, bardaktan, gömlekten ve yarım sudan alt metin olarak, bardağın dolu tarafını mı yoksa boş tarafanı mı görmeliyiz mesajı verilirken. kızın bardağın yarısına kadar dolu olan suyun yarısını içmesinden ise içeride esas oğlanı aldattığı kişiyle konuştuğunu ve uzlaşımcı, her an itiraf edebilirim gibi hava verdiği sonucuna ulaşılabilir. yönetmen bir gömlekle yarım sayfalık hisselerini bir sayfada anlatarak konuyu uzatmış oluyor.
    (asymmetry, 25.11.2008 04:36)
  5. dekor: loş ışıklı bir oda, bir yatak. yatağın yanındaki sehpada içi yarısına kadar su dolu bir bardak var.

    burada sahneden ve bardağın davranışlarından alt metin olarak yapımcının parasının tükenmiş olduğunu, çağan ırmak'ın filmin güzel ve hüzünlü kadın oyuncusu başta olmak üzere tüm ekibi toplayıp, kültür bakanlığı senin, eurimages fonu benim, finansman bulma turuna çıktığını anlamaktan çok seziyoruz. yönetmen üç a5'lik senaryo eskizini kamerasını bile çalıştırmadan anlatmış oluyor.
    (tembel, 25.11.2008 09:25)
  6. direk sahne: karartıdan siyah bir kadın saçına açılan kamera. bir kadın kafası. kamera mantıklı bi mesafede duruyor. ensesindeyiz şimdi kadının. tanrım, bu nasıl bir yaratıktır enseden aşağı doğru inen? pire?
    sonra bir aria başlar derinden, kadının eli hable con ella dansçıları gibi salınarak enseye doğru ilerler. eldeyiz uğur.
    artık ordaki kırılma anını nasıl bir geçişle tamamlar bilemem, bize yorganı mı, çakmağı mı göstersin, nasıl bir ince ayar anlayışı varsa artık, ona bırakıyorum. ben sadece çağrışım yanıyla ilgilendim. midem bu son filminde bu kadar kalktı evet.
    (bu takımdan tuncay gitti, 25.11.2008 09:43)
  7. kontrastın çok şık yakalandığı bir yatak odası, çıplak bir kadın, çıplak bir adam, dolu bir su bardağı. adam sevişme sonrası susar. iki anlamlı olarak. susuzluğunu giderir ama sessizliğini bozmaz. kadın bardaktaki su bitmeden kendisinin de susadığını söyler. adamımız oralı olmaz ve suyun tamamını içer.

    kadın: sen kimseyi sevemezsin.
    adam: evet, sevemem, hayallerim yok benim.
    kadın: insanın pipisi büyüdükçe, hayalleri küçülür mü?
    (ahmak ı hayal, 25.11.2008 09:52)
  8. "dekor: loş ışıklı bir oda, bir yatak. yatağın yanındaki sehpada içi sprite dolu bir bardak var.

    esas oğlan yatakta çıplak ve düşünceli şekilde otururken kız da yatakta oturur haliyle oğlana sarılıyor. kız birden ağlamaya başlayıp,

    - seni onunla aldattım, ama artık seni sevdiğimi anladım, diyor."
    erkek: sen kimsin lan?
    (dörtyapraklıyoncanındördüncüyaprağı, 25.11.2008 10:05 ~ 10:06)
  9. karartıdan uzun bir saça açılan kamera. uzun saçlara odaklı olarak kamera duruyor. kadın konuşuyor, anlatıyor. kamera yavaş yavaş yukarı doğru çıkıyor. meğer uzun saçlı olan adammış, kadın kısa saçlıymış. ne acayip lan kandırdı resmen adam bizi.
    (olahabeoy, 25.11.2008 10:05)
  10. dekor: loş ışıklı bir oda, bir yatak. yatağın yanındaki sehpada içi su dolu bir bardak var. (burası copy paste artık)

    erkek, yataktan kalkmadan suyu alıp üzerine döküyor. yüzü görünmüyor. kadın anlamsız bakışlarla erkeği süzüyor. kadın güzel, sade ve hüzünlü.

    erkek: ben suyu içmem, üstüme dökerim. tenim yangın yeri, içim buz gibi.
    kadın: karlar üstündesin... (devamını ezbere biliyor insanlık)
    erkek: ölmem ben. hayallerim yok çünkü.
    kadın: insan büyüdükçe... (dayanamıyorum)
    erkek: yok büyüdükçe hayalleri satıp nakte çeviriyorsun. misal bu film.

    ve o sahneye kadar yüzünü göremediğimiz erkek oyuncuya dönüyor kamera. evet, çağan ırmak! böyle de post-modern...
    (şiirbaz, 25.11.2008 10:14)
  11. yer, florosanla aydınlatılmış bir oda. fonda him den wicked game çalıyor. kız birden;

    "ne yani, sana aşık olmadığımı mı düşünüyorsun" diye sorar. adam mahçup bir şekilde kafasını öne eğer ve şöyle der;

    "bilmiyor musun? kimse kimseye aşık olmaz. sen daha iyilerine layıksın."
    (soyut, 25.11.2008 11:17)
  12. dekor: loş ışıklı bir oda, yatakta bir kaltak. yatağın yanındaki sehpada içi su dolu bir bardak var.

    esas oğlan yatakta çıplak ve düşünceli şekilde otururken kadın ise sehpaya doğru uzanıyor. kaltak önce bardaktan bir yudum su alıp elini sigaraya attığında pakedin de boş olduğunu görerek esas oğlana dönüp
    -piç kurusu, çeşmeden mi doldurdun! bunu nasıl yaparsın! diyor.

    asıl toplumsal gerçekliğimiz, bizi yansıtan ayna budur. çünkü fransız filmleri gibi evian su ile kepek ekmeği, jambon ya da ne bileyim domuz pastırması olmamalı bu tarz sahnelerde. ayrıca esas oğlanın sigarayı çaktırmadan hangi arada götürdüğü ise manidar bir durum. hani spiritüel bir vaka da söz konusu. buradan çağan ırmak'ın bana old and wise'ı çal adlı kısa filmine bir gönderme yaptığı da düşünülebilir bu şekilde
    (etranger, 25.11.2008 11:28 ~ 15:02)
  13. dekor: loş ışıklı bir oda, bir berber bir berbere gel pire berber yatak. yatağın yanındaki sehpada su var, bardak yok.

    esas oğlan yatakta çıplak ve düşünceli bir şekilde oturuyorken birden bire üzerindeki altı yorganı birden sağa sola çekiştirerek yataktan çıkmaya çalışıyor. kadın "napıyorsun?!" der gibi bir kaşını havaya kaldırıyor. adam yataktan kan ter içinde kurtulmayı başarıp ayağa kalkıyor, ne kadına bakıyor ne de su içiyor namussuz. cemer su'dan o kadar reklam parası almıştık halbuki.. bilgisayarının başına oturduğu anda çağan ırmak'ın tansiyonu düşüp gözlerinde yıldızlar uçuşuyor.

    esas oğlan sözlüğü açıp çatır çatır giri döktürmeye başlıyor.. esas oğlan işi gerçekten biliyor.
    (geber marla singer, 25.11.2008 11:49 ~ 16:09)
  14. dekor: karanlık sayılabilecek bir oda, bir yatak. yatağın yanındaki sehpada içi su dolu bir bardak var

    esas kız yatakta çıplak bir şekilde yatmaktadır. (oda karanlık olduğundan zor seçilmektedir) tuvaletten çıkan esas oğlanımız içeri girer ve kızın yanına uzanmak için yatağa doğru ilerler. karanlıkta sehpaya çarpar ve bardak yere düşer ama kırılmaz. tekme atarak bardağı olay yerinden uzaklaştırır.* oğlanımız tuvalette ellerini yıkadığından elleri hala ıslak ve soğuktur ve ellerini yatakta hiçbir şeyden habersiz yatan kızın sırtına değdirir. kızımız bu ani hareket karşısında önce hööyööyy diye tepki verir ve "ağzına sıçıyim! ağzına sıçıyim senin!" der. en son olarak ise oğlanımız seviştiği kadına sarılıp uyuyamayan erkek misali götünü döner yatar.

    burada sahneden, yönetmenin hala bazı tabuları yıkamayım çıplak olan kızımızı karanlıkta bıraktığını, türk toplumunun hala böyle sahneleri fazla kaldıramayacağını çıkarırız. bardağın kırılmaması ise alt metinde nazar'ı temsil eder. soğuk ellerini sırta değdirmek ise oğlanımızın güvensizliğini, götünü dönüp yatmasıda öküzlüğününü bir simgeler. -
    (asymmetry, 26.11.2008 01:16)
  15. dekor: 100'lük ampülle aydınlatılmış bir oda. bir yatak. yatağın yanındaki sehpada içi su dolu bir bardak var.

    esas kız yatakta çıplak olarak uzanmaktadır. içeriden gelen esas oğlan ise ışığı kapatmaya yeltensede esas kız buna itiraz ederek ışıkların açık bir şekilde sevişmek ister. sırf bu boktan sebepten dolayı aralarında kavga çıkar ve esas oğlanın bütün şevki kırılarak böyle aşkın ızdırabını der ve çekip gitmeye yeltenir. kızımız ise sehpanın üzerinde duran suyu ise esas oğlana fırlatır. zaten gergin olan ortam iyice kızışır. esas oğlan tam kıza tokat atmaya yeltenicekken elektriklerin kesilmesi ise esas oğlanın aradığı ortamı bulmasını sağlayacak üstüne üstlük sonu sevişme ile biten kavgalar'ı düşünerek esas kızla sevişecektir.

    burada sahneden, yönetmenin suyla şaka olmayacağını, yapanın başına hiçte iyi şeylerin gelmeyeceği mesajı verilirken. elektrik ve suya yapılan zamlara alt metinde gönderme yapılmıştır.
    (asymmetry, 29.11.2008 02:41)
  16. genel plan dış/gece
    istiklal caddesine (tercihen alkazar) bir sinemanın önü.
    hırpani görünümlü-işten çıkmış- uzun pardesülü bir genç adam sinemaya girer yalnız başına, afişlere bakar. ardından bizatihi çağan ırmak girer bir arkadaşıyla ve gencin iki adım ilerisindeki afişin önünde arkadaşına el hareketiyle bir şeyler anlatmaktadır.

    iç/gencin amorsu
    çağan ırmak: adamın bu filmde derdi başka, bunu da bar bar heryerde anlatıyor ama inan altından kalakamadığı çok iddiası var
    çağan ırmak'ın arkadaşı: öyle ya, bu doğu sinemasındaki durağanlık içi doldurulamaz bir iddialılık
    çağan ırmak: aytenler inmiş mi taksime bir arasana

    o esnada çağan ırmak ağzına bir tane kısa malboro light götürür, çakmağını aranır ceplerinde, genç pardösünün cebinden çıkarıp ağzına tutar ve yakar

    çağan ırmak: sağol
    der ve kulağında telefon arkadaşına döner
    çağan ırmak: baba gelmeyeceklerse biz gidelim, çok öykü anlatasım var..

    bu esnada çağan ırmak dönüp gence bakar, kendisini dinleyip dinlememekten emin olmak istemektedir.

    iç/çağan ırmak'ın amorsu

    genç çağan ırmak'ı farkeder ve onu onore etmek için kayıtsız ve donuk bir yüz ifadesiyle de olsa :
    genç: çağan ırmak'a mı bakıyorum
    çağan ırmak: evet
    genç : iyi, artık bakmıyorum

    der ve bilet almaya yollanır.
    çağan ırmak arkasından bakar.

    bu esnada ayten kodadlı güzel esmer uzun boylu kıvırcık saçlı kadın ve yanında bir arkadaşı içeri girerler
    çağan ırmak ve yanındaki elemanla öpüşürler ve bilet kuyruğuna girerler.

    close up gencin yüzü-arkasında sinemacı tayfa gülüşmekte...
    çağan ırmak'ın arkadaşı : belki yeni filmde seni de düşünebilirim diyor çağan
    ayten'in arkadaşı: yapmaaa, ciddi miiii? nası bişiii çağannn?

    genç adam'ın yüzünde hiç bir tepki yok...

    çağan: bilmiyorum ya daha tam öyküyü yazmadım...
    ayten: ben biliyorum sonra söylerim sana...
    çağan: ayten lütfen...

    biletler alınır sinema salonuna girilir. tesadüf ya çağan ırmak ve arkadaşları özllikle de çağan ırmak tam da genç adam'ın yanına oturmuşlardır.

    genç adam istifini bozmadan ıssız adam'dan bahseder...

    genç adam: izledim
    çağan ırmak: efendim, bana mı dedin..
    genç adam: evet sana dedim, izledim filmini...
    çağan ırmak: ha.. ıssız adam.. ok...iyi senin için...
    genç adam: bence değil...
    çağan ırmak: neden, beğenmedin mi, o öyle bir film beğenmemiş olabilirsin, bu çok olağan...
    genç adam: bence daha iyi yapabilirdin...

    çağan ırmak'tan bomba gibi bir kahkaha...
    çağan ırmak: tamam peki, bu önerini dikkate alırım...

    film başlar: ıssız adam 2
    (girişyıkımtelaş, 10.01.2009 05:09)
  17. yıl 2024. aylardan eylül.. hüzünlü bir gece. çağan ırmak balkonda sigarasını tüttürmektedir. artık melek yüzlü bir çocuğun babasız kalış öyküsü, herkesle sevişmeye dayalı sosyal bir ilişki kurabildiği halde ıssızlık türünden özellik taşıyan adamın sonu gibi film türlerinden kendi de sıkılmıştır. yıl itibariyla sinemada iyice ustalaşmış, sataşırken insanların 2341 kez düşündüğü bir insan olduğundan daha rahat filmler yapmaya karar vermiştir; ama önerilere de açıktır. bir gün evinde eski plak ararken "60 yıl oldu hala aynı müzikleri dinliyorum başka ne vardı eskilerden kalan ya" der. bunun akabinde birden aklına sözlük gelir. "bir zamanlar bir sözlük vardı" der. ilerde kız arkadaşım olursa sözlük merakımı bu olaya pozitif yönde nasıl katabilirim diye ıssızca da düşünür. bilgisayarı açar, sözlüğe girer diyeceğimi sananlar yanılmaktadır. teknoloji inanılmaz gelişmiştir artık. fikir vermesi açısından:
    (bkz: http://www.fubiz.net/...)

    o gece gözüne uyku girmeyen çağan ırmak, sabah olunca eski bilgisayar koleksiyonu yapan bir teyzemizin dükkanına gider. orda bir kızla tanışır diye devam edeceğini düşünenler; yine yanıldınız. eski bilgisayarı alır. windows vista, dual core bir bilgisayardır kendileri. amacı o zamanlar giri yazan insanların hissettiklerini anlamaktır. böyle gezinirken itü sözlükte birden kendi adını yazdıktan sonra ara butonuna basmak aklına gelir. çağan ırmak için yeni sahne önerileri başlığını görür. çok sevinir. okur tüm yazılanları. sonra imperius un girisine rastlar. imperius o aralar bir hastanede yazdıklarının bedelini ödemektedir falan. bu kısım bizi ilgilendirmiyor şu anda. nerde kalmıştık, çağan ırmak ihtiyacı olanı bulmuştur. imperius un yazdığı senaryoyu okur ve yeni çekeceği filme koyar.


    dekor: çok aydınlatılmış bir oda. fuşya renk duvarlar.. buna tezat biçimde mavi bir koltuk. koltuğun yan tarafında dişlerine tel takmış ve beyaz önlük giymiş bir kadın, kadının masasının üstünde amonyaklı mr muscle var. bir de adam.

    adam yüzündeki sapıkça ifadeyle kadının ağzından çıkacak olumlu bir şeyi bekler gibidir, bakışları her kadının kabuslarına girecek kadar ürkütücüdür. bu bakışlara alışmış ve hiç etkilenmeyen kadın: "sana söyledim alper bunu denememiz imkansız. lütfen daha fazla şansını zorlama" der. alper hayatının en olumsuz cümlesini duymuş gibidir. tekrar konsantre olmaya çalışırken olaya, kadının bir eliyle mr muscle ı masadan kaldırdığını farkeder diğer eliyle de umursamaz bir şekilde saçını düzeltmektedir.. içinden "bunu bilerek yaptı bana güçsüz aciz bir erkek olduğumu göstermeye çalıştı" gibi bir ses yükselir. bu ses çağan ırmağın filmerinde kullandığı düşünce sesi. hepimiz alışkınız nasıl olsa.

    sonra içindeki sese tezat olarak birden ağlamaya başlar hıçkırarak. kadına "benim buna ne kadar ihtiyacım olduğunu biliyordun senden nefret ediyorum. hepiniz aynısınız" der. kadın onun ellerinin titrediğini farkeder ayağa kalkar üstü başı mr muscle ın amonyaklı camsili kokmaktadır. şefkatle sırtını okşar alperin."bu senin suçun değil alper...lütfen....cinsel organının kopmuş olması senin suçun değildi... lütfen artık kendini ve tıpı suçlamaktan vazgeç."
    der. sonra alper o odadan çıkar. nereye gideceğini bilemez. böyle bir dram yani.

    eklemedir koca konak: şimdiden rica ederim.
    (imperius, 25.03.2009 00:55)
  18. yıl 2025 çağan ırmak nerden denk geldim böyle bir giriyede yeni filmimim senaryosunu buna göre uyarladım diye düşünürken, ulan acaba bundan önce yazılanları keşke daha dikkatli okusaydım diye iç geçirir ama ne fayda, yaptığı film ona bütün kariyerine mal olmuş ve aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni havasında ihtiharı düşünmektedir.

    ve sonra tam kafasının üzerinde bir lamba belirir "işte!! işte..." der bunu çekmeliyim.

    dekor: perdenin arasından giren güneş ışığı ile aydınlanmış bir oda, güneş ışığından tozları havada uçusan bir koltuk, dişlerine dolgu yapılmış ve en az iki saat birşey yiyip içemeyecek olan bir kadın ve bir de adam.

    adam yüzündeki manasız bakışıyla kadının ağzına kaç tane doldu yapıldığını, ben aylardır böyle pis bir ağıza sahip bir kadınla mı öpüştüm diye aklından geçirmektedir. kadın ise ağza vuralan iğnenin sebep olduğu uyuşuklukla dudaklarını yemekte ama bunu hissetmemektedir. kadın uyuşmuş ağzıyla birşeyler söylemeye çalışır ama ne kendisi ne de adam söylediklerini anlamamıştır.
    adam tozlu koltuktan kalkar ve mutfağa gider, niyeti havuçlu tarcınlı kek yapmaktır, tam odanın kapısından çıkacakken aklına dolgulu kadın gelir ve onun birşey yiyemeceğini yese bile hiçbir tat alamayıp bir inek misali ağzında geviş getireceğini düşünür, ve kadına dönerek bu böyle olmayacak, ayrılmalıyız der, kadın bunu duyduğunda sanki iğneniz dişlerinin oyulduğunu, sinirlere milyonlarca kere dokunulmuş gibi bir acı ve öfke içine girer.
    bunun etkisiyle koltuğa öyle bir vurur ki, koltuk odada bir sis bombası etkisi yaratarak yıllardır içinde biriktirdiği tozları dışarı verir.
    adam etrafını görmek için elleriyle kolllarıyla odayı havalandırmaya çalışır. oda az biraz görünür bir hal aldığında ise kadın gitmiştir ve geride sadece dişçi faturasını bırakmıştır.
    adam da odadan elinde fatura ile çıkar. nereye gideceğini bilemez. böyle bir dram yani.
    (asymmetry, 25.03.2009 01:25)
  19. yıl 2026. çağan ırmak 2024 yılında harika bir gişe başarısı elde eden cinsel organı kopmuş adam, coka filmiyle istediği başarıyı yakalamıştır. kendisini "filmlerinde çok keskin bir heteroseksüellik var." diye eleştirenlerin ağzını da bu film ile kapamıştır. eleştirmenler sus pus olmuş, çağan ırmak ın başarılarını içten içe kabullenmiş, ergenlik çağı bunalımı yaşayan gençler birbirlerini "ben cokayı izledim yoksa sen izlemedin mi inanmıyoraaaağğğmmmm" gibisinden eleştirip aşağılamış, insanlar salya sümük alperin cinsel organının kendiliğinden kopmuş ya da koparılmış (bu kısım izleyiciye bırakılıyor) olmasını düşünmüş, imdb puanları coşmuş, kısaca çağan ırmak için yaşam; tek hayali yaşamını pembe panjurlu bir evde sürdürmek isteyen bir ev kızının hayaline kavuştuğu an kadar pembeleşmiştir. günlerinin bir kısmını yeni sinemacılara deneyimlerini anlatmakla geçiren çağan ırmak;

    "hüzün dolu ne kaldı hocam başka, herşeyi çektiniz" diyen bir öğrencisine "senin bu soruyu sorman bile bir hüzün belirtisi, burdan başlayabilirsin önemli olan değişik kombinasyonlar yapmak çocuum" cevabını vermiştir. yeni deneyimsiz yönetmenimiz de bu sözden çok etkilenip, kısıtlı imkanlarıyla ıssız adam oğlum eşim bi de ben filminin çekimlerine başlamıştır. öğrencilerinin başarılarından gurur duyan çağan ırmak; boş durmaktan sıkılmış yeni hüzün arayışlarına girmiştir. evinde oturmuş; kendi başına, ıssızca ürettiği kahvesini yudumlarken, karşı yalıdan bir ses duyar. acı dolu bir ses. hemen balkona çıkar. bunun bir köpek havlaması olduğunu anlar balkona çıktığında. yaşadığı hayal kırıklığını kelimelere dökmek anlamsızdır. o hayal kırıklığının 10 da birini yaşasam bileklerimi kesip, akan kanı bir viski kadehine doldurup, ellerimi hissetmeyene kadar içerdim o derece. neyse bu şoku çabuk atlatır; çünkü aklına bir fikir gelir.


    dekor: çimenleri budanmamış bir bahçe, yüzüklerin efendisi kahramanlarının dağa çıkarken kullandıkları türde bir asa çimenlerin üzerinde durmaktadır, bakımsız bir ev, evin alt katında eskiden dönerci olduğu anlaşılan ama sonra iş yapamadığından kapandığı belli olan ıssız bir dükkan var.. dükkanın tam karşısında üzerinde eprimiş bir sabahlıkla evinin önünü süpüren saçı başı dağınık bir kadın.. evin önünde sanılacağının aksine sahibini hüzünlü gözlerle beklemeyen, mutlu bir şekilde oradan oraya koşan heyecanlı bir köpek. köpeğin çılgın bir şekilde koşması ile başlar sahne...


    kapı açılır. içeriden çıkan adam evinin önünü süpüren kadına seslenir. "öldüğüüüüünün farkında değilsiiiiiin.. sana diyorummm öldüğünün değilsiiiin farkındaaaa yorulmaa boşunaaa ben yapardııım".. kadın adamı duymamazlıktan gelir, köpek duymuş gibi yapar. kadın evinin önünü süpürme işlemi bitince adamın yanına yaklaşır..fısıltıya varan bir ses tonuyla.. "beni sevdiğini bilmek istediğimi aklıman en küçük yapı taşının kıyısından bile geçirmedim; ama şimdi düşündükçe sensizliğin bana katmış olduğu mutsuzluğun ne olduğunu anlamaya çalışırken bir hikaye anlatmanın seni büyütmeyeceğini biliyorum ama sen yine de bana gel dizime yat." der. adam tınlamaz. içeri girer. bu arada köpek kayışını koparır. kaçar. tekrar dışarı çıkan alper köpeğin kaçtığını farkeder. eline çimenlerin üstünde duran asayı alır. ona yaslanır. "o bile beni terketti" der. sonraki sahnede köpeğin tasmasını bulur evde. daha çok hüzünlenir. gözlerinde mutsuzluk vardır. kimseyle konuşmaz artık. böyle bir dram yani.
    (imperius, 25.03.2009 15:23)
  20. yıl 2026

    kendini kandırmaya devam eden ve hala 2024 yılındaki filminden övgüyle bahseden çağan ırmak’ın gözlerine bir perde inmiştir.

    (flashback)

    1 yıl önce…
    evinin aşağısındaki dönercide dürümü söylemiş siparişini beklemektedir sevgili yönetmenimiz, bu sırada karşıdaki yalının yeni misafirleri vardır, annesi, babası ve küçük birde köğeğiyle alımlı güzel mi güzel bir kız karşı yalıya taşınmaktadır. gözlerini kızdan alamaz ve masadaki peçetelikten aldığı peçetelere bir daha ki filminin senaryosunda kullanmak üzere hislerini yazar. tam o sırada,
    “abi içecek bişi alır mısın?” der garson. yönetmenimiz hafif irkilerek yıllar önce;
    - hüzün dolu ne kaldı hocam başka, herşeyi çektiniz" diyen bir öğrencisine “senin bu soruyu sorman bile bir hüzün belirtisi, bu saatten sonra hüzün olsan çekilmezsin yanıtı gelir. ve masadan fırlayarak dükkanı terk eder. arkasında ise sadece garsonun hüzün dolu bağırışı vardır
    “abi hesabı ödemedin”.

    günümüz…

    yönetmenimiz tüm bunları düşündükten sonra sırf o hesap yüzünden kapanan dönercide yazdığı notları eprimiş çekmesinden çıkarır. gözlerini karşıdaki yalıya dikerek uzaklara dalar.

    (flashforward)

    1 yıl sonra..
    and the oscar goes to…
    çağan ırmak
    (bozuk plak sesi)

    günümüz…

    dekor: çimlerine ekose şekli verilmiş bir bahçe, devrek işi el yapımı bir baston çimlerin üzerinde durmaktadır. kapanan dönercinin yerine açılmış ve sürekli “anlamazdın” çalan bir müzik dükkanı, karşıdaki yalının önünde bekleyen bir simitçi ve yalıyı hiçbir zaman terketmeyen evin vefalı köpeği.
    müzikçinin kapısı açılır(çlink), içeri bir kadın girer,
    pardon bu çalan şarkının adını öğrenebilir miyim? der. dükkan sahibi yılardır çalan herkesin ağzına pelesenk olan bu şarkıyı acaba nasıl olurda bilmez diye düşünür ve o an anlayarak, içeri giren kadına
    "öldüğüüüüünün farkında değilsiiiiiin.. sana diyorummm öldüğünün değilsiiiin farkındaaaa” diye bağırmaya başlar, korkan kadın koşarak karşıya geçer, takip ediyor mu diye arkasına baktığı sırada yalının önünde duran simitçiye çarpar ve tezgahtaki bütün simitler havaya uçar, simitlerin 2-3 tanesi yalıya tam köpeğin önüne düşer, zar zor karınını doyurabilen köpek kadın sayesinde karnını doyurabilmiş ve vefanın bir boza markası olduğunu sananların aksine kadının dizlerine yatarak kendini sevdirmiş teşekkürünü etmiştir. bu esnada ise müzik dükkanı sahibi arkasından elinde devrek işi el yapımı bastonla koşarak gelmektedir. kadın köpeği bir kenara iterek gözden kaybolur.
    köpek için bu da böyle bir dram işte.
    (asymmetry, 25.03.2009 16:09)
  21. yıl 2027. çağan ırmak yalısında oturmakta; kışları soğuk olduğundan yalının boydan boya döşediği penceresinden, yazları ise insanlarla daha yakın duygusal temas kurabilirim diyerek balkonundan geleni geçeni seyretmektedir. genelde akşamları uyanmakta; gecelerin ıssızlığının getirdiği hüzünle robdöşambr ını giymektedir.
    bunlara rağmen sinema tutkusu sayesinde günleri büyük bir mutlulukla geçen çağan ırmak; beyninde beliren gençlik tutkusuna karşı koyamadığı bir gece ıssız adam filmini çekmiş olduğu diskoya gitmeye karar verir. diskoya giderek orada yeni neslin neler hissettiği hakkında gözlem yapmaya ve bu sayede yeni bir film senaryosu elde etmeye de karar vermişken birden cebinde hiç nakit kalmadığını farkeder. kredi kartlarını eprimiş çekmecesinden çıkartır.(eprimiş çekmece kullanmaktadır; çünkü antikaya merak sarmıştır. o çekmece büyük selçuklu hükümdarlarından birinin damadı kaşgarlı alpere hediyesidir.) dünyanın yuvarlak olduğunu bulan kaşif misali, insanların duygularını ön plana çıkartarak harika filmlere imza atmış olduğundan bu gece diskodan hüzünlü bir hikaye çıkartacak olmanın eminliğiyle blazer ceketini giyer. önce beyoğlunun arka sokaklarında dolaşır; fakat gördüğü en hüzünlü durum; maalesef sokak çalgıcısının para kutusunu deviren bir kokona kadının umursamazlığıdır. bunu çekeceğim filmin başına mı yoksa sonuna mı eklesem diye düşünürken mevzubahis diskoya yaklaştığını farkeder. o da ne? disko kapanmıştır. yerini bir partinin genel merkezi almıştır. hışımla eve geri dönen çağan ırmak yoldaki nöbetçi tekelden üç tane kırmızı tuborg alır. hatırladığı en son ayrıntı budur. bağırma sesleriyle uyanır.

    bu en yakın arkadaşının sesidir. evinin önünde durmuş "girmeyin lütfen yapmayın" demektedir.
    koşarak aşağıya iner. "ne oluyor neden bağırıyorsunuz noluyo burda yaa" der.
    arkadaşı hüzünle çağanın gözlerine gözlerinin ta içine doğru bakar..çağan ırmak birşeylerin ters gittiğini anlamıştır.arkadaşı "sana yalan söyledim çağan..sana cinsel organı kopmuş adam dan para kazandığımızı söyledim. buraya kadar. krizde 45. dalga geldi. benim de tekstil atölyem battı. artık yapabileceğim birşey yo.." demeye kalmadan çağan ırmak yere düşer.

    uyandığında evdeki antikaların yerinde yeller esmektedir. lcd televizyon blazer ceket röbdoşambr eski bilgisayar da dahil olmak üzere hiçbir şey kalmamıştır. yalıyı pansiyon haline getirmeyi planlar sonraki ilk 10 dk da. sonra "ev arkadaşı bulayım" der. en son "ya ben sinemacıyım harika bir yönetmenim ne duruyorum film çekeyim paramı yeniden kazanayım" der. aklına bir düşünce gelir.


    mekan:akıl hastanesi
    dekor: dört bir yani fayanslarla döşenmiş bir oda, yerde yıkanmadığından içi yeşil renk almış bir sürahi, bir ayağı diğerlerine göre daha uzun olan bir sandalye, törpü.elinde yeni teknolojiyle beyne monte edilen bir müzik aparatıyla çıkmış gelmiş basma elbiseli bir kadın.


    adam sandalyede sağa sola sallanmaktadır. midesi verilen yemeklerden dolayı bozuk olduğundan ve iyice hassaslaştığından konuşmak istediğinde öğürmekte ve anlamsız sesler çıkarmaktadır. kadın ona döner " bak alper kurtulacaksın. bu sadece geçiş dönemi. bunu da atlatacaksın sen güçlü bir erkeksin" der. adam zorlukla "sen neler yapıyorsun?" der. kadın yüzünde muzip bir ifadeyle "napiyim ben de x, y, z, h lar ile takılıyorum seni çok özlüyoruz." der. sonra kadın vedalaşır adamla. tam gidecekken "alper ben seni h ve z ile aldattım çok üzgünüm" der. adam donuk bir ifadeyle "ben de seni buradaki hasta bakıcı ile aldattım oooo biz alem yapıoz burda senin haberin yok" der. birden adamın düşünce sesi belirir."ben seni çok sevmiştim bak bu sana ait evde bulduğum törpü. onu yıllardır yanımda taşıyorum" der. kadın arkasını döner gider. adam törpüyü soluk borusuna saplar. ölmez; ama çok acı çeker. bu da böyle bir dram yani.
    (imperius, 25.03.2009 17:25)
  22. bu öyle bir dram ki, diye başlamak istiyordu fakat hayat şartları ve arkadaşının coka filmi hakkında söylediği yalan buna izin vermiyordu.
    cemrenin toprağa düştüğü, hafif ilkbahar esintilerinin olduğu bir sabah eski evinin karşısındaki yalıda tchibo'dan aldığı kimonosu ile balkonda dışarı seyrediyor insanların içindeki o hüznü ve mutluluğu harmanlayıp ortaya karışık birşeyler çıkarabilirmiyim acaba diye aklından geçiriyordu.
    diğer yandan ise yaşının oldukça ilerlemiş, kurt bir yönetmen olmasının artsıyla acaba bir tekrar filmi çeksem mi diye düşünür.
    bu yüzden ıssız adam filminde mekan olarak kullandığı yerlere gitmeye karar verir. ilk olarak 11leblon'dan başlamak ister, hem o zaman bu zamana değişen yemek kültürleri hakkında bilgi almak hem de fiyat artışlarını gözlemlemek ister, ama o anda nakit parası olmasdığını ve kredi kartı borcundan dolayı da hesabımın dondurulduğunu hatırlar.
    artık tek çare, eski kitapların ve plakların satıldığı o sokağa gitmektir, en azından sadece çevreyi gözlemleyerek insanların içindeki hüzünü yakalayabilceğine inanır.
    top gun çeketini giyer evden çıkar. yolda birkaç tane daha hüzünlü insanlara rastlasada ordan ekmek yiyemeceğini daha farklı yaşamlar bulması gerektiğe inanır. seçtiği mekana giderken, 11leblon'un kapanıp, yerine çiğ köfteci açıldığını ve popüler kültürün artık daha da artmış olduğunun farkına varır. ve hışımla evine döner, yolda nöbetçi tekelden 3 tane skol bira alıp hesaba yazdırır.
    hatırladığı en son şey ise budur. sabah kapının önünde bağırışma sesleriyle uyanır.

    bu en yakın arkadaşının sesidir. evinin önünde durmuş " girmeyin girmeyin" demektedir.
    koşarak aşağı iner " ne oluyor burda yaa" der.
    arkadaşı yüzünde oluşan mutsuz ve sesindeki o garip hüzünle "abi esnafa borç takmışsın şimdide eve zorla girip borçlarını almak istiyorlar" der.
    çağan ırmak bu duruma daha fazla dayanamayarak olduğu yere yığılır. uyandığında ise herşey için çok geçtir, eski plaklarının yerlerinde yeller esiyordur ve içini anlamsız bir hüzün kaplar tekrardan film çekmeye karar verir.

    mekan: akıl hastanesi
    dekor: hastaların kendisine zarar vermesin diye dört bir yanı yumuşak minderlerle kaplanmış bir oda, yerde yıkanmadığından içi yeşil bir renk almış sürahi, üç ayaklı sandalye, bir adet kalem, mini etek giymiş hafif meşrep tombul bir kadın.

    adam sandalyede üzerinde sağa sola sallanmaktadır, midesi verilen ilaçlardan dolayı bozulmuş, nefes alıp vermesi düzensiz, tabana garip şeyler yazan bir karakterdir.
    kadın adama dönerek, "kurtulacaksın bu gelip geçici bir dönem, tüm borçların arkadaşın tarafından ödendi, burdan çıktığında yep yeni bir hayat yep yeni hüzünlerle hayatına devam ediceksin" der. adam dilini döndürebildiğince "sen neler yapıyorsun" der. kadın yüzünde muzip bir ifadeyle "napıyım ben de hafta sonları burda çalışıyorum normalde asmalımescit'te çiğ köfte dükkanı var orda garsonluk yapıyorum der. kadın tüm bunları anlatırken adam yere birşeyler karalamaktadır, kadın konuşmasını tamamlar ve odadan tam çıkacakken gözü adamın yere yazdığı yazıya takılır. yerde;

    "bu da böyle bir dram yani." yazmaktaydı.
    (asymmetry, 25.03.2009 19:30 ~ 19:31)
  23. derkorlu devam ...

    dekor: loş bir oda, bir yatak. yatağın yanındaki sehpada içi votka dolu bir bardak ve redbull var (öyle hayal edin lan işte, emin olun çagan da aynısını yapardı) neyse devam...

    hala dekor : yerde alelacele çıkarılmış ( böyle düşünmen gerek ) sütyen, g-string ayakkabılar fln ve birkaç plak..

    yataktaysa bir kadın; etli butlu, hafif tıknaz. yanında bir adam; sıska ve çelimsiz...
    adam bir tur döndükten sonra yanıbaşındaki redbullu içmeye yeltenir. kadın ister fakat, vermek istemez kadın bir çırpıda çekip alır.adam bunu üzerine votkaya yönelir, bir de sigara yakar. bu sırada kadın redbull dan öyle bir fırt alır ki bir anda kanatlanır, yine tam bu sırada rem den losing my religion dayanır arkaya... kadın da açık pencereden uçup gider ...

    adam anlamsız gözlerle, yatağın boş kısmına bakar. tam bu sırada kanatlı, kel ve penisi bulunan bir yaratık pencereden girer, yatağın boş kısmına konuverir. burada da düş sokağı sakinlerinden hüzün kovan kuşu dayanır arkaya ...

    bunun üzerine adam ayağa kalkar elini kolunu sallayarak dans etmeye çalışır, çok aptal görüntüler ortaya çıkarır (çıplaktır hala) ve hüzün kovan kuşu çalarken losing my religion klibindeki gibi dans eder.

    burada yönetmen bize aslında önemli olananın david fincherile senli benli olduğunu bilmemizi, zamanında jim jarmusch dan etkilendiğini ( birçok şey anlatıyormuş gibi görünüp aslında hiçbirşey anlatmama hadisesi bakımından) ve etkili müziği kullanma sanatından fln bahseder. zira müziği dayadığın andan itibaren ağlatmak gerekir...

    bizimkisi de böyle bir yönetmendir işte ...
    (itütü, 25.03.2009 20:41 ~ 20:42)
  24. yıl 2028

    vonda shepard dan crying çalmaktadır fonda. çağan ırmak "bu şarkıyı söyleyen ölmüş müdür acaba filmime para vermeden koyabilir miyim" gibi düşüncelere gark olmuştur, az sonra kendine gelir ve "iyi ki sadece filmlerde düşünceler switchini on bırakabiliyorum kimse böyle maddiyatçı olduğumu bilmemeli" diye kendi kendine fısıldar. senaryo kısırlığı çekmeye başladığından ve hastanede çok yalnız günler geçirdiğinden günlük tutmaya başlamıştır, en yakın arkadaşı olmuştur günlük, onu borca sokup parasını bitirmemiştir en yakın dediği arkadaşı gibi; en azından konuşma sırasının kendisine gelmesini beklememektedir günlük.. nostaljiyi çok sevdiğinden kurşun kalemle yazmaktadır. defterle duygusal bir bağ taşıdığının bilinmesini istemediğinden ise dışını gazete kağıdıyla kaplamıştır. hastanede bu defterin ne olduğunu soranlara "üstüne oturuyorum; çünkü sandalyenin bir bacağı uzun" , "yemeklerin altına koyuyorum" sinirli olduğunda ise "sana ne neden soruyorsun benim derdim seni mi gerdi" demiştir. o günleri atlatmıştır artık. günlüğünü açar.. kurşun kalemini eline alır..ve yazmaya başlar.


    " bugün çok hüzünlüyüm. aslında kendimi arıyorum sadece, setten de kaçıp en silik barlara gidiyor, akşamları beynimi skol dolu bir kovaya sokuyorum. "belki şarkılarda" bulurum yitirdiğim düşlerimi diye, müziğin sesini hiç kısmıyor; "belki kitapta"bulurum benliğimi diye geceler boyu deliler gibi okuyorum. inanabileceğim bir ideoloji, insan, grup ararken kendimi benliğimi, düşüncelerimi ihmal ediyorum. başka birisi yok hayatımda! çünkü ben de kendimde yokum!


    depremi ölçen bir alet gibi hüznü ölçen bir alet olsa eminim benim hüznümü ölçünce bozulurdu, çalışmazdı. öyle mutsuzum. geçen gün ödül törenine gittim dünyanın en iyi hatip sıralamasında ilk on a girdiğimden midir nedir (yazarın notu: yalandan kim ölmüş.) herkes heyecanla beni dinliyordu. özellikle cokanın sanatsallığından ve hüznünden bahsediyorlardı. konuşmama ara verdiğimde hüzün dolu bir kız gördüm. yanına gittim. "bir imza ister misin?" diye sordum. onu bu hüzünden kurtarmak istiyordum nasıl birşey olduğunu çok iyi biliyordum.

    "almiyim saol" dedi. uzaklaştım ordan. sigara içilen bölüme gittim duvarlarımla. o anda aklıma bir sahne geldi"

    dekor: bir bank. fazla sıradan bir belediye bankı.

    adam "ayrılmak istiyorum" diyor. 5 dk dır bu cümleyi turkcell ile bağlan hayata kıvamında kombinasyonluyor. kız hiçbir şey anlamıyor. bir gerekçesi yok adamın. "sadece ayrılmak istiyorum" diyor, üzülmüş gibi sanki kendi elinde değilmiş gibi söylüyor bunu. kız duraksıyor gidip gitmemekte, sevdiği adama tokat atıp atmamakta kararsız. neden diyor?

    yoksa başka biri mi var diyor kız.
    "başka bir kız ilgimi çekmiyor, yani birini tanımak" diye cevap veriyor adam.
    "doğruları söylerken korkuyorsun ama yalanlar üzerine bir destan yazabilirsin" diyor genç kadın. ağlamamak üzere kendini tuttuğundan titrek bir sesle "hoşçakal" diyor banktan kalkıp gidiyor.

    yürümeye başlıyor tüm yürüdüğü yollarda "dram" yazıyor sanki. drama yürüyor. böyle bir dram yani.
    (imperius, 25.03.2009 21:46 ~ 21:50)
  25. yıl 2029

    so tell the girls that i am back in town çalmaktadır fonda. geçen süre içinde iyileşme belirtileri çok iyi yönde olduğu için hasteden çıkmış, kendisine yemek getiren kadının hediye ettiği deftere günlük tutmaya başlamıştı. sıfır beş ucu olan var mı gibi gereksiz bir soru sormak istemediğinden klasik kurşun kalemle yazılarını yazmaktaydı, defterini ise, hem görgüsüzlük olmasın hem de biraz daha uzun süre dayanması için alem dergisi ile kaplamıştır. arasıra da olsa hastanede elinde tuttuğu defteri soranlar olmuştu, o ise masa yüksekte kaldığı için yemek yerken zorluk çekiyorum bu yüzden üstüne oturmak için kullanıyorum yanıtını veriyordu. o mutsuz ve yalnız geçen günler geride kalmıştır artık, günlüğünü açar ve birşeyler karalamaya başlar;

    sevgilim günlük

    bugün çok hüzülüyüm, kendimi aramak değil niyetim, bulduğuma inanıyorum ama ben bile kendime katlamazken şu zalim dünyada kim benim kahrımı çeker diye düşünerek kendimi arka sokaklarda bulunan en izbe en bitap barlara atıyorum, geceleri köpek öldürenle uykumu açıyor, şarkılarda kaybetmeye çalıyorum kendimi, hiçbir zaman yazamaycağım kitapların en sevdiğim kısımlarının arasına ise kendimi bir ayraç olarak koyup sertçe kapatıyorum belki oralarada kaybolur ve bir daha hiçbir zaman dönmem diye.

    8 şiddetinde hüznlerim artık, uzun sürüyorlar, bir sağa bir sola savruluyorum, insanlar nedensizce çektiğim filmlerin başarısından "artık daha da kötü olmamı istemediklerinden sanırım" fütursuzca yalan söyleyerek bahsediyorlar.
    adıma imza günleri düzenliyor yüzyüzce, sanki o imza alanlar için sürünmemişim gibi. ama birşey oldu, bir kız, hüzünlü bakan bir kız gördüm;

    "sende imza ister misin? dedim.

    uzun uzun baktı, sonunu bildiğin bir filmi tekrar seyretmek ve yine aynı heycanı duyarcasına duygularlar yine baktı

    "almiyim saol" dedi. kendimi sigara içilen bölüme zor attım, ve aklıma bir sahne geldi.

    dekor: üzerinde 04.06.2007 ve aliço was here yazan gereğinden fazla sıradan bir bank.

    adam, ben ayrılmak istiyorum diyor ve her 108 saniyede bir anlamsız tekrarlamalar için giriyordu. kız bir anlam veremiyordum adamın bu durumuna. ama buna bir son vermesini istiyordu, aklından tokat atsam mı acaba diye düşünüyordu bir yandan da. sonra kızın ağzından

    neden? sorusu duyulur.

    neden şimdi, başka birisi mi var? der kız.
    ben değiştim der. başka bir kız mı "kesinlikle hayır" diye devam eder.
    doğrular senin içinde bir yanardağ gibi patlarken, yalanlarla o paylayan dağın küllerinden yeniden kendine bir dünya inşa edebilirsin der genç kadın.
    ağlamamak için kendini zor tutan kadın, çenesinde o titremeye engel olamaz, buğulu bir sesle "hoşçakal" der ve banktan kalkar.

    geri dönüp adama baktığında ise adamın banka birşey yazdığını farkeder.
    adam banka "böyle bir dram yani" yazmıştır.
    (asymmetry, 27.03.2009 00:38)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil