ilk başlarda klişe zannediyordum ben bunu. az önce deliler gibi tutkuyla sarıldığı kollardan çarşaf eşliğinde kalkan kadın... profesyonel oyuncuların aşk ve sevişme dolu sahneler sonrası mal varlığı beyanını önleyen bir tür yasa gibi... gerçi sahne boyunca gerek göğüsler, yeri geldiğinde de öpme hissi uyandıran çıplak boyun ve ense kadraja sıklıkla girerdi ama sanatın da bir sınırı var diye düşünürdüm. ama sonra farkettim ki bunun arkasında farklı sebepler de bulunabilir.
öncelikle erkeklerde hep eleştirilen sevişme sonrası yabancılaşma meselesine değinmek gerek. sanıldığının aksine bizim öyle iş bitince götü dönüp yatmak gibi bir zorunluluğumuz yok. tam tersine bazı hormonsal gerilim yükselticiler ortadan kalktığında kadına sarfedilecek bir saf sevgi kalıyor. yanınızda uzanıp saçınızla oynamak, dudaklarınıza dokunmak bunun ifadesi zaten. ama kendi teorime göre kadın aynı durumda gerçek yabancılaşmayı yaşıyor, belki de ilkel bir pişmanlık, sorumluluk hissi ile doluyor. sanırım...
yoksa başka bir açıklama bulamıyorum bu duruma. sevdiğiniz, az önce içtenlikle benliklerinizi paylaştığınız birine uygunsuz görünmekten neden çekinilir ki.
(atropos, 18.02.2006 01:40 ~ 01:47)
pekala içkisine hap atılıp, iffetine geçilmiş bir türk filmi karakteri de olabilir. yanında yatan
hayvanın(az sonra bu şekilde hitap edilecektir çünkü) üzerindeki örtüyü çekip sarınarak, bağırmaya ve ağlamaya başlayabilir akabinde.
(solti, 20.09.2006 16:36)
üşümemek için sarınan kadın da olabilir kendisi. bulunulan mekan serindir vs. dir. bu nedenle sarınma ihtiyacı hissetmiştir.
az önce tüm bedenini teslim ettiği erkeğe ince bi mesaj sanki, birbirimize sahip olduk ama bu doğamızın bi parçası aslında sahip değilsin, sahibim değilsin. içime boşalsanda üzerine boşalsamda tüm hoyratlıklarınla uçursanda bedenimi , sahipliğimi en üst seviyede yaşatsamda sana, bunların hepsi yaşanılanın, böle yaşanmaktan başka bi şansı olmadığı içindi der.
mahremiyetime istediğin zaman değil, istediğim zaman erişebilirsinide ekler.
hadi ordan kevaşe..
murathan mungan'ın
yüksek topuklar'da "hala tamamen sahip değilsin bana, her şeyimi almış değilsin, bir parçam hiçbir zaman sana ait değil" gibi bir şekilde açıkladığı olay.
"ayak mıdır mayak mıdır? " fark etmez. tatlı bir üşengeçliktir belki, hem hoşa giden bir histir birşeye sarınma hissi, birinin sana sarınmasının, biriyle sarılmanın hissi gibi, belki üşenmemiştir sadece de üşümüştür birazıcık da. belki üşüyecek diye korkuyordur. belki beyaz çok yakışıyordur. ya da yanmıştır da çarşaf serin geliyordur. her ne ise nedir. güzel gözükür bu, güzel, ev gibi bir his verir. beyaz çarşafın içine sarınmış kadına bir de onu seven bir erkek, ve beyaz bir saksının içinde yemyeşil bi bitki, ve adamın getirdiği bir bardak su yakışır.
(gunyeri, 17.06.2007 21:46 ~ 21:48)
o yatakta uyumadan önce ne yaptığını unutan ya da hatırlamak istemeyen kızdır.
gece o ateşli erkeğinin hiç birşeyi göremeyen gözlerinin sabahleyin açılıp tüm portakal kabuğu, limon kabuğu selülitlerni
görebiliceğini bilen ve bunun yerine bişilerin gizli kalmasını tercih eden, bunuda bana hala tam olarak sahip değilsin izlenimini uyandırarak
yapan hatun kişidir, gerçekleri evlenince görürsün dumur olursun ama geç olur.
sadece filmlerde görülebilir. gerçek hayat ile alakası yok.
(bkz:
geçen yine sevişiyorum)
gece görünmeyen cilt kusurlarının, sabah aydınlıkta gün gibi çıkacağını bilen kadındır... ve evet bu yüzden sarınır.