bir süredir garip şeyler oluyor. yiyorum, içiyorum, yürüyorum, arada bir de kafamı kaldırıp uzaklara bakıyorum. sonra yalnız olmadığımı anlıyorum; sağda solda insanlar var aynı benim gibi. kimi bankta oturuyor, kimi durağa yaslanmış giden otobüslere bakıyor. usulca yaklaşıp soruyorum "
lost mu?" diye. "lost" diyor. "kaç?" diyorum, "2 onbeş" diyor. "
locke mu,
jack mi?" soruyorum, "
aaron" diyor. "hmmm.." diyor uzaklaşıyorum, el sallıyor, el sallıyorum.
efenim buraya kadar anlattıklarımdan bir şeyler anlamayanları şöyle kenara, başka bölümlere alalım. zira aşağısı çok fena. acayip
spoiler yaptım, parmaklarınızı yersiniz.
bunca uyarıma rağmen hala okuyanlar için son çağrı, köprüden önce son çıkış!
günah benden gitti...
2004 sonunda başladı bu meret. ilk bölümü izleyip "şahane film yapmış adamlar, vay be. yalnız sonu biraz gizemli ve askıda kalmış, kesin "2"'sini de çekerler bunun." dedim boş bulunup. sonraki haftalarda 2. bölümü izleyince "anaaa diziymiş lan bu!" şeklinde uyandım ama iş işten geçmiş, "lost" fırtınası başlamış çoktan. gerçi her bölümü yüksek bütçeli film kıvamında çekilmiş ama dizi kavramı bu günleri de görecekmiş.
jack ile açtık gözlerimizi. takım elbisemize uymayan bir orman temasından, çakılmış bir uçağın feryat figanına uzandık nefes bile alamadan. ölen öldü, kalan sağlar bizim oldu. son alevler de söndükçe olayı kavramaya başladık. toparlandık, acılarımız dindi, yine "medeni" insanlar gibi düşünmeye başladık. buradan (her neresi ise) kurtulmak, eski dünya yaşamlarımıza dönmek için işe koyulduk ama daha avuç avuç öncelikli sorunlarımız vardı. zevkinizi çok fazla mahvetmeden böyle izah edebilirim ancak bir "giriş"i.
şimdi esas izleyen arkadaşlar için ayrılmış bölüme geleyim. ne de olsa bu diziyi sadece izlemek yetmiyor, hakkında düşünmek, konuşmak, kafa kafaya verip teoriler üretmek de işin önemli bir kısmı. öncelikle bu kısmı okuyan hepinizin en azından birinci sezonu izlediğini varsayıyorum ki "hatch, 4 8 15 16 23 42, alex, others" dediğimde boş boş bakmayın. sanırım hepimiz adanın haritalarda ve dünyanın bilgi ağında yer almadığını biliyoruz. birinci soru şu ki: "nasıl?". günümüzde plaka numaralarını dahi uydudan okuyabilen bir sistemde yaşarken, dünyada keşfedilmemiş ve bilinmeyen neresi kalabilir ki?". aslında cevabı da sorunun üzerinde. dünya hakkında bildiğimiz çoğu şey; kıtalar, ülkeler, denizler, insanlar kendi gözlerimizle görmediğimiz ama birilerinden öğrendiğimiz bilgiler. yani ilk elden bize nasıl verildiyse öyle öğretiyoruz. bu da demek oluyor ki kıtaları ve kara parçalarını tespit eden sistem ayarlanırsa "amerika kıtası"nın bile farkında olmayabilirdik. bu da adayı görüntüleyebilecek sistemlerin aldatıldığı anlamına geliyor. nasıl ve ne zaman sorularını cevaplamaya gerek görmüyorum,
manyetizma ve askeri bağlantılar dahil pek çok senaryo üretilebilir.
karakterlerimize gelirsek, tek tek tanımlamayı geçiyorum ama hepsinin sıradan olarak düşündükleri önceki yaşamlarındaki tuhaflıkları sadece günlük hayatın dramları olarak görmek biraz iyimserlik olurdu. hemen hemen hepsinin ebeveynleri ya da aile üyeleriyle ilgili problemleri var. buna ek olarak flashback.lerini ilgiyle izlememize yol açan ve şimdiki ruh hallerine bağlantı kuran olaylar yaşamışlar. tanışmadan önceki ilginç tesadüfi karşılaşmalarına, kadraja girip çıkışlarına değinmiyorum bile. sanırım bu da çoook önceleri kurgulanmış bir sistem konusunda aklınızı kemirmekte. ve dikkatli bakılırsa her birinin geçmiş ve şimdiki seçimlerine ve tercihlerine dayanan bir gelişimleri olduğunu, iyi-kötü kavramlarının arasındaki ince çizgiyi farkedebiliriz. hatta "lord of the flies" kitabını daha önceden okumuş olanlar sezon boyunca yapılan atıfları ve benzer karakter değişimlerini gözden kaçırmamışlardır. ancak ortada sadece medeniyetten uzak bir ada ve sağ kalanlara ait bir hikaye olsa güzel bir yapım olurdu. ama "lost"u efsane yapan da olayların bu sınırdan sonra başlaması. öyle ki bu bir avuç insana alışmaları, benliklerine dönmeleri için izin verilmiyor. sürekli yeni gelişmeler ve bilinmeyenlerle uyarılıyor ve "sürülüyorlar". bu noktada en büyük gelişmelerin orada oluşları ve bilinmeyenlerin de birbirleri hakkında olduğunu görüyoruz. "hatch", sayılar, "black rock", "
others" ve tüm bunların ortasında yükselen uğursuz bir kule gibi "
dharma". sanırım biz izleyenler için en müthiş bölümlerden biri hatch de bulunan ve dharma'yı anlatan videoyu izlediğimiz bölümdü. başa sarıp tekrardan kare kare izledik ve anlatımın kesilip, atlayan bölümlerinde kafayı yedik. ama bazı taşlar yerlerine oturmaya başladı. farklı amaçlara hizmet eden sığınaklar ve belli bir amaç doğrultusunda kurulmuş bir sistemin varlığından haberdar olduk. ama asla "tamam lan olayı çözdük" diyemedik. çünkü her bölümde değişen "others" tanımımız bir türlü yerine oturmadı. en son "birden fazla grup" teorimizle ve elde kurbağa suratlı "henry" taşımızla bekleşmekteyiz.
kafamızı kurcalayan konulardan biri de "çocuk" kavramı ve "perfect civilization"dı. dharma'nın bu doğrultuda iyi niyetle yola çıktığını varsayıyoruz ve eğitilebilir bir bireyin önemi aşikar. yalnız lost'un çok şahane bir özelliği var; siz başka yöne bakarken masanın üzerindeki tavşanı anında ortadan kaybediyor. başka bir deyişle siz daha ortaya atılan bir sorunu çözemeden ilginizi başka bir soruna yöneltip çözümden uzaklaştırıyor. resmen sihirbazlık. işte tüm bu hengamede unuttuğumuz önemli bir gerçeklik var. "
rousseau"'nun kendi ekibi hakkında söylediği "....they were infected, i killed them..." adadan kimse çıkıp da bunu sorgulamadı mesela. "ne hastalığı, neden ve nasıl öldürdün...?" soruları bir çırpıda aklımızdan uçup gitti. ama dizinin geçmiş bölümlerinden edindiğim bir tecrübe üzerine ileriki bölümlerde önümüze atlayacak heyecan verici bölümlerden biri de bu olacak.
siyah-beyaz, ,iyi-kötü kavramlarının zıt kutuplar teorisine etkisi tartışılmaz. manyetizma ve polar denge konusu da az biraz üzerinde durulan konulardan. bu da bizi gelecekte oluşacak bir toplum bölünmesine hazırlıyor ki, ilk izlerini "mağara-kumsal" bölünmesinde görmeye başladık. tüm bunlara renk katacak en önemli şey de "others" ve silahların varlığı. insanoğlu kendini yok etmekte en ustalaşmış canlı olsa gerek.
end of
spoiler....................................
neyse bu kadar kaybolmak yeter. izleyenler anladı, izlemeden okuyanlara da büyük geçmiş olsun.
başta o kadar söyledik... bu arada sayılar ve 108 dakikada bir girilmesi konusunu başta bağladığım uydu meselesi ile herkesin çözeceğini düşünüyorum.