|
|
- 68 model ford mustang'i 0 modelken görmüş kuşaktır.
- türkiye solunun tarihinde önemli bir yer almış kuşaktır.. ancak, türkiye de sol onlarla başlamış değildir, osmanlı döneminde 1910 yılında hüseyin hilmi tarafından kurulan osmanlı sosyalist fırkasına kadar gider.68 kuşağının özelliği solun topluma yayılması tanınması hatta desteklenmesi noktasında sağlamış oldukları başarıdır.o zamana kadar sadece aydınlar yazarlar çevresinde desteklenen tartışılan sol düşüncenin topluma yayılmasını başlatmış olmalarıdır..yalnız bu sadece türkiyeyle sınırlı değildir, dünyanın genelinde sol hareketler kapitalizm karşıtlığı yayılmıştır bunu da tabii iletişim çağının ilk adımlarının yine bu dönemde atılmaya başlamış olması ve iktisadi anlamda bi durgunluğa girmiş olan kapitalizmin zayıflaması ya da 2. dünya savaşı esnasında doğan bu çocukların 2.dünya savaşından en karlı çıkan sovyetler birliğinin gücüne duydukları hayranlık ve beraberinde pek çok ülkede devrimlerin gerçekleştiği tarihsel sürece denk gelmiş olmalarının etkisi vardır. ancak türkiye de bu sol hareket 68 li yıllarda daha çok tam bağımsızlık ideali etrafında birleşir aslında istedikleri daha çok kemalist devrime sahip çıkmak ve hatta sapma olarak gördükleri demokrat parti gibi oluşumların amerikancı olmalarından kaynaklı amerikan düşmanlığıdır-hatta bu yönden ordu tarafından bi süre desteklenmişlerdir-sonrasında özellikle o zamanlar sol bi hareket olan fköile tanışmaları ile sol fikirleri benimsemeye başlamışlar ve iktidar tarafından halk tan aldıkları destek nedeniyle bir güç olarak görülmeye başlanmış ve ortadan kaldırılmaya çalışılmışlardır .hernekadar sosyalist devrim tohumunu türkiye ye onlar atmasa da topluma yaymaları ve romantik idealistlikleriyle sağlamış oldukları destek birer efsane olmalarına nedendir.bence devrimi amaçlayan kuşak aslında 78 lilerdir onlar sadece ve sadece sosyalist devrimi düşlemişler ve bu uğurda yaşamlarını sunmuşlardır..
- anlamadığım şey 67 ler 66 lar veyahut 69 lulardan farkları neydir bunların ? böyle sadece bir yıllık özel insanlar dünyaya getirebilecek sosyal ortamı nasıl hazırlıyabiliyoruz merak ettirir insanı.
- iyi birşeyler için çabalamışlardır belki ama bazılarının iddia ettiği gibi 68 kuşağı devrimi gerçekleştirmiş olsaydı, türkiye daha farklı bir yer olur muydu bunu bir kez daha düşünmek, kelebek etkisi ve geleceğe dönüş gibi filmlerin etkisinden kurtulup, olaya daha gerçekçi bakmak lazımdır...
- kapilatizmi bilmeden sosyalist olunmaz diye düşünmüş, bu konuda derslerine iyi çalışmış kuşak. günümüzde çoğu iş adamının 68 kuşağı olması şaşılacak bir durum değildir. ideolojik olarak görüşleri ve türkiye'nin geleceği için yaptıkları maalesef günümüze ulaşamamış, ulaşması engellenmiş kuşaktır aynı zamanda.
- savundukları şeyler uğruna ölen, işkenceler gören, bazısının kulağı duymayan, bazısının gözü görmeyen, acılar çekerek ölmelerini tüm kalbimle istediğim faşistler tarafından bombalanan evleri, tecavüze uğrayanları, yaralananları, öldürülenleri ve öldürenleriyle annemi, babamı, aile dostlarımızı anımsamamı sağlamış, yatmadan önce dinlediğim en güzel masallara sahip kuşak. öğrencileriyle yıllar sonra arkadaş olanları, sürülmedik yer bırakılmamış öğretmenleri, okula askerle giden öğrencileri olan kuşak. çocuklara dünyanın en anlamlı, en onurlu ve şerefli isimlerini de vermişlerdir. yaşananları anlatmaya sayfaların yetmeyeceği, siz evinizde rahat oturun diye çabalayan, siz 3 kuruşa sefalet çekmeyin, ezilmeyin karşı koymasını öğrenin diye canlarından vazgeçmiş kuşak... türkiye'nin kaderini değiştirmiş, hala ölen onca insandan sonra nasıl bir saygısızlıkla yok fabrikaları oldu, yok paraları var diye eleştiren saygısızların dönüp rahat etsin dedikleri bir yanlarını kime borçlu olduklarını düşünmek zorunda oldukları, hala türkiye'nin ayakta olmasını borçlu olduğumuz kuşak ve anımsadığımda bu saatte ağlamama ve boynumdaki çukurda bir gözyaşı göleti oluşturmama sebep olmuş, keşke öldürülmeseler yaşasalar ve istediklerini elde etselermiş dediğim, hakkında atıp tutanlardan milyonlarca fazla kitap okumuş, milyonlarca fazla şey başarmış, ilk önce insan olmuş ve savundukları uğruna canlarını tehlikeye atmış kuşak; iki kuruş para kazandığı için adam olduğunu sananların anlayamayacakları insanlar.
- belli ki içlerinden en iyi ve en verimlileri davası uğruna şehit veren bir kuşaktır. zira bu kuşaktan geriye kalan insanların büyük kısmı şu anda kapitalist sistemin parçası haline gelmiş, günümüzde kimileri kendi şirketini kurarken, kimileri de yurtdışındaki bazı büyük şirketlerde yöneticilik yapmaktadır.
- sadece doğu perinçek örneğiyle uşak olduklarının söylenemeyeceği kuşaktır. evet örgütlerin başına geçenlerin yönetim şekilleri eleştirilebilir, bir çayan ve kaypakkaya olamamışlardır ama bu koca bir nesli karalama hakkı da vermez kimseye. burda rakı masasında devlet kurtarmıyor, koca bir anti- emperyalist kuşağın ne oldukları ve yaptıkları hakkında yeni nesillerin, bilgi edinmesi amacıyla yazıyoruz. klavye başında oturup, bekara koca boşamak kolay misali "uşak oldular, örgüt başına geçenler padişahlık kurdu" söylemleri kendi pasifistliklerini kamufle edici saldirgan söylemlerdir ve kimseye faydası olmaz. örgütleri değerlendirirken, nasıl ve neden değişime gittiklerini de incelemek gerekir, dünyada değişen sosyalist akımlar ve dengelere göre...
nitekim , evet uşak olmayan kuşaktır. sonrası bu başlığın konusu değildir
- 1968 mayıs'ında, paris'te duvarlardaki afişlerden birinde şöyle deniyormuş:
"kimselerin giremediği yollara gir yürü; kimselerin düşünmediği fikirlere aç kafanı!"
- geriye kalanların reklamcı, turizmci, sanayici vs. olduğu kuşaktır. deniz'ler bir kez ölmüş, diğerleri tarihe gömülmüştür.
- konu ile ilgili ali ünal'ın, zaman gazetesinde şu tür bir yazısı yayınlanmıştır.
'68 kuşağı'
insan, mükerrem bir varlıktır; fıtratı gereği, özellikle vicdanının yönelttiği istikamette doğruyu arar. ne var ki, bu arayışta bazen farkına varmadan başına dalâlet külâhı düşer.
şu kadar ki insan, fıtratındaki potansiyel kerameti, yani pek çok cihazla donatılmış şerefli (mükerrem) bir varlık oluşunu pratikte gerçekleştirmek için sürekli kendisiyle mücadele etmesi gereken bir varlıktır da. yani, insanın kemale ulaşma cehdinde en önemli engeli yine kendisidir; o, kendisiyle "barışık" olarak değil, kendisiyle, "ene"siyle, yani "ben"iyle mücadele ederek, kendisine rağmen yaşayarak gerçek insanî kemalâta ulaşır.
fıtratındaki potansiyel kerameti pratikte gerçekleştirme, gerçek insanî kemalâta ulaşma cehdinde veya yolculuğunda insanı kamçılayan, yüce bir ideale sahip olmadır. bu ideali insan, içinde, vicdanında duymakla birlikte, o, kaynağı itibarıyla insanın üstündedir, ötesindedir. bundandır ve böyle olmalıdır ki insan, sürekli yukarıya doğru yükselsin. bu yükseliş ve onun motoru olan ideali gerçekleştirme yolunda insanın önüne daima "kendi"si; dünyevî tutkular, ailesi, çevresi, makam-statü düşkünlüğü, rahat yaşama arzusu, korku gibi bütün unsurlarıyla "ene"si, benliğinin dünyanın çocuğu olmasından kaynaklanan boyutu çıkar. işte insan, varlığının bu boyutunu aşabildiği nisbette gerçekten insandır; bu boyutunun duvarları arasına hapsolduğu nisbette de gerçek insanlıktan uzaklaşır. hayvan da olamaz; çünkü hayvan, ne geçmişin elemlerini çeker ne de gelecek endişesi taşır. yaşadığı hayatın insan gibi şuurunda değildir. insanî varlığın en önemli unsurlarından olan akıl, irade ve şuurdan bütünüyle veya insana nisbetle çok büyük oranda mahrumdur. o bakımdan, dünyadaki varlık vazifesini de yerine getirdiği için mutludur. dolayısıyla insan, varlığının dünyevî, bir bakıma hayvanî, yani dünyevî hayat ve canlılık boyutuna hapsolduğu zaman dünyevî mutluluk ve doyum açısından da hayvanların altına düşer.
"68 kuşağı" hikâyesi, özellikle medyayı büyük ölçüde ellerinde tuttukları veya ellerinde tutanlar tarafından tercih edildikleri için kendilerini iyi pazarlayan bir zamanların bazı "solcuları" tarafından nostaljik biçimde arada bir gündeme getirilmektedir. gerçekten bu kuşak, nostaljik biçimde andıkları dönemde bir ideal sahibi miydi? evet, genç insan, genellikle ideal sahibi insandır. ama ekonomik refaha, sadece "ötesi kabul edilmeyen" dünya hayatında maddî doyuma dayanan bir ideal uğrunda insan bu hayatını nasıl verebilir? bu, "komünist" düşüncenin bir başka çelişkisidir. dolayısıyla, komünizmi idealleştirmede başka faktörler olmalıdır. kanaatimce bunlardan biri, komünizm her ne kadar onun kavgasını vermese de, aslında her insanın fıtraten meftun bulunduğu adalet arayışıdır. ama komünist sistem uğruna çoğu genci harekete geçiren ve ölüme götüren asıl faktör, "kin ve düşmanlık"tı. kendine, nefsine rağmen bir ideal peşinde gidemeyen insanı en fazla harekete geçiren faktör, "kin ve düşmanlık"tır ve bunu en fazla kullanan, hattâ mücadelesini kin ve düşmanlık üzerine oturtan da komünizm olmuştur. bunun yanı sıra kendilerine rağmen yüce bir ideale bağlı olmayan insanları, bilhassa gençleri harekete sevk eden diğer faktörleri ise hatıralarında gördüğümüz üzere, her ne kadar batı toplumunda onu içten çökertecek bir "hannibal" olmayı hedeflemiş de olsa insan psikolojisi adına bazı önemli tesbitleri bulunan freud psikanalizinde görebiliriz. söz konusu psikanalizin adını koyduğu bu faktörler, özellikle derslerinde başarısız, gerekli ahlâkî terbiyeden de yoksun kalmış gençlerde, öğrencilerde çokça görülen "yüceltme, telâfi, yansıtma" gibi nefsanî arızalardır. yani insan, komplekslerini, eksikliklerini, başarısızlıklarını güya bir ideale adanma şeklinde yansıtır, yüceltir ve böylece vicdanını kandırmaya çalışır.
evet, bugün özellikle medya köşelerinden bu milletin büyük çoğunluğuna, onun bilhassa islâm'dan kaynaklanan değerlerine kin ve düşmanlık kusan elemanlarıyla 68 kuşağının, komünist de olsalar, kapitalist de olsalar, baştan bu yana hep aynı kaldıkları görülüyor.
- onlar bir devre adını verenler, onlar ki yola kelle koltukta çıkanlardılar. anlaşılmak isteyen ama anlamamakta direttiklerimiz onlar. asker devlete, manda haline getirilmiş devlete, sömürülmüş devlete,gerici devlete, kısacası demirel ve o'nun gibilerin yarattığı devlete karşıydılar. onlar özgür bir ülkede yaşamak istiyorlardı. yabancı bayrakların gölgesinden gün ışığına çıkmış bir ülkeydi tek hayalleri. 68 kuşağı istanbul üniversitesi'nin kürsülerini tek tek işgal edeli 40 yıl olmuş. bugün 68'in bayrağı deniz gezmiş,mahir çayan gibi isimler ne yazık ki öldükleri yaştalar. kaderin cilvesi ki ülke ne kadar yaşlanıp çürümeye yüz tutarsa tutsun devrimin genç yüzleri hala gençler ve hale efsane...
o gün o kürsüde olan 68'lilerin yüzündeki yorgunluk kırk yıl önce gerçek bir umuttu. onlar umut taşıyordu. slogan atarken asılan ve sertleşen ifadeler kocaman yürekli adamlara aitti. inandıkları bir mücadeleyi veriyorlardı. bu yazıyı yazmadan önce bir çok 68'linin yazı ve röportajlarını okudum. istisnalar haricinde aralarından dönek çıkmayışı ve saklanmaya gerek duymayışları, kendilerini piç adleden vatana kendilerini adamışlıkları o kadar güzeldi ki, onlar hakkında yazmak onları yaşatmak ihtiyacı güttüm. web sitelerini gezerken onlarca şeyle karşılaştım. ankara'nın taşına bak'ın bir uyarlamasını gördüm sonra:
ankara'nın taştır yolu
yenkee sarmış sağı solu
sen gösterdin halk savaşı
devrim için doğru yolu
zulüm bir gün duracaktır
halk zinciri kıracaktır
işçi-köylü yoksul halkım
iktidarı alacaktır
bugünü düşündüm. şimdi çoğunun o kürsüyü işgal ettiği yaştayım ve o salonda olma ayrıcalığına bile erişemeyecek kadar tembeldim belki de. belki de haberim yoktu; ama ben onlardan biri olmak istesem bile onlar kadar inanan kaç kişi bulabilirim, kıyafette değil kafada etki bırakacak büyük devrime.
haberi izlerken baktım ve genç yüzler gördüm. haberin sonunda birbiriyle çatışan genç yüzler. kendimi onların yerine koymak istedim, dayanamayıp kestim bu hayali bir yerde. 68'lerin yerini almaya çalışan 08'lilerin kalbinde de gözlerinde de umudu göremedim ve yalnızca sustum.
belki de tüm devrime inananlar bir süreliğine susup kendini dinlemeli demeyeceğim. 80'de 70'te susturulan ilerici kesim, bugün yaşlandı. susturulmaktan korkmadıkları için, işkenceden yılmadıkları için bugün 68 kuşağı zaman zaman kafa tokuşturanlardan bile aferin alabiliyor. bugün 68 kuşağının en çok okuduğu şairi nazım hikmet sözde özgürlükçü başbakan için şiirini okuduğu bir şair oluyorsa, bu 68'in yok olmuşluğunu değil, haklılığını gösterir. populizme alet olmadan diğer şiirler ve marşlar, chp'nin sözde gayretlerine meze olmadan nazım'lar yılmaz'lar, bir şeyler yapma zamanı geldi de geçiyor.
- son dönemde liberaller tarafından kemalist çizgide olmak gibi absürd bir suçlama altında bırakılan 68 kuşağı ile ilgili, tam da bu hususta ele alınmış güzel bir yazı mevcut. radikal'de yayımlanması şaşırtıcı olsa da okunmalı.
(bkz: http://www.radikal.com.tr/...)
- bugün ulusalcılık adıyla doruğa çıkan neo kemalist akımın öncüleridirler.
- ikinci dünya savaşında etkisini gösteren nazizmin öncüleridirler. saçma oldu değil mi? bence de.
- kendilerinin ulusalcı olduklarını bugün yaşayan üyeleri bizzat da söyleyen kişilerdir. 68'lilerin ulusalcı olmadığını sadece iki tip insan savunur,
1) idole ihtiyaç duyan çömez solcular, çünkü bunlar okuyarak değil havasından solcu olmuşlardır.
2) liberalleşmiş eski solcular, çünkü bunların da dönmüşlüklerine kılıf olacak bir tutarlılığa ihtiyaçları vardır ve bugünkü liberalleşmiş, ama yenilgilerini itiraf etmek yerine "o gün de özgürlükçüydük, gene aynı yerdeyiz, yapılması gereken soylu hatalardı onlar" muhabbetine muhtaç olanlar. solun kıyısından geçmemiş kökten bir liberal için bu tür savunmalara da bir ihtiyaç yok, olayları olduğu gibi görmek mümkün.
- 68 kuşağı deniz gezmiş, mahir çayan, ibrahim kaypakkaya gibi sol görüşlü önderlerin liderliğinde oluşturulan türkiye'deki sol hareketin adıdır.
60 yılların içinde bulunduğu ve tüm dünyada esen özgürlük akımından ve savaş karşıtlığından etkilenmiş ve türkiye'de sol görüşlü 60 yılları gençliğinin oluşturduğu bir akım olarak bilinir.
68 kuşağında öğrenci hareketleri , önce üniversitelerde reform yapılması için 60 yılların başından itibaren ve amerika'da başlayarak bir çok ülkede yaygınlaşmaya başladı. üniversitelerde otoriter eğitimin kaldırılıp eğitim sisteminde reformlar yapılması , daha özgürlükçü ve bağımsız daha eşitlikçi bir sistemin kurulması talepleriyle başladı daha sonra da siyasi boyutlara dönüştü.
aynı dönemde kapitalist bir çok ülkede ve özellikle amerika'da sisteme aykırı hareketleriyle ön plana çıkan hippiler gibi özgürlükçü ve antimilitarist akımlar oluşmuştu. amerika'daki 60 kuşağının en önemli hareketi o zaman amerika'nın yürüttüğü vietnam savaşına karşı yaptıkları protestolardı ve hem amerika'nın verdiği kayıpların aşırı artması hemde tüm dünyada ve amerika'da yayılan savaş ve amerika karşıtı gösteriler sonucu amerika savaşı sonuçlandıramadan vietnam'dan çekilmek zorunda kalmıştır.
ancak arkasında kimyasal felaketler ve tarihin bile utançla bahsedeceği hiroşimalar bırakmıştır.bu gün kü ırak katliamları gibi.....
68 kuşağının hareketliliğini başlatan olayların ilki fransa'daki sourbonue üniversitesinde meydana gelen öğrenci ayaklanmasıdır. ayrıca latin amerikalı devrimci e.che guevera'nın 1967 yılında bolivya dağlarında yakalanarak öldürülmesi bu hareketin yayılamsına etkendir.
ancak dünyanın hiç bir ülkesinin egemen sınıfı, ülkemizde olduğu gibi kendi gençliğine bu denli düşmanlık gütmedi.
batı burjuvazisi kendi 68 kuşağı gençliği ile bir şekilde uzlaştı onların yaratıcılığını ve enerjisini rutin düzenini yenileme biçiminde değerlendirdi. demokrasisinin sınırlarını genişletti . batıda halen demokrasiden söz edilebiliniyorsa bu 68 kuşağının mirasıdır.
türk egemenlerin yönetimleri ise son derece kıyıcı oldu. ülkeye ve halka bağlı ,yetenekli ve atak gençler hunharca katledildi. denizler idam edildi, ibrahimler en ağır işkencelerden geçirilip kaybedildi. nurhak'larda sinan'ların kadir'lerin alpaslan'ların kızıldere'de mahir'lerin oluk oluk kanı akıtıldı.
toplum isteyerek yada istemeyerek egemen sınıfa suç ortaklığı yaptı.ulkenin sorunları ile ilgilenen aydın gençlerini düşman görerek emperyalizme boyun eğdi.
ama.....68 kuşağının içtenlikli , dürüst ve yurtsever gençliğinin bağımsızlık yolunda vermiş olduğu mücadele
inanıyorum ki ondan sonraki tüm kuşaklara ışık tutmuştur, tutacaktır.....
- bu şarkımız "kendilerini bilenlere" gelsin.
(bkz: http://www.sendika.org/...)
- "mayıs 1968'de hep sözler şeylere tercih ediliyordu, ama sonunda sözler karşısında şeyler baskın çıktı!.."
regis debray.
- türkiyeli sosyalist öğrencilerin devrim bayrağını ele aldığı dönemdir. teori ve pratikte doğru ve hatalı olan tarafları tabi ki olmuştur. ama unutulmamalıdır ki dönem gençliği kızıl bayrağı elden ele taşımış şerefli insanlardır. sonrasında 70lere gelindiğinde bayrak asıl sahibi olan işçi sınıfının eline geçmiş ve bu gençlik yerini bilerek işçi sınıfının yanına yerini almıştır.
- insanlığa dünyanın değişebileceği umudunu ve güvenini veren mücadeleye iştirak eden zatı muhteremlerdir efenim.
- 2000 ler gençliği gibi kendini pop müziğe, alışveriş çılgınlığına, sekse, marka takıntısına değil ülke ve dünya sorunlarına vermiş bir nesildir.
- bugün bu memlekette az biraz adam varsa, bu güzel insanların sayesindedir. (onarın etkilediği insanlar, etkilediklerinin etkiledikleri vs.)
|